Yüzyıllar boyunca birçok düşünür tarihin tanımı hakkında görüş bildirmiştir. Örneğin ; "Tarihin babası" lakabı ile anılan ve "Historia(Tarih)" adlı eseriyle meşhur "Herodot" "yaşanmış şeylerin kayıt altına alınması" şeklinde tarihi tanımlarken; "Ömer Hayyam" tarih bilimi için; "kâinatın vicdanı"; İslam tarihçisi" İbn Haldun" ise tarihin tenkitçi yani eleştirel bir yaklaşımla incelenmesi gerektiğine inanmıştır.
Bu tanımlara zamanla yenileri de eklenmiştir . Ancak en genel tabir ile tarih; geçmişte yaşanmış olay ve olguların; yer- zaman göstererek sebep sonuç ilişkisi içerisinde belgelere dayalı olarak incelenen bilim dalıdır denilmektedir. Çoğu lise ve sınavlara hazırlık kitaplarında bu tanımı görmekteyiz. En naif tanımlardan biri kabul ettiğim: "Tarih kâinatın vicdanıdır" tanımı ve tarihçilerin kutbu olarak anılan tarihçi "Halil İnalcık" hocamızın: "tarihin muhakkak belgelere dayalı olarak incelenmesini" vurgulaması aslında tarihte gerçeğe en yakın veya gerçeğin tamamen kendisini açığa çıkartmamız gerektiğinin öneminden bahsetmektedir.
Günümüzde veya yakın geçmişte tarihi gerçeklikten tamamen bağımsız şekilde "uydurmaca" olarak anlatan, belirli bir politika ya da fikir ekseninde yorumlayan tarihçilere rastlamak mümkündür. Ve tarihî gerçeklerin saptırıldığını günümüz "tarih" dizilerinde de görebilmekteyiz .Tarihimiz ile ilgisi dâhi olmayan olaylar ya da durumların gerçekmiş gibi yansıtılması elbetteki tarih bilimi ile uzaktan yakından ilgili değildir. Ancak şöyle de bir gerçek vardır ki; gerçeğe yani tarihte yaşanmış olayların yüzde yüz en gerçekçi şekilde bilinmesine de imkân yoktur. Sebebi de; geçmiş zamanda yaşanmış olayları "gözlemleme" şansımız olmadığı içindir. Lakin bu demek değildir ki ortaya çıkan yazılı, yazısız birçok belgenin gerçeği bilmemizde hiç mi önemi yoktur? Elbetteki belgelerin değeri asla yadsınamaz ve günümüzde bir "tarihten" bahsediyorsak bu da kendi dönemlerinde yazılmış birinci elden kaynaklar sayesindedir. Ve bu kaynakları yorumlamak, kaynaklar üzerinden bir tarihî bilgi ortaya koymak da tarihçilerin görevidir. Alman tarihçi "Ranke"nin söylediği gibi; "belge yoksa tarih yoktur."
Tarihin tüm bu bahsettiğimiz bilim olma özelliğinin yanında birçok sanat dalına, edebiyata, sinemaya ya da insan hayatına ilham olduğunu düşünüyorum. Tarihte yaşanmış olaylardan ders çıkartmanın günlük yaşantımıza dâhi bir katkısı olduğunu ve birçok insani uygulamayı günümüze uyarlayabileceğimize inanıyorum. Örneğin; yaratılmış tüm mahlukata hizmet amacı taşıyan, özellikle Osmanlı da birçok örneğine rastladığımız "vakıf" uygulamasının şimdi bile yaşatılması imkânsız değildir. Yardımlaşma kültürünü sürdürerek; insanlara, tabiata, canlılara fayda sağlamak amacı ile yapılmış olan her türlü hayratın hem kültürümüz hem de tarihimiz için önemli olduğu aşikardır. Öyle ki tarihin eski dönemlerinden kalan birçok mimari eser bunun en somut göstergesidir. Hayat birazda faydalı işler ile yaşamı güzelleştirme çabası olduğu için bu ve bunun gibi örnekleri hem kendi tarihimiz hem de dünya tarihinden birçok örneği şimdi bile yaşatmamız ; özellikle kendi tarihimizden bu anlamda ilham almamız fazlasıyla mümkündür...