Türk tarihinde yönetim birimleri Türklerin göçebe yaşam sürdükleri zamanlarda Otağ-ı Hümayun adıyla çadır şeklinde yapılandırılırken, yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte hükümdarların yönetim merkezleri mimari yapıda inşa edilmeye başlanmıştır. Bu dönemlerde ve sonraki dönemlerde oldukça mütevazı inşa edilen bu yapılardan, özellikle Osmanlı saraylarından ve bu sarayların teşkilat yapısından bahsedeceğiz.

Osman Bey Osmanlı Devleti’ni kurduğunda bir saray mimarisinden söz etmemiz mümkün değildir. Çünkü devlet yeni kurulmuş, fethedilen yerler ve teşkilat yapısı da doğal olarak sınırlıdır. Bu sebepten ötürü Osman Gazi’nin Söğüt’teki ikametgâhı hayli mütevazıdır. Orhan gazi döneminde ilk saray Bursa’ya yapılmış, devlet buradan idare edilmeye başlanmıştır. 17. Yüzyıl seyyahlarından Evliya Çelebi ‘’Seyahatname’’ adlı eserinde bu saraydan şöyle söz etmektedir: ‘’Eski padişahlara ait saray da bu kalededir. Fatih’e gelinceye kadar padişahların sarayı bu idi. Fakat Hüdavendigar Gazi bazen Edirne sarayında otururdu. Şimdilerde ise bu saraylara rağbet kalmamış ve terk edilmişlerdir.’’ 1. Murat’tan itibaren Edirne sarayı inşa edilmiş ve bu dönemden itibaren hem Bursa hem de Edirne sarayları kullanılmıştır. İstanbul’un fethinden sonra ise Fatih Sultan Mehmet buraya şimdilerde giriş kapısının İstanbul Üniversitesi kapısı olarak kullanıldığı Eski Saray (Saray-ı Atike Mamure) inşa ettirmiş, bir süre bu saray kullanılırken Topkapı Sarayının inşası sonrası ise Topkapı Sarayı devletin idare merkezi olarak kullanılmıştır.

Topkapı Sarayı Birun, Enderun ve Harem bölümlerinden oluşmaktadır. Birun kelimesi ‘’Dış Saray’’ anlamındadır. Ve burası saray bürokratlarının ‘’at’’ ile giriş yapabildiği bölümdür. Buraya Topkapı sarayının ana giriş kapısı olan ‘’Bab-ı Hümayun’dan’’ girilmektedir. Divan-ı Hümayun toplantıları bu bölümdeki Kubbealtı denilen bölümde yapılmıştır. Birun’da Kapıkulu ordusu, müteferrikalar, çaşnıgirler, çavuşlar, hekimler, Yeniçeri Ağası vs. gibi sarayın dış hizmetli kadrosu yer almaktadır.

Enderun ise hükümdarın saraydaki özel yaşamını ve idari işlerini sürdürdüğü yerdir. Enderun ‘’iç’’ anlamına gelir. İlk olarak İkinci Murat zamanında Edirne sarayında oluşturulmuştur. Birun ve Enderun’u birbirine bağlayan ‘’Babü’s selam’’ kapısıdır. Enderun’da padişahların elçileri kabul ettiği ‘’Arz Odası’’ ile ‘’Hazine-i Hümayun’’ ve ‘’Enderun Mektebi’’ bulunur. Ayrıca burada Yavuz Sultan Selim’in halifeliğin Osmanlı devletine geçmesine vesile olan Mısır seferi (Memlük devletinin yıkılması ) sonucunda İstanbul’a getirtilen Kutsal emanetlerin yer aldığı ‘’Hırka-yı Saadet’’ bölümü yer almaktadır. Ayrıca Enderun’da devşirme çocukları eğitilmiş ve devlete yönetici olarak yetiştirilmişlerdir.

Sarayın en mahrem bölümü Harem’dir. Burası padişahın günlük yaşamını sürdürdüğü yerdir. Arapçada harem yasak anlamına gelmektedir. Burada yalnızca hanedan üyeleri, darüssade ağaları ve hizmetliler bulunmaktadır. Harem, bürokratlara eş yetiştiren okul görevi de görmüştür. Burada bulunan hanımlara din, bilim, kültür eğitimleri verilmiş. Ayrıca dikiş, nakış, sofra vb. hizmetleri de verilmiştir. Verilen eğitimler ile cariyeler, bir bürokrata, bir hükümdara eş olacak niteliklere kavuşturulmak istenmiştir.

Topkapı Sarayı gayet mütevazı biçimde inşa edilmiştir. Görsel olarak Avrupa saraylarındaki ihtişamlı mimari yapı Türk saraylarında söz konusu değildir. Kapılar, pencereler ve sarayın bölümleri vs gibi iç ve dış özelliklerinde insani ölçüler hâkimdir. Üç kıtada hüküm sürmüş bir devletin yönetim merkezinde böyle bir mantık gütmesi dünya malının geçiciliğini, asıl kalıcı olanın ise devleti devlet yapan hak, adalet, huzur, güven vs gibi unsurların olması gerektiğine önem veriliyor olması olabilir. Osmanlı devletinin günümüze dek değerini koruyan dünyanın her bir yanındaki somut ve soyut mirası ise bunun en büyük göstergesidir…