Osmanlı Devleti ilk kurulduğunda Selçuklu sultanı tarafından Osman Gazi’ye gönderilen ilk bayrak ‘'Ak Sancak’tır. Bu bayrak devletin en yüksek egemenlik, bağımsızlık ve saltanat sembolüdür. Tarihî kaynaklara göre, Anadolu Selçuklu Sultanı (II. Mesud veya III. Alâeddin Keykubad), Osman Gazi'ye beylik alameti (istiklal nişanesi) olarak bir davul (tabl) ile birlikte bu beyaz sancağı göndermiştir.

Yavuz Sultan Selim Dönemine kadar devletin genişleme dönemlerinde ve Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferine kadar, Ak Sancak ordunun ve devletin dalgalandırdığı tek ve birincil ana sancak olarak gücünü korumuştur.

1326’lı yıllarda Osmanlı Beyliğinin kullandığı sancak(bayrak)tır.

İstanbul’un fethinden hemen sonra (1453 yılı ve takip eden klasik dönemde) Osmanlı Devleti’nde tek bir milli bayrak kullanılmamış, ancak Fatih Sultan Mehmet dönemi ve sonrasına damgasını vuran çok belirgin başlıca sancaklar ön plana çıkmıştır.

1453 – 1701 yılları arasında kullanılan sancak

18. yüzyıl (1700-1799), Osmanlı bayrak tarihi için tam bir "kırılma ve dönüşüm" dönemidir. Bu yüzyılın ilk yarısında klasik dönem çok kültürlü ve çok renkli askeri sancak geleneği devam ederken, yüzyılın sonuna doğru ilk kez ay-yıldızlı modern ve merkezi devlet bayrağına geçiş adımları atılmıştır. Alfred Znamierowski'ye göre Osmanlı İmparatorluğu'nun ay-yıldızlı kırmızı bayrağı kullanmaya başlanması 1793 yılına dayanır. 1793 - 1826 yılları arasında Osmanlı donanmasında ve devlet kurumlarında resmi olarak kullanılan kırmızı fon üzerindeki beyaz hilal ve sekiz köşeli yıldız, imparatorluğun hem köklü Türk-İslam geleneğini hem de modernleşme vizyonunu simgeliyordu.

1793 – 1826 yılları arasında kullanılan Türk bayrağı

Kırmızı yani al renkli fonun anlamı; kırmızı renk Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan beri süregelen hanedan ve egemenlik rengidir. Beyaz Hilal (ay); Hilal, Osmanlı'nın İslam dünyasının lideri (Hilafet makamı) ve koruyucusu olduğunu simgeler. Gökyüzündeki ışığıyla adaleti ve devletin tebaasını (halkını) şefkatle sarmasını ifade eder. Bugünkü beş köşeli yıldızdan farklı olarak o dönem tercih edilen sekiz köşeli yıldız, doğrudan kadim Türk-İslam kültürüne ve tasavvufuna dayanır. Coğrafi olarak 4 ana yönü ve 4 ara yönü (toplam 8 yönü) temsil eder. Bu, devletin dünyanın her yönünde zafere ulaşacağı ve her yere adaletle hükmedeceği anlamını taşır. İslam inancındaki sekiz cennet kapısını ve ilahi rahmeti sembolize eder. 8 Temel Erdem (Selçuklu Mirası): Anadolu Selçuklu Devleti'nden devralınan bu yıldızın her bir köşesi insani ve devlet yönetimine ait bir erdemi temsil ederdi:

  1. Merhamet
  2. Şefkat
  3. Sabır
  4. Doğruluk
  5. Sır tutmak
  6. Sadakat
  7. Cömertlik
  8. Şükretmek

M. Zeki Pakalın'ın 19.yüzyıl Osmanlı Vak'anüvislerinden (devletin resmî tarihçileri) Lütfi Efendi'nin, Lütfi Tarihi adını taşıyan eserinin birinci cildinin 242. sayfasından naklettiği bilgiye göre; günümüzde de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kullandığı kırmızı zemin üzerine beş şualı-köşeli kullanılan ay-yıldızlı bayrağın ilk kez Sultan II. Mahmut zamanında hicrî 1242, miladi ise 1826 senesinde yayımlanan resmî tebligatlar muvacehesinde resmen kullanıldığını nakletmektedir." 1826 - 1844 yılları arasında kullanılan al bayrak, Osmanlı İmparatorluğu'nun radikal bir değişim ve modernleşme sancıları çektiği Sultan II. Mahmud dönemiyle özdeşleşmiştir. 1826 yılı, Osmanlı tarihinde Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması (Vaka-i Hayriye) ve yerine Batı tarzı Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye ordusunun kurulduğu yıldır. Bu askeri devrimle birlikte, devletin sembollerinde de çok önemli bir standardizasyona gidilmiştir. Bu dönemin en belirgin özelliği, daha önce III. Selim döneminde kullanılan sekiz köşeli yıldız tasarımlarının yerine, ilk kez resmi düzeyde beş köşeli (şualı) yıldızın tercih edilmeye başlanmasıdır. Bu dönem bayraklarındaki beyaz hilal, bugünkü Türk bayrağına kıyasla daha kalın ve ağzı (açıklığı) daha geniş bir yapıya sahiptir. Beş köşeli yıldız, hilalin tam uçlarının ortasına gelecek şekilde, ancak hilalin derinliğine daha yakın (bazen neredeyse hilalin içine gömülü) konumlandırılıyordu. Klasik dönemdeki tamamen el işçiliği sancakların aksine, ordu ve donanmanın tek tip düzeni için bayrakların kumaş, renk ve motif bütünlüğüne dikkat edilmeye başlandı. Bu dönemde fiilen oturan tasarım, 1844 yılında Sultan Abdülmecid dönemindeki Tanzimat reformlarıyla imparatorluğun "resmi ve milli genel bayrağı" olarak tescillenmiştir. Aynı tasarım, 1936 yılında ölçüleri yasayla sabitlenerek Türkiye Cumhuriyeti bayrağı olmuştur.

1826 – 1844 yılları arasında kullanılan Osmanlı İmparatorluğu bayrağı

Günümüzde kullanılan Türk bayrağı, rengini ve temel tasarımını Osmanlı İmparatorluğu'nun modernleşme döneminden (özellikle 1844 Tanzimat reformlarından) devralmış, ölçü ve standartları ise Cumhuriyet döneminde kanunla kesinleştirilmiş bağımsızlığın, birliğin ve egemenliğin en kutsal sembolüdür. Türk bayrağının şekli, geometrik oranları ve yapım esasları 29 Mayıs 1936 tarihli 2994 sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile yasal güvenceye alınmıştır. Bugün yürürlükte olan kurallar ise 1983 tarihli ve 2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile belirlenmiştir. Hilal ve yıldızın büyüklüğü, birbirine olan mesafesi ve bayrağın uçkuruna olan uzaklığı santimetresi santimetresine matematiksel formüllerle sabittir. Rastgele oranlarda üretilemez.

Hilal (Ay); Tarih boyunca Türk-İslam devlet geleneğinde barışın, adaletin ve İslamiyet'in koruyuculuğunun simgesi olmuştur.

Yıldız; Bağımsızlığı, parlak geleceği ve özgürlüğü temsil eder.

En yaygın ve köklü inanışa göre; savaş meydanında dökülen şehit kanlarının oluşturduğu havuzun üzerine, gece gökyüzündeki hilal ve yıldızın yansıması sonucu Türk bayrağının bu kutsal görüntüsü ortaya çıkmıştır…

Bu vesileyle 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu; milletimiz, yurdumuz ve bayrağımız sonsuza dek daim olsun…