Osmanlı devrinin sosyal hayatı hakkında özellikle Avrupalı seyyahlar tarafından kaleme alınmış eserler mevcuttur. Bu ve daha spesifik konularla ilgili bilgilere dönemin minyatür eserleri, yabancı seyyahların yazdığı mektuplar, seyahatnameler vs. gibi eserlerden öğrenmekteyiz. Bu eserlerden en önemlilerinden birisi ; Üçüncü Ahmet döneminde İstanbul’da bulunan İngiltere elçisi Montegü’nün eşi Lady Montegü’nün 1717-1718 yılları arasında yazmış olduğu mektuplardır.

Günümüzde bu mektuplar ‘’Şark Mektupları’’ ismiyle yayınlanmaktadır. Lady Montegü bu mektuplarda, İstanbul’un sosyal hayatı, eski eserleri ve şehirdeki yaşayış hakkında bilgi vermiş, o dönemi anlayabilmek adına bizlere birçok açıdan ilham olmaktadır.

ŞARK MEKTUPLARI I

Lady Montegü, 18. Yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti’ne İngiliz Büyükelçisi olarak atanan Milord Montegü’nün eşidir. Farklı bir kültürden gelen bir kadının gözüyle yazılmış mektuplardaki anlatım, döneme önemli ve aynı zamanda merakla da okunacak bir belge niteliği taşımaktadır.

Montegü, 1 Nisan 1717 yılında Edirne’de Milady’e yazmış olduğu bir mektubunda Osmanlı hanımları ile bir ortamda karşılaştığından ve kadınların kişisel özelliklerinden bahsetmektedir: ‘’ … Üzerlerine inciler ve kurdeleler serpilmiş birçok örgü bulunan zarif saçlar omuzlarından aşağı sarkıyor. Tamamı da güzellik perilerini andırıyor.’’ Başka bir paragrafta ise; ‘’…Arkamda beygire bindiğim zamandaki elbisem bulunduğu için Türk hanımlarına pek garip göründüm. Fakat hiçbiri de bana karşı ufak bir hayret, onuruma dokunacak en küçük bir merak göstermedi. Tam tersine, hepsi de nezaket gösterdiler. Avrupa’da hiçbir saray düşünemem ki orada kadınları, bir yabancıya karşı bu derece namuslu bir kişiye yakışır şekilde hareket etsinler… Hiçbirinde de, o bizim âlemlerimizde başka bir kıyafetle biri görünür görünmez gösterilen aşağılayıcı tebessümlere, kulağa gelen fısıltılara rastlamadım. Benim için birçok defalar : ‘Güzel, pek güzel!’ dediklerini işittim… ‘’

Lady Montegü ‘’Şark Mektupları’’ ile Avrupa’nın Türklere karşı olan önyargılarını kırmaya çalışmıştır. Şahit olduğu bazı durumları kendi bakış açısıyla değerlendirmiştir. Bir başka mektubunda "…Hiç şüphe yok ki Türklerin dini ve ahlakı hakkındaki bilgilerimiz çok eksiktir. Çünkü memleketlerine ya kendine ait işlerden başka bir şeyle meşgul olmayan tüccarlar veyahut doğru ve tam bilgi alamayacak derecede az oturan gezginlerden başka kimse gelmez." Der ve şöyle devam eder: "…Kendi yetenekleri hakkında zannederim, bunlar kadar alçakgönüllü bir millet yok."

Montegü Avrupa kültürü ile Türk kültürünü kıyaslarken Osmanlı’da yaşayan kadınların kendilerine göre daha hür olduklarını şu cümleler ile açıklar: ‘’Türk kadınları şüphesiz ki bizlerden çok daha hür; bunun delilini göreceksiniz. Herhangi bir sınıfa ait olursa olsun bir kadının iki adet yaşmak (yüz örtüsü) örtünmeden sokağa çıkması yasak. Bu örtülerin biri ile gözler dışında yüzlerini örtüyorlar; öbürü ile saçlarını örtüp bedenlerinin yarısına kadar arkalarına sarkıtıyorlar. Vücutlarını da bir ferace ile kapatıyorlar. Ferace; kışın çuhadan, yazın ince veya ipekli bir kumaştan yapılıyor. Kadınlar bu ferace ile o kadar kıyafet değiştiriyorlar ki, en kıskanç bir koca bile zevcesine sokakta rast gelse tanıyamıyor. Şimdi buna birde sokakta hiçbir erkeğin bir kadını takip etmeye veya dokunmaya cesaret edemeyeceğini ilave ediniz. İşte bu daima maskeli kıyafet, kadınların hiç yakalanmadan tutkularını tatmin için kendilerini tamamen hür bulunduruyor.’’