Bazı yazıları, bazı tweetleri okuyunca insan düşünüyor: Herhâlde memleketin bütün sorunları çözüldü. Emekli rahatladı, asgari ücretli ay sonunu getirdi, çiftçi borcunu ödedi, esnaf kepengini gönül rahatlığıyla açtı… Bir tek Yeni Parti’de kimin seçileceği kaldı! Kim kime ne demiş? Kim kimi desteklemiş? Kim kime kırılmış? Hangi adayın arkasında kim varmış?
Sabahtan akşama aynı hesaplar, aynı kulisler, aynı imalar… Seçimi konuşmak başka, her sözü dedikodu malzemesine çevirip tweet üzerinden partiye yön vermeye çalışmak başka.
Elbette parti seçimleri haber olur. Adaylar eleştirilir, yöntemler tartışılır, yanlışlar yazılır. Demokrasi dediğimiz şey zaten sorgulamayı gerektirir. Ancak ortada üyelerin iradesiyle yürüyen bir süreç varsa biraz da o iradeye saygı göstermek gerekir.
Bu, bir siyasi ailenin kendi içindeki demokrasi mücadelesidir. Farklı düşünceler de olur, rekabet de olur, kırgınlıklar da yaşanır. Her tartışmadan kopuş, her itirazdan kavga, her seçimden düşmanlık çıkarmaya uğraşmayın.
Bizim oralarda söylenir: Kılıç kınını kesmez.
Bugün ayrı adayları destekleyen insanlar, yarın aynı amaç için yan yana çalışabilir. Kervan da yolda düzülür. Yeter ki üyenin sözünü küçümsemeyin, kendi hesabınızı onun iradesinin önüne koymayın.
Herkes rahat olsun. Bir partinin geleceğini birkaç kişinin tweeti değil, üyelerinin kararı belirler.
Ama asıl merak ettiğim başka bir mesele var.
Partinin içindeki her cümleyi büyüteçle inceleyen, her kulis bilgisini büyük bir memleket meselesi gibi sunan arkadaşlar…
Fon yolsuzluğu iddiaları konusunda da aynı ısrarla hesap soruyor musunuz?
Paraların nasıl toplandığını, denetimin nerede olduğunu, insanların nasıl mağdur edildiğini sorguluyor musunuz? Bir parti seçiminde kimin kimi desteklediğini araştırdığınız kadar, vatandaşın parasının akıbetini araştırıyor musunuz?
Emekli için ne yazdınız?
Markette aldığını kasada geri bırakan, maaşını kirayla fatura arasında paylaştıran insanın sesi kaç kez sizin gündeminize girdi?
Asgari ücretli için ne söylediniz?
Sabah işe gidip akşam evine dönen, bütün ay çalıştığı hâlde geçim hesabından kurtulamayan insanın derdini, bir kongre kulisi kadar önemsediniz mi?
Çiftçi için ne yazdınız?
Tohumunu, gübresini, mazotunu borçla alan; gözü yağmurda, aklı ödeme gününde olan üreticiyi dinlediniz mi? Tarlasına attığı tohumla birlikte umudunu da toprağa bırakan insanın hikâyesine yer ayırdınız mı?
Akaryakıt zamlarını ne kadar konuştunuz?
Depoya gelen yükün nakliyeye, nakliyenin pazara, pazarın mutfak masrafına nasıl yansıdığını anlattınız mı? Direksiyon başındaki şoförün, traktöründeki çiftçinin, mal taşıyan esnafın sıkıntısını gündemde tutmak için de bu kadar uğraştınız mı?
Merak ettiğim için soruyorum: Önceliğiniz bu ülkenin yaşam standartları mı, yoksa Yeni Parti’nin dedikodu gündemi mi?
Çünkü tercih ettiğiniz konu, görmeyi seçtiğiniz insanı da gösterir.
Sürekli koltukları konuşursanız mutfaktaki boşluğu göremezsiniz. Sürekli aday hesapları yaparsanız ay sonu hesabını kaçırırsınız. Her gün “Kim kazanacak?” diye sorarken, yıllardır kaybeden vatandaşın sesini duyamazsınız.
Üstelik halk bu tartışmaları sizin düşündüğünüz kadar merak etmiyor. Emekli, hangi adayın kiminle fotoğraf çektirdiğini değil, maaşının neden yetmediğini düşünüyor. Çiftçi, hangi grubun kaç oy alacağını değil, bir sonraki ekimi nasıl yapacağını hesaplıyor. Genç, kuliste kimin güçlendiğini değil, kendi geleceğini arıyor.
Partinin seçimleri yapılır. Görevler devredilir. Tartışmalar durulur. Kırgınlıkların onarılması için de emek verilir.
Ama vatandaşın geçim derdi, kongre salonunun kapısı kapanınca bitmez.
Eleştirecekseniz elbette eleştirin. Fakat üyenin iradesine yön vermek için gösterdiğiniz çabanın birazını da halkın derdini duyurmak için gösterin. O zaman sözünüzün ağırlığı da, eleştirinizin inandırıcılığı da artar.
Bir partide kimin koltuğa oturacağını bu kadar dert ediyorsanız, bu ülkede kimin sofrasından aç kalktığını da dert edin.
Çünkü memleketin asıl meselesi, kimin kimi desteklediği değil; çalışan, üreten, yıllarca emek veren insanın neden hâlâ geçinemediğidir.