Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü, yaklaşan ölüm yıl dönümünde bir kez daha hatırlamak ve okullarımızda öğrendiğimiz bilgileri tazelemek istiyorum.

Atatürk'ün kişilik özelliklerine baktığımızda onun çok yönlü, üstün yetenekli, zeki, ileri görüşlü ve güçlü bir iradeye sahip lider olduğunu görüyoruz. Bu özellikleri, Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk milletinin lideri olmasında ve bütün dünyada saygı gören bir devlet adamı olarak kabul edilmesinde etkili olmuştur.

Atatürk'ün düşüncelerinde, sözlerinde ve eylemlerinde açıklık, tutarlılık ve kararlılık ön plana çıkar. Şu sözleri, onun kişiliğini ve milletine bakışını anlatan önemli bir örnektir: “İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben, fani Mustafa Kemal; diğeri milletin daima içinde yaşattığı Mustafa Kemal idealidir.”

Atatürk, dünya olaylarını yalnızca görünen yönleriyle değerlendirmiyor, arka planlarını da analiz ederek buna göre tavır belirliyordu. Güçlü sezgileri ve ileri görüşlülüğü sayesinde gelişmeleri önceden değerlendirebiliyor, olası durumlara karşı stratejiler geliştirebiliyordu.

Kişilik yapısına baktığımızda, çocukluğundan itibaren davranışlarında dikkat çeken özelliklerinden biri onuru, özgüveni ve güçlü kişiliğidir. Bu özelliklerini hayatının her döneminde görmek mümkündür. Atatürk'ün gönül zenginliğini gösteren en güzel özelliklerinden biri de çocuklara duyduğu sevgidir. Yetenekli, başarılı ve imkânları kısıtlı çocukları gördüğünde onların yetişmesine, eğitim almasına ve topluma faydalı bireyler olarak yükselmesine büyük önem vermiştir.

Atatürk, yalnızca askerî ve siyasi alanda değil, sanat ve kültür alanında da çağının ilerisinde bir liderdi. “Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa, tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet, bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve âdeta alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Bu sözleriyle sanatın bir milletin gelişmesindeki önemini açıkça ortaya koymuştur. Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ne çağdaş devlet özellikleri kazandırırken Türk sanatının da çağdaş anlamda gelişmesi ve ilerlemesi için önemli adımlar atmıştır.

“Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız.” Bu sözleri, onun sanatçıya ve sanatın değerine duyduğu saygının önemli bir göstergesidir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün askerî dehası yalnızca kazandığı savaşlardan değil; stratejik öngörüsünden, kriz anlarında aldığı cesur kararlardan, askerî prensipleri uygulama ve birlikleri sevk ve idare etme yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Atatürk, güçlü sezgisi ve askerî öngörüsüyle Çanakkale Cephesi'nde düşmanın çıkarma yapabileceği bölgeleri önceden değerlendirmiş, savaşın kritik anlarında aldığı kararlarla tarihin akışını değiştirmiştir.

Sakarya Meydan Muharebesi'nde ortaya koyduğu, “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” anlayışı ise askerî strateji tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu yaklaşım, savunmayı yalnızca belirli bir hatla sınırlamayan, vatanın bütününü kapsayan bir mücadele anlayışını ortaya koymuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, askerî dehasının yanı sıra gerçek bir devlet adamıydı. Kişiliği, devlet yönetimindeki başarısı, ileri görüşlülüğü ve askerî yeteneğiyle yaşadığı dönemin dünya çapında saygın liderlerinden biri olmuştur. Cumhurbaşkanlığı döneminde yabancı devlet adamları, krallar ve prensler Türkiye'yi ziyaret ederek Atatürk'le görüşmüşlerdir. Bu ziyaretler, onun uluslararası alandaki saygınlığının ve Türkiye Cumhuriyeti'nin dünyadaki yerinin önemli göstergelerindendir.

Her millet, kendi tarihine yön veren kahramanlarını ve kurucu liderlerini saygıyla anar. Çünkü millî değerler kişilikler, bir ülkenin ortak hafızasını ve toplumsal bütünlüğünü oluşturan önemli unsurlardır. Bize düşen de tarihimize, Cumhuriyetimize ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e sahip çıkmaktır. Atatürk'e yönelik hakaret ve saygısızlıklar toplumda üzüntü ve tepkiye neden olmaktadır.

Bu düşüncelerimizi daha da anlamlı kılan güzel bir örnek, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda yaşandı. Malavi kökenli Limba isimli genç bir kadın doktorumuz, elinde Türk bayrağıyla Anıtkabir'i ziyaret ederek Atatürk'e duyduğu minneti ifade etti. Bu anlamlı ziyaret bazı gazetelerde de haber oldu. Limba, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirmiş, uzmanlık sınavını kazanarak aynı üniversitede genel cerrahi asistanı olarak çalışmaya başlamış ve bu süreçte Türk vatandaşı olmuştur. Anıtkabir ziyaretinde Atatürk'e duyduğu şükranı dile getiren Limba'nın hikâyesi son derece anlamlıdır. Onun bu ziyaretiyle verdiği mesajı şöyle ifade edebiliriz:

“Senin kurduğun cumhuriyette, Eskişehir'de bir üniversitede tıp eğitimi aldım, doktor oldum. Şimdi aynı üniversitede uzmanlık eğitimime devam ediyorum. Bu ülkeye, artık benim de ülkem olan Türkiye'ye hizmet etmek istiyorum.”

Bu örnek, cumhuriyetin insanlara sunduğu fırsatları, eğitim imkânlarını ve Atatürk'ün kurduğu ülkenin nasıl bir gelecek vaat ettiğini göstermesi bakımından son derece değerlidir.

Bu ülkede doğup büyüyen, burada yaşayan, bu ülkenin ekmeğini yiyen, suyunu içen ve geleceğini burada kuran herkesin cumhuriyetin değerlerine ve tarihine saygı göstermesi gerekir. Atatürk'ü herkes aynı şekilde sevmek zorunda değildir; ancak onun tarihimizdeki yerini, ülkemizin kuruluşundaki rolünü ve cumhuriyete kazandırdıklarını bilmek ve saygıyla değerlendirmek zorundadır.

Orta Doğu coğrafyasına bakarak, Cumhuriyetimizin ve bağımsızlığımızın değerini daha iyi anlamalıyız. Bu nedenle Türklüğümüze, Cumhuriyetimize, bağımsızlığımıza ve Atatürk'ün bizlere emanet ettiği değerlere sahip çıkmak zorundayız. Atatürk, aramızdan ayrılmış olsa da fikirleri, eserleri ve kurduğu Cumhuriyet'le yaşamaya devam ediyor. Onun düşünceleri bugün de yolumuzu aydınlatıyor.

Yattığı yerden ülkesini yönetmeye devam eden dünyadaki tek lider.

Ruhu şad olsun.

Sevgiyle kalın.