Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu için “Siyasi tutuklu değil” diyor. “Cumhurbaşkanlığı adaylığı ayrı, davalar ayrı” diyor. “Herkes her kuruşun hesabını vermeli” diyor. Elbette herkes hesap vermeli. Belediye başkanı da vermeli, milletvekili de vermeli, genel başkan da vermeli, bakan da, Cumhurbaşkanı da… Fakat Sayın Kılıçdaroğlu, hesap vermeye önce siz başlayacaksınız!
Çünkü Ekrem İmamoğlu’nu CHP’ye dün gelmiş, hiç tanımadığınız bir isim gibi konuşamazsınız. İmamoğlu gökten zembille inmedi. Önce Beylikdüzü Belediye Başkanı oldu. O dönemde CHP’nin Genel Başkanı sizdiniz. Sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterildi. O kararı veren partinin başında yine siz vardınız.
İmamoğlu’nun elini kaldıran sizdiniz.
İstanbul halkından onun için oy isteyen sizdiniz.
2019’daki seçim iptal edildiğinde yanında duran sizdiniz.
İkinci kez kazandığında zafer kürsüsüne çıkan sizdiniz.
2023 seçimlerinde onu Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak milletin karşısına çıkaran yine sizdiniz.
Şimdi hangi Kemal Kılıçdaroğlu’na inanalım?
İmamoğlu’nu yıllarca halka emanet eden Kılıçdaroğlu’na mı, bugün “Siyasi tutuklu değildir” diyerek iktidarın eline malzeme veren Kılıçdaroğlu’na mı?
Bugün bildiğiniz neyi o gün bilmiyordunuz?
Eğer İmamoğlu hakkındaki iddiaları o gün de biliyorduysanız, neden sustunuz? Neden Beylikdüzü’ne aday gösterdiniz? Neden İstanbul gibi Türkiye’nin en büyük şehrini ona emanet ettiniz? Neden Cumhurbaşkanı yardımcınız olarak milletin önüne çıkardınız?
Biliyordunuz da siyasi çıkarınız için sustuysanız, bunun hesabını İstanbul halkına vermelisiniz.
Bilmiyorduysanız, bugün hangi somut bilgiye dayanarak “Siyasi tutuklu değildir” hükmünü veriyorsunuz?
Yargılama devam ederken, kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmazken kendinizi hâkim yerine koyarak bu hükmü nasıl verebiliyorsunuz?
Hani hak, hukuk, adalet?
Ankara’dan İstanbul’a “Hak, hukuk, adalet” diyerek yürürken savunduğunuz adalet, bugün siyasi hesaplarınızın altında mı kaldı? Yoksa adalet, yalnızca size haksızlık yapıldığında hatırladığınız; başkasına haksızlık yapıldığında unuttuğunuz bir kelime miydi?
“Tutuklanmasını doğru bulmuyorum ama siyasi tutuklu da değildir” diyorsunuz.
Bu söz kendi içinde bile çelişkilidir.
Bir seçilmiş belediye başkanı kaçma şüphesi olmadığı hâlde cezaevinde tutuluyorsa, diploması iptal edilerek cumhurbaşkanı adaylığının önü kesiliyorsa, hakkında peş peşe soruşturmalar açılıyorsa ve iktidarın en güçlü rakibi seçim meydanlarından uzaklaştırılıyorsa, bunun siyasi tarafını görmemek için insanın gözlerini kapatması gerekir.
Siz gözlerinizi mi kapattınız, yoksa kapatmanız mı istendi?
Asıl sorulması gereken soru şudur:
Bu açıklama, mutlak butlan kararıyla yeniden oturtulduğunuz koltuğun diyeti midir?
Sizi CHP üyelerinin iradesi değil de bir mahkeme kararı yeniden koltuğa taşıdıysa, şimdi o kararın karşılığını mı ödüyorsunuz?
“Siyasi tutuklu değil” diyerek iktidara aradığı cümleyi vermeniz bir tesadüf müdür?
Yıllarca karşısında “Hak, hukuk, adalet” diyerek yürüdüğünüz iktidarın bugün İmamoğlu hakkındaki söylemine omuz vermenizin sebebi nedir?
Bunlar ağır sorulardır. Fakat bu soruları gündeme getiren sizin kendi sözlerinizdir.
Sayın Kılıçdaroğlu, sizin siyasi geçmişiniz yalnızca bugün söylediklerinizden ibaret değildir. İmamoğlu’yla aynı meydanlarda verdiğiniz fotoğraflar, seçim kürsülerinde yaptığınız konuşmalar ve İstanbul halkına verdiğiniz güvenceler ortadadır.
O gün İmamoğlu dürüsttü de bugün mü şüpheli oldu?
O gün halkın oyuna layıktı da bugün mü siyasi tutuklu sayılmamaya başladı?
Yoksa Ekrem İmamoğlu kurultayda sizi desteklemediği, değişim hareketine öncülük ettiği ve koltuğunuzu kaybetmenizde etkili olduğu için mi bugün sizin gözünüzde farklı bir yere konuldu?
Eğer mesele kişisel kırgınlıksa, bunun bedelini CHP’ye ödetmeye hakkınız yoktur.
Eğer mesele koltuksa, o koltuğu korumak için milyonlarca CHP seçmeninin iradesini iktidarın önüne sermeye hakkınız yoktur.
Eğer mesele gerçekten hukuksa, kesinleşmiş bir karar olmadan hiç kimseyi suçlu gösterecek bir dil kullanmaya hakkınız yoktur.
“Elbette hesap versin” diyorsunuz.
Versin!
Ekrem İmamoğlu her kuruşun hesabını versin. Belediyede yapılan her ihale, her harcama ve her işlem bağımsız yargı tarafından incelensin. Fakat aynı hassasiyeti neden iktidarın belediyeleri, bakanlıkları ve kamu ihaleleri için göstermiyorsunuz?
Sayıştay raporlarında yer alan bulguların hesabını aynı sertlikle sordunuz mu?
Silinen vergilerin, kur korumalı mevduatın, geçiş garantilerinin ve kamu zararına ilişkin iddiaların üzerine aynı kararlılıkla gittiniz mi?
Yoksa hesap verme çağrısı yalnızca siyasi yollarınızın ayrıldığı eski arkadaşlarınız için mi geçerlidir?
Sayın Kılıçdaroğlu’nun önünde üç ihtimal bulunuyor:
Ya İmamoğlu hakkındaki kuşkularınızı o gün de biliyor ve siyasi çıkarınız uğruna susuyordunuz…
Ya bugün elinizde somut bir bilgi bulunmadan kişisel hesaplaşmanın etkisiyle konuşuyorsunuz…
Ya da mutlak butlanla getirildiğiniz koltuğun siyasi diyetini, İmamoğlu’nu yalnız bırakarak ödüyorsunuz.
Üç ihtimal de CHP tarihi açısından vahimdir.
Birinci ihtimal doğruysa İstanbul halkından gerçeği sakladınız.
İkinci ihtimal doğruysa eski yol arkadaşınızı delilsiz biçimde iktidarın önüne attınız.
Üçüncü ihtimal doğruysa CHP’nin genel başkanlık koltuğunu, parti üyelerinin iradesine değil sizi oraya taşıyan karara borçlu hâle geldiniz.
Şimdi çıkıp “Ben İmamoğlu’na ön seçimde oy verdim” demeniz de sizi kurtarmaz.
İnsanın oy verdiği cumhurbaşkanı adayına ertesi gün “Siyasi tutuklu değildir” demesi destek değil, açık bir çelişkidir. Sandıkta oy verip kürsüde iktidarın tezini savunmak, yalnızca kendinizi temize çıkarma çabasıdır.
Olmaz Sayın Kılıçdaroğlu!
Hem İmamoğlu’nu aday göstereceksiniz hem de tutuklandığında siyasi neden görmeyeceksiniz.
Hem “Hak, hukuk, adalet” diyerek yürüyeceksiniz hem de en güçlü siyasi rakip cezaevine konulduğunda bunun siyasetten bağımsız olduğunu söyleyeceksiniz.
Hem CHP’nin iradesinden söz edeceksiniz hem de parti yönetimine mahkeme kararıyla döneceksiniz.
Hem birlik çağrısı yapacaksınız hem de partinin cumhurbaşkanı adayını iktidarın diliyle tartışmaya açacaksınız.
Bu siyaset değil, açık bir hesaplaşmadır.
Bu hukuk değerlendirmesi değil, siyasi kırgınlığın intikama dönüşmesidir.
Eğer bu sözler mutlak butlanla getirildiğiniz koltuğun karşılığıysa, bunun adı siyasi diyet ödemektir.
Şimdi millet sizden açık bir cevap bekliyor:
İmamoğlu’nu o gün tanımıyorsanız neden aday gösterdiniz?
Tanıyorduysanız bugün neden böyle konuşuyorsunuz?
Elinizde somut bir delil varsa neden açıklamıyorsunuz?
Deliliniz yoksa neden iktidarın ağzıyla hüküm veriyorsunuz?
Ve en önemlisi:
“Siyasi tutuklu değil” sözünüz gerçekten sizin düşünceniz mi, yoksa mutlak butlanla getirildiğiniz koltuğun diyeti mi?
Sayın Kılıçdaroğlu, bu soruların arkasına saklanamazsınız.
Çünkü ya dün halka doğruyu söylemediniz ya da bugün doğruyu söylemiyorsunuz.
İkisinin ortası yoktur!