Enerji, özellikle petrol ve elektrik dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu iki enerji formudur. Bunlardan elektrik insanlığın temel maddesi haline gelmiştir. Neredeyse elektrik yoksa hayat yoktur. Elektriğin en büyük problemi üretildikten sonra o an kullanmanız gerekliliğidir. Ya üretildiği yerde ya da en fazla kablo bağlantılarıyla taşıyabildiğiniz yerde ve gene o anda kullanmanız gerekir. Yani elektrik üretildiği formda depo edilemez.
Dolayısı ile elektrik anlık tükettiğiniz miktarda üretmeniz gereken bir enerji türüdür ve üretim ve tüketim arasındaki dengeyi sağlamak ciddi oranda zordur. Belki de bu oranı bire bir tutturmak imkansızdır.
Ülkelerin elektrik üretim miktarları genelde ihtiyaç miktarından fazla üretmek ve kullanılmayan elektriği toprağa vererek yok etmektir. Bu mantık ülkenin anlık veya günlük ihtiyacını sağlasa da toprağa verilen miktar elektrik maliyetlerinin üzerine ilave edilmek zorundadır. Toprağa verilerek yok edilen elektrik miktarının azlığı o ülkenin elektrik üretimi planlama başarısı hanesine yazılır. Diğer türlü ekstra maliyet olarak kullanıcıya yüklenir.
Günümüzde elektrik üretim yöntemlerine yenilenebilir elektrik kaynakları olarak güneş ve rüzgârdan elektrik üretmek de girmiştir. Gelişmiş ülkelerde bu yöntemlerle elektrik üretim miktarı toplam tüketimin %20’sinin üzerine çıkmıştır. Güneş ve rüzgâr enerjisi kullanarak elektrik üretme hedefi birçok ülke için günlük kullanılan ihtiyaç miktarına ulaşmak olarak belirlenmiştir. Yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektriğin problemi düzensiz oluşudur. Yani, hava durumu, üretimi direkt etkiler. Ayrıca, yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektrik, insanların günlük ihtiyaç saatlerine de pek uymaz. Örnek olarak insanların öğle yemeği için çalışmaya ara verdiği saatlerde güneşten elektrik üretiminin en yüksek olduğu saatlerdir ya da insanların dinlenmeye çekildiği ya da uyuduğu saatlerde rüzgârdan üretim en yüksek seviyededir. Yapılması gereken bu aralıklarda üretilen temiz elektrik enerjisini toprağa vermek yerine depo etmektir.
Elektrik üretildiği formda depolanamasa bile kimyasal formda depolamak mümkündür. Elektrikli otomobillerde, bataryalarda kimyasal olarak depolanan elektriğin petrol yerine kullanımının yaygınlaşması kimyasal depolama yöntemlerinin gelişmesine ve yeni yöntemlerle depolama teknolojilerinin geliştirilmesine yol açmıştır. Wood Mackenzie’nin yayınlanan 2026 raporuna göre günümüzde elektriğin depolama maliyeti 120 dolar MW/h iken, 2035 yılında bu maliyetin 80 dolara gerilemesi beklenmektedir. Günümüz fiyatlarıyla 120 dolar MW/h doğalgaz çevrim santralleriyle üretilen elektrik fiyatının altında kalmaktadır.
Elektrikli otomobillerin satışındaki düşüşe, batarya üretim miktarındaki artış eklenince özellikle batarya üretim fabrikaları üretim fazlalığını depolama tesislerinin kurulumuna yönlendirmektedirler. 2026 yılında depolama tesislerinin kurulum oranı %30 artmıştır. Küresel elektrik depolama tesis ihtiyacının 2035 yılına kadar 7 kat artması beklenmektedir. Yüksek miktarda elektrik tüketen büyük fabrikalar kendi depolama tesislerini kurarak ucuz formda üretilen fazla elektriği alıp depolama yoluna giderek elektrik fiyatlarını aşağıya çekme modelleri üzerine çalışmaktadırlar.
Türkiye’de 2022 yılında başlanılan depolama tesisi izinlerine şimdiye kadar 221 GW gibi rekor bir müracaat yapılmıştır. Bu müracaatlardan bölgesi uygun olan 33 GW’ lık projeye onay verilmiştir. Daha anlaşılır ve ölçülebilir bir şekilde ifade edecek olursak, Türkiye’nin 33 GW’lık proje stoğu büyüklük açısından Almanya ve İtalya’nın 2 katından (12-13 GW) fazladır. Mevcut durumda Türkiye’nin rüzgâr ve güneş kurulu gücü yaklaşık 40 GW seviyesindedir. Bu da batarya proje stoğunun, mevcut kapasitenin %83’üne denk gelmektedir. Gene kıyaslama açısından bakarsak bu oran Almanya için %12, Hollanda için %18 civarındadır.
Bir Çin kadar olmasa da Türk sanayicisinin yeni nesil ticari yatırımlara uyumu Avrupa’nın çok üstündedir.
Saygılarımla