“Kaçmaya çalıştık, ancak durmadılar yaban sığırları gibi birer birer hepimizi arkamızdan vurdular.” Siyu kabilesinden Louise son Kızılderili soykırımını anlatırken kurduğu cümle aynen buydu.

Bize okutulan Tommix, Teksas kitaplarında böyle şeyler olmazdı. Gayet insancıl Amerikalılar nasıl insan katliamı yapardı? Kısaca ne olmuş diye baktım. Avrupa’dan ya zengin olmak için ya da devletler tarafından zorla gönderilen insanlar başlangıçta doğal olarak kıtanın doğusuna yerleşiyorlar. Sayıları artınca da batıya doğru hareket etmek istiyorlar. 1800’lü yılların başında şimdiki ABD toprakları üç ülkenin kontrolünde bulunuyor. Bu kontrol sadece kendi aralarında yapılmış bir anlaşma durumu. Bu anlaşmaya göre doğu sonradan gelen ve bir devlet kurmaya çalışan yeni Amerikalılara, orta bölüm Fransızlara, batı şimdiki Meksika üzerinden yukarı yerleşen İspanyollara, Kuzey İngilizlere bırakılmıştır.

Kontrolü o zamana göre zor olan orta bölümü Fransızlar 80 milyon Frank’a (günümüzdeki rakamla 600 milyon dolara denk gelmektedir.) Amerikalılara sattılar. Bu satın alma Amerikalıların batıya göçünün önünü açarken yerli Kızılderililer için sonun başlangıcı anlamına geliyordu.

Amerikan başkanı Thomas Jefferson yerlilerin zorla Amerikan kültürüne entegre edilmesi veya sürülmeleri gerektiğini açıkladı. 28 Mayıs 1830 tarihinde çıkarılan “Kızılderili Tehcir Yasası” yerlilerin sürülmesini yasal hale getirdi. Başkan Andrew Jackson doğuda yaşayan yerli kabilelerin özellikle Cherokee, Creek ve Choctaw kabilelerinin yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan koparılarak 100 binlercesi silah zoruyla batıya göç ettirilmelerini onayladı. Sürgün yolu yaklaşık 8 bin kilometreydi. Yol boyunca 10 binlercesi soğuk, açlık ve hastalık nedeniyle hayatlarını kaybetti. Bu sürgün, tarihe “Gözyaşı Yolu” olarak geçti.

Zulüm burada da bitmedi. Öldürmekle bitiremedikleri yerlileri sistematik yolla öldürmeye karar verdiler. Kızılderililer için hayati önemde olan binlerce bizonu 1875 yılında çıkarılan bir kanunda bilinçli olarak öldürdüler. Bu yerlilerin yaşama kaynaklarının yok edilmesi yani açlık demekti. Bir zamanlar sayıları milyonlarla ifade edilen bizonlar 1800’lü yılların sonunda tamamı öldürülerek yok edilmişti.

1900’lü yılların başına gelindiğinde amaç sadece toprakları almak değil nesilleri kontrol altına almaktı. Amerika ve Kanada’da misyonerler tarafından 100 civarında yatılı okul açıldı. Bu okullarda askeri disiplin uygulanıyordu. Bu okulların sloganı “Kızılderili’yi öldür, insanı kurtar” olarak belirlenmişti. Ailelerinden zorla koparılan çocuklar buralarda toplanıyor, saçları kesiliyor, Kızılderili kültürünü kullanmak veya dillerini konuşmak ciddi şekilde cezalandırılıyordu. Amaç Kızılderili kültürünü ve medeniyetini silmekti.

Ve başardılar. Günümüzde onlardan sadece utanmadan müzelerine koydukları üç beş ok, yay, balta, elbise ve turizm amaçla kullandıkları birkaç sonradan yapılan köy kaldı.

Bu zihniyetin yetiştirdiği insanlar bugün de aynı yolu izliyorlar. Gazze de yapılanların dün Kızılderililere yaptıklarından bir farkı yoktur. Hatta ellerindeki silahlar oturdukları yerden bu işi daha kolay yapmalarına imkân vermektedir.

Öldürmek bunlar için yeterli değildir. Hedef başkanları Trump’ın İran’ı hedef alarak yaptığı konuşmadaki ifadesiyle “medeniyet” yok etmektir. 165 çocuğu okulda öldürmek bunlar için yeterli değildir. Tarihleri, kültürleri ve medeniyetleri de yok edilmelidir.

Bir çocuk eline silah alıp öğretmenlerini ve sınıf arkadaşlarını neden öldürür biliyor musunuz? Batıya özenip çocuklarınızı bu “ilerici” denilen medeniyetsizliğe özenerek yetiştirdiğiniz için.

Saygılarımla