Bizim olduğu gibi her milletin bir bayramı vardır. Milletler, bu bayramlarını büyük bir coşkuyla kutlarlar. Bu kutlamaların ardında acılar, ıstıraplar, ölümler ve yokluklar; sonunda ise kurtuluş ve özgürlüğe kavuşma vardır. Yine bu bayramların arkasında, tıpkı bizim Atamız gibi, milletlerini özgürlüğe kavuşturan tarihî kahramanlar bulunur. Milletler, bu kahramanlarını her vesileyle anar ve onların hayatlarını gelecek nesillere aktarırlar.
Cumhuriyet öncesi dönemimize baktığımızda ülkemizin uzun süren savaşlardan çıktığını, ekonomik açıdan tükenmiş, maddi ve manevi yönden yıpranmış bir durumda olduğunu görürüz.
Bu millet; Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve hemen ardından Kurtuluş Savaşı olmak üzere, kesintisiz 12 yıl boyunca savaşmıştır.
Mondros Mütarekesi, 30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında, Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda bulunan Agamemnon zırhlısında imzalandı. Birinci Dünya Savaşı'nı Osmanlı Devleti açısından fiilen sona erdiren bu belge, adını imzalandığı limandan alır.
Mondros Mütarekesi'ne göre Çanakkale ve İstanbul boğazları açılacak, İtilaf Devletleri'nin donanmasına bırakılacak ve önemli bölgeler işgal edilebilecekti. Osmanlı ordusu terhis edilecek; silahlar, cephaneler ve gemiler İtilaf Devletleri'nin kontrolüne bırakılacaktı. Ayrıca İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit eden bir durum ortaya çıktığında herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkına sahip olacaktı.
Antlaşmanın hükümlerine dayanılarak, Doğu Anadolu'daki altı vilayette karışıklık çıkması durumunda bu bölgelerin herhangi bir kısmı işgal edilebilecekti. Böylece Osmanlı Devleti'nin egemenliği büyük ölçüde ortadan kaldırılmış, devlet fiilen sona erme sürecine girmişti. Dolayısıyla Osmanlı Devleti'ni Atatürk yıkmamış; yıkılmakta olan Osmanlı Devleti'nin yerine bağımsız ve çağdaş bir Türk devleti kurmuştur.
Mütarekenin ardından İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan, yurdumuzun pek çok bölgesini işgal etmeye başladı. İngiltere, petrol yataklarının bulunduğu Musul ve Kerkük ile Bağdat bölgesini süratle işgal etti. Fransa, Adana, Mersin ve Hatay çevresindeki zengin maden ve tarım havzalarını hedef aldı. İtalya ise Akdeniz ve Güney Ege kıyılarına yerleşti.
15 Mayıs 1919'da İzmir, Yunanistan tarafından işgal edildi. Bu işgal, Batı Anadolu'nun iç kesimlerine doğru genişledi.
13 Kasım 1918'de İtilaf Devletleri'nin donanması İstanbul önlerine demirledi ve şehir fiilen işgal altına girdi. Boğazlar bölgesi, İtilaf Devletleri'nin ortak kontrolüne bırakıldı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı ve sonrasında imzalanan Lozan Antlaşması'nın ardından, İngiliz ve müttefik birlikleri İstanbul'dan ayrıldı. Türk ordusu, 6 Ekim 1923'te İstanbul'a girerek işgal dönemini sona erdirdi. Böylece İstanbul, Fatih Sultan Mehmet'in fethinden yüzyıllar sonra, Atatürk'ün önderliğinde yürütülen Millî Mücadele sayesinde yeniden özgürlüğüne kavuştu.
Mondros Mütarekesi sonrasında Kars ve Ardahan çevresinde Ermeni hâkimiyetinin kurulmasına yönelik girişimler de gündeme geldi. Bütün bu gelişmeler, Türk milletinin bağımsızlığını ve vatanın bütünlüğünü tehdit ediyordu.
Bu şartlar altında Mustafa Kemal Atatürk, Millî Mücadele'yi başlattı. Türk milleti, büyük fedakârlıklar göstererek bağımsızlık mücadelesini zaferle sonuçlandırdı. 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla yeni Türk devletinin bağımsızlığı uluslararası alanda tescil edildi.
Buraya kadar anlattıklarımız, Cumhuriyet'in, yani yeni Türk devletinin kurulmasının ne kadar zor olduğunu ve milletimizin hangi ağır badirelerden geçtiğini göstermektedir.
Peki, Cumhuriyet bize neler kazandırdı?
Cumhuriyet'le birlikte egemenlik millete verildi. Dil, din ve cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin vatandaşların kanun önünde eşit olması ilkesi benimsendi. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Laiklik ilkesi kabul edilerek din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Bütün bunlar, Cumhuriyet'in getirdiği önemli kazanımlardandır.
Ne yazık ki laiklik ilkesi, günümüzde hâlâ bazı çevreler tarafından din kisvesi altında yanlış tanıtılmakta ve dinsizlik olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa laiklik, din ve vicdan özgürlüğünün güvencelerinden biridir.
En önemlisi de Türk milleti, Cumhuriyet sayesinde millî kimliğini ve ortak vatandaşlık bilincini güçlendirdi. Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözüyle kapsayıcı bir millet tanımı ortaya koydu.
Millî şuuru güçlendirmek amacıyla Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu gibi millî kurumların kurulmasını sağladı. Onuncu Yıl Nutku'nda dile getirdiği şu sözlerle milletimize olan güvenini ve inancını ortaya koydu:
“Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.”
Bu sözler, milletimizin ihtiyaç duyduğu birlik, beraberlik ve millet olma şuurunu pekiştiren önemli bir moral kaynağı oldu.
Cumhuriyet döneminde şeker fabrikaları, uçak fabrikaları, tersaneler, mühimmat fabrikaları ve demir-çelik fabrikaları gibi birçok sanayi yatırımı gerçekleştirildi. Bu yatırımlarla dışa bağımlılığın azaltılması hedeflendi ve “Her fabrika bir kaledir” anlayışıyla millî ekonominin temelleri atıldı.
Eğitim alanında da önemli adımlar atıldı. Eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmek ve eğitim hakkını devlet eliyle daha ulaşılabilir hâle getirmek için çalışmalar yapıldı. Böylece Anadolu'nun çocuklarının önündeki engellerin kaldırılması ve onların ülkenin geleceğinde söz sahibi olabilmesi için önemli imkânlar oluşturuldu.
Eski başbakanlarımızdan ve cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel'in şu sözleri, Cumhuriyet'in toplumsal anlamını çok güzel ifade etmektedir:
“Eğer bana Cumhuriyet nedir diye sorarsanız, size cevabım şudur: Cumhuriyet benim işte! İslamköy'den çıkmış bir köylü çocuğunu Cumhurbaşkanı yapan Cumhuriyet'tir. Cumhuriyet budur. Bunu büyük Atatürk'e borçluyuz.”
Elbette cumhuriyetin kazanımları bunlarla sınırlı değildir. Cumhuriyet'in milletimize kazandırdıklarını burada kısaca özetlemeye çalıştım.
Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve bu vatan uğruna canlarını feda eden bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
Atatürk'e atfedilen şu söz, Cumhuriyet'in toplumsal anlamını özetleyen güçlü bir ifadedir:
“Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir” Yaşasın Cumhuriyet
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Sevgiyle kalın.