“…aslında tüm dinlerin ve âdetlerin aptalca olmadığını, mesken tuttuğumuz şu evrenin insanların sandığından daha tuhaf bir yer olduğunu düşündüğünü çıkartıyorum sözlerinden.” (s.124)

Antik Yunan kültürü, Olimpos Dağı'nda yaşadıklarına inanılan Zeus, Hera, Poseidon, Athena gibi 12 ana temel tanrının etrafında şekillenen ve insan benzeri özellikler taşıyan tanrıların bulunduğu çok tanrılı (politeist) bir inanç sistemine dayanırdı. Bazen Dionysos veya Hestia gibi tanrıların dâhil edilmesiyle değişiklikler olabilirdi.
Yunan tanrıları kusursuz değildi. Öfkelenir, âşık olur ve zaman zaman insanlara müdahale ederlerdi. Bu kültürde tanrılar, doğa olaylarını ve insan yaşamının çeşitli yönlerini yöneten, ancak kıskançlık veya öfke gibi insani duygulara da sahip olan kudretli varlıklar olarak kabul edilirdi.
Tanrılar için görkemli tapınaklar inşa edilmiş, kurbanlar verilmiş ve onları onurlandırmak adına atletik yarışmalar (olimpiyatlar gibi) ve dini festivaller düzenlenmişti.
***

William Golding, genellikle bugünün dünyasında insanlık durumlarını anlatan romanlarıyla bilinir ve bu özelliğiyle Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür. Toplumların nasıl yönetildiği, nasıl şekillendirildiği üzerine kafa yorar.
“Çatal Dil” adlı eserinde ise bizleri eski Yunan dünyasına götürüyor ve içerisindeki dini bilgilerle toplumun nasıl yönlendirildiğini, yönetmek için nasıl kullanıldığını anlatıyor.
Yanı sıra kadın olmanın, özellikle istenmeyen kadın olmanın, aile bireyleri tarafından sevilmemenin, dönemine göre bunların nedenlerini çözümlemeye çalışmanın zorluğunu da, 15 yaşındaki Arieka’nın verdiği mücadele içinde ek bir tema olarak fark ettiriyor.
MÖ birinci yüzyılda kutsal Delphi şehrinin ünlü tapınağı zenginliğini ve dünyadaki nüfuzunu giderek yitirmektedir. Romalılar Yunan şehirlerinin tümüne hâkim olmak üzeredir. Arieka adlı genç kız, Delphi’de Apollon adına kehanette bulunmak üzere Pythia (kâhin diyebileceğimiz bilici) olarak seçilir. Önündeki bilicilerin erken ölmeleriyle genç yaşta baş bilici olur.
Arieka, Apollon’un yeryüzündeki sesi olarak, tanrının hizmetinde geçirdiği yıllar boyunca Delphi’nin çöküşüne ilk elden tanıklık eder. Yaşlılığında geçmişe dönerek, sevgisiz bir ailede geçen çocukluğunu, psişik güçlere sahip genç bir bakire olarak Yüksek Rahip İonides tarafından Delphi’de üstleneceği rol için seçilişini, tanrılara karşı ikircikli tavrını ve hayatının bilicilikle geçen altmış yılını gözden geçirir.
***
Aslında bu kitapta, toplumu yönlendirmek ve yönetmek için yönetenler tarafından kullanılan illegal yöntemlere değiniliyor. Örneklersek, tapınak ile kütüphanenin onarımı gerektiğinde, yaptıkları karşılaştırmada toplumdaki manevi baskıyı kullanabilmek adına, tapınakların onarımı tercih ediliyor.
Delphi Tapınağı'ndaki bilicilerin (kâhinlerin) toplumu nasıl manipüle ettiği, dini inançların yönetim aracı olarak nasıl kullanıldığı, antik dönem yaşantısı içerisinde gözler önüne seriliyor.
“İnsanlar iyi ve adil bir yabancının yönetimi altında olmaktansa, ne kadar sert bir yönetimi olursa olsun, kendi içlerinden bir haydudun yönetiminde olmayı tercih ediyorlar.” (s.117)
"Çatal dil" (forked tongue) deyimi, genellikle ikiyüzlü, yalan söyleyen veya tutarsız konuşan kişiler için kullanılan bir mecazdır. Diğer taraftan Çataldili, dili zaten çatal olan yılanlarla konuşabilme yeteneğine verilen addır.
“Tanrı, Delphi’de öldürdüğü koca bir yılandan miras kalan bir çatal dille konuşur” (s.9)
***
Elimizde yazarın vefatından sonra, eldeki taslakların düzenlenmesiyle oluşturulan bir eser var. Bu son romanını tamamlayamadan yaşama veda eden Golding, Çatal Dil’de bizi mazlum ama bağımsız ve olağanüstü sahici bir kadın karakterle tanıştırırken, eski Yunan dünyasını da capcanlı bir atmosfere büründürür.
Golding'in karakteristik yoğun dili bu kitapta da mevcuttur. Bazı okurlar olay örgüsünü kopuk ve dili ağır bulurken, bazıları kurguyu güçlü bulmuş. Büyük çoğunluğu da sanırım William Golding’in başyapıtı Sineklerin Tanrısıyla kıyaslayarak önce anlayamamış, sonra da eleştirmişler.
Baştan biraz anlaşılamaz gibi görünse de konuyu anlayıp olaylara hâkim olunca kitabın kurgusunun da çok sağlam olduğu anlaşılıyor. Kitabın Türkçe çevirisi çok iyi yapılmış ve sade bir akışa sahip.
Yazarın anlatımı, okuru o dönemin mermer sütunları arasına taşıyor ve o dönemin atmosferini koklatıyor.
***
“…herkesin rüşvet alıp verdiği yerde, kimse rüşvetçi değildir!” (s.71)