Önce şunu açıkça söyleyelim: Terör bitsin. Silahlar sussun. Bir daha hiçbir ananın yüreğine ateş düşmesin. Bir daha hiçbir askerimizin, polisimizin tabutu Türk bayrağına sarılı gelmesin. Bir daha hiçbir baba, evladının mezarı başında “Vatan sağ olsun” derken gözyaşını içine akıtmak zorunda kalmasın. Bir tek insanımız daha teröre kurban gitmesin. Buna kim karşı çıkabilir?
Ama…
Terörün bitmesini istemek başka şeydir;
Terörün hangi şartlarla bitirildiğini sormak başka şeydir.
İşte bugün sormamız gereken soru budur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adı verilen 12 maddelik düzenlemeyi kabul etti.
Sonuç:
467 kabul.
87 ret.
7 çekimser.
Rakam büyük.
Meclis açısından çok geniş bir destek.
AK Parti’den, MHP’den, DEM Parti’den, CHP’den ve YENİ Parti’den milletvekilleri bu düzenlemeye “evet” dedi.
Ben şimdi siyasi parti ayrımı yapmadan soruyorum:
Sayın milletvekilleri, siz tam olarak neye “evet” dediniz?
Bugün önünüze gelen 12 maddeye mi?
Yoksa yarın önümüze gelebilecek siyasi ve anayasal düzenlemelerin de kapısını mı açtınız?
İşte milletin bilmek istediği budur.
Çünkü biz bu filmi daha önce seyrettik.
Türkiye geçmişte de bir çözüm süreci yaşadı.
O günlerde de “Analar ağlamasın” denildi.
“Silahlar sussun” denildi.
“Kardeşlik kazansın” denildi.
Bu millet de umut etti.
Çünkü bu millet savaştan değil barıştan yanadır.
Ama sonra ne oldu?
Süreç çöktü.
Silahlar yeniden konuştu.
Şehirlerde hendekler kazıldı.
Barikatlar kuruldu.
Bombalar patladı.
Yine askerlerimizi kaybettik.
Yine polislerimizi kaybettik.
Yine analar ağladı.
İşte bu nedenle bugün soru sormak barışa karşı çıkmak değildir.
Geçmişten ders çıkarmaktır.
Bugün bize yeniden “Terörsüz Türkiye” deniliyor.
Güzel.
Kim istemez?
Ama milletin hafızası vardır.
Bu ülkenin şehitleri vardır.
Toprağın altında yatan evlatlarımız vardır.
Onların anneleri, babaları, eşleri, çocukları vardır.
Yıllarca onlara ne söyledik?
“Evladınız bu vatanın bölünmez bütünlüğü için şehit oldu.”
“Bu bayrak için şehit oldu.”
“Bu Cumhuriyet için şehit oldu.”
“Bu milletin birliği için şehit oldu.”
Şimdi o şehit annesinin gözlerinin içine bakarak konuşmak zorundayız.
O anne sorarsa:
“Benim oğlum ne için öldü?”
Ne cevap vereceğiz?
Bu soruyu sormak kimseyi düşmanlaştırmak değildir.
Bu soru siyasetin değil, vicdanın sorusudur.
Elbette devlet terörü bitirmek için yöntem değiştirebilir.
Devlet konuşabilir.
Hukuki düzenleme yapabilir.
Silah bırakmayı teşvik edebilir.
Siyaset bunun için vardır.
Fakat devletin pazarlık edemeyeceği şeyler de vardır.
İşte benim kırmızı çizgim tam burada başlıyor:
Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu.
Bu Cumhuriyet bize kolay bırakılmadı.
Çanakkale’den Sakarya’ya…
Dumlupınar’dan Büyük Taarruz’a…
Bu toprakların altında kefensiz yatanların bize bıraktığı bir emanettir.
O nedenle bugün AK Parti’ye de soruyorum.
MHP’ye de soruyorum.
DEM Parti’ye de soruyorum.
CHP’ye de soruyorum.
YENİ Parti’ye de soruyorum.
Bu yasaya “evet” diyen 467 milletvekilinin tamamına soruyorum:
Neye evet dediniz?
Terör örgütünün silah bırakmasına mı?
Sonuna kadar destek.
Terörün sona ermesine mi?
Sonuna kadar destek.
Anaların ağlamamasına mı?
Sonuna kadar destek.
Kürt’ün, Türk’ün, Laz’ın, Çerkes’in bu ülkede kardeşçe yaşamasına mı?
Sonuna kadar destek.
Ama devamını da söyleyin.
Yarın önümüze ne gelecek?
Anayasa mı?
Vatandaşlık tanımı mı?
Yerel yönetimlerin yapısı mı?
Özerklik tartışmaları mı?
Resmî dil tartışması mı?
Üniter devlet yapısı mı?
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi mi?
İşte millet bunları bilmek istiyor.
Kimse bize:
“Şimdi bunları konuşmanın zamanı değil.”
demesin.
Tam da şimdi konuşmanın zamanı.
Çünkü yarın önümüze geldiğinde geç olabilir.
Ben 467 milletvekilinin niyetini okuyamam.
Kimsenin aklından geçeni de bilemem.
Ama milletin vekiline soru sorarım.
Çünkü demokrasi budur.
Soruyorum:
Bugünkü 12 maddeye mi evet dediniz, yoksa yarının siyasi ve anayasal düzenlemelerine de peşinen kapı mı açtınız?
Eğer cevabınız:
“Hayır. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı tartışılamaz.”
ise bunu yüksek sesle söyleyin.
Eğer cevabınız:
“Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri bizim de kırmızı çizgimizdir.”
ise bunu milletin önünde söyleyin.
Eğer:
“Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.”
diyorsanız bunu açıkça ilan edin.
Eğer:
“Türkçe bu devletin resmî dilidir ve öyle kalacaktır.”
diyorsanız millet bunu duysun.
Eğer:
“Bayrağımız, devletimizin üniter yapısı ve egemenliğimiz hiçbir pazarlığın konusu olmayacaktır”
diyorsanız…
O zaman terörün nasıl sona erdirileceğini hep beraber konuşalım.
Çünkü bu mesele AK Parti meselesi değildir.
CHP meselesi değildir.
MHP, DEM Parti ya da YENİ Parti meselesi de değildir.
Bu mesele Türkiye Cumhuriyeti meselesidir.
Bugünün iktidarları gelir geçer.
Genel başkanlar gelir geçer.
Milletvekilleri gelir geçer.
Makamlar değişir.
Koltuklar değişir.
Ama devlet kalır.
Cumhuriyet kalır.
Bayrak kalır.
Millet kalır.
Onun için kimse bu meseleyi günlük siyasetin kavgasına sıkıştırmasın.
Ben iktidara saldırmak için yazmıyorum.
Muhalefeti savunmak için de yazmıyorum.
Ben bugün aynı soruyu hepsine soruyorum:
467 milletvekili neye evet verdi?
Bugünün 12 maddesine mi?
Yoksa yarının Türkiye’sini değiştirebilecek siyasi ve anayasal düzenlemelerine de bir kapı mı aralandı?
Bunun cevabını bilmek bu milletin hakkıdır.
Çünkü terörsüz bir Türkiye hepimizin hayalidir.
Ama bunun yolu geçmişi unutmaktan geçmez.
Şehitlerimizi unutarak hiç geçmez.
Ve Cumhuriyetin temel değerlerini tartışmaya açarak hiç ama hiç geçmez.
Kürt vatandaşımız bu ülkenin eşit yurttaşıdır.
Türk de bu ülkenin evladıdır.
Hepimizin devleti aynıdır.
Bayrağı aynıdır.
Vatanı aynıdır.
Geleceği de aynı olmak zorundadır.
Kardeşliği büyütelim.
Acıları bitirelim.
Silahları susturalım.
Çocuklarımıza terörün olmadığı bir Türkiye bırakalım.
Ama bunu yaparken çocuklarımıza bırakacağımız Türkiye’nin temelini de değiştirmeyelim.
Çünkü bizim şehitlerimize bir borcumuz var.
Onların mezarlarına gidip yalnızca dua etmek yetmez.
Uğruna can verdikleri Cumhuriyete sahip çıkmak da bizim borcumuzdur.
O nedenle son sözüm çok açık:
Terör bitsin.
Silahlar sussun.
Analar ağlamasın.
Kardeşlik kazansın.
Bunların hepsine EVET!
Ama…
Üniter devlet tartışmaya açılacaksa,
Cumhuriyetin kurucu değerleri pazarlık masasına getirilecekse,
Şehitlerimizin uğruna can verdiği devlet yapısı siyasi pazarlığın konusu yapılacaksa…
Orada dururuz.
Çünkü barış hepimizin hakkıdır.
Ama bu Cumhuriyet de hepimizin emanetidir.
Ve hiç kimse unutmasın:
TERÖR BİTSİN…
AMA CUMHURİYETİN TAPUSU PAZARLIK KONUSU DEĞİLDİR!