Rezil bir döneme denk geldiniz. Ayıp sıradanlaştı. Vicdan yoruldu. Sessizlik konfor oldu. İnsan kalmak ise neredeyse cesaret isteyen bir işe dönüştü.
Ve biz…
Size daha iyi bir ülke bırakması gereken bizler…
Size ağır bir yük bıraktık.
Bugün memlekette adalet konuşuluyorsa ama hissedilmiyorsa,
ekonomi anlatılıyorsa ama sofraya yansımıyorsa,
liyakat söyleniyorsa ama torpil işliyorsa,
özgürlük deniyorsa ama insanlar cümle kurarken iki kere düşünüyorsa…
Bunun sorumluluğunu sadece “iktidar” diyerek üzerimizden atamayız.
Evet, bugünkü yönetimi eleştirmek kolay.
Yıllardır süren kutuplaşmayı, ekonomideki daralmayı, gençlerin umutsuzluğunu,
ülkeden gitme hayallerini,
gelecek kaygısını,
“bu ülkede emeğin karşılığı var mı?” sorusunu…
Bunların hepsi gerçek.
Ama şu da gerçek:
Sandığa gitmeyen bizdik.
Sorgulamayan bizdik.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen bizdik.
Partiyi ilkenin önüne koyan,
adamı sistemin önüne koyan,
sadakati liyakatin önüne koyan bizdik.
Siz değildiniz.
Siz bu düzeni kurmadınız.
Siz bu dili inşa etmediniz.
Siz bu kutuplaşmayı başlatmadınız.
Ama tam ortasında büyüdünüz.
Sizin çocukluğunuz kriz manşetleriyle geçti.
Gençliğiniz işsizlik oranlarıyla ölçüldü.
Hayalleriniz döviz kuru grafikleriyle yarıştı.
Ve sonra size dönüp dedik ki:
“Gençler neden mutsuz?”
Belki de asıl soru şuydu:
Biz nerede yanlış yaptık?
Bugünkü iktidarı eleştirirken aynaya da bakmak zorundayız.
Çünkü demokrasi sadece yönetenin değil, seçenin de sorumluluğudur.
Siyaset sadece Ankara’da yapılmaz;
kahvede, evde, sosyal medyada, sandıkta yapılır.
Biz sustukça birileri daha yüksek sesle konuştu.
Biz “aman huzurum kaçmasın” dedikçe,
memleketin huzuru kaçtı.
Ve siz, bütün bunların içinde,
hâlâ insan kalmaya çalışıyorsunuz.
İşte asıl gurur duyulacak yer burası.
Çünkü siz;
ırkı değil hakkı konuşuyorsunuz.
Biati değil özgürlüğü savunuyorsunuz.
“Böyle gelmiş böyle gider” demiyorsunuz.
Belki kırgınsınız.
Belki gitmek istiyorsunuz.
Belki bu ülkeye güvenmekte zorlanıyorsunuz.
Haklısınız.
Ama şunu bilin:
Bu ülkenin en temiz ihtimali sizsiniz.
Biz size borçluyuz.
Daha adil bir düzeni,
daha şeffaf bir siyaseti,
daha liyakatli bir sistemi,
daha umutlu bir yarını borçluyuz.
İktidarlar değişir.
Dönemler kapanır.
Ama toplum değişmeden hiçbir şey kalıcı olarak düzelmez.
Belki bizim kuşak geç kaldı.
Belki hatalar yaptık.
Belki kolaycılığa kaçtık.
Ama siz geç kalmayın.
Çünkü insan kalmak hâlâ en büyük direniştir.
Vicdan hâlâ en güçlü muhalefettir.
Ve değişim,
her zaman önce “biz” demekle başlar.
Bu ülke sizin omzunuzda yükselmek zorunda değil.
Ama siz ayağa kalktığınızda
hiçbir çürümüş düzen uzun süre ayakta kalamaz.
Affedin bizi.
Ama vazgeçmeyin.
Çünkü yarın,
bizim düzeltemediğimizi
siz düzelteceksiniz.
Ve belki o gün,
ayıp yine ayıp olacak.
Vicdan yine ağır basacak.
İnsan kalmak yeniden sıradanlaşacak.