Bizim buralarda kıyafet sadece üst baş değildir. Bir hafızadır, bir kültürdür, bir duruştur. Kumaşında emek, deseninde geçmiş vardır. Yerel kıyafet dediğin; bayramdır, düğündür, saygıdır.

Mihalgazi Belediye Başkanı’nın kıyafeti üzerinden yapılan tartışmalar da aslında bize daha büyük bir gerçeği hatırlatıyor:
Bu ülkede kadınlar bugün seçebiliyorsa, seçilebiliyorsa, belediye başkanı olabiliyorsa;
bu haklar kendiliğinden gelmedi.

Bu haklar bu millete Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde, Cumhuriyet’le birlikte kazandırıldı.
Cumhuriyet kadını kul değil, yurttaş yaptı.
Evin içine hapsetmedi, hayatın içine kattı.

Osmanlı’da kadın sandık başında yoktu.
Cumhuriyet’le birlikte vardı.
O yüzden bugün bir kadının belediye başkanı olması ne tesadüftür ne de ayrıcalık;
Cumhuriyet’in doğal sonucudur.

Şimdi dönüp “Osmanlı kadını” üzerinden konuşanlara da tatlı bir hatırlatma yapmak gerekir.
Bir dönem iki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine denk sayılırken,
bugün “darbe anayasası” diye eleştirilen mevcut hukuk düzeninde bile
kadının beyanı esastır denilen bir noktadaysak,
bu değişimin kendiliğinden olmadığını görmek gerekir.

Bugün kadın, hukukun öznesiyse;
sözü dikkate alınıyorsa,
kamusal alanda var kabul ediliyorsa,
bu Cumhuriyet’in açtığı yolun sonucudur.

Bugün kullanılan makamlar da,
koltuklar da,
sandıklar da
Cumhuriyet sayesinde vardır.

Eskişehir bunun canlı örneğidir.
Bu şehirde bir kadın belediye başkanı vardır.
Bu da Cumhuriyet’in, Atatürk’ün bu topraklara açtığı yolun somut bir eseridir.

Ve gelelim kıyafet meselesine…
Yerel kıyafet giymek geri gitmek değildir.
Aksine, kim olduğunu bilerek ileri yürümektir.
Güçlü ülkeler kültürünü saklamaz, yaşatır.

Bu topraklar tek renkten oluşmadı.
Kürt’üyle, Çerkez’iyle, Manav’ıyla, Tatar’ıyla, Yörük'üyle bu ülke oldu.
Her biri kendi kültürünü, kendi kıyafetini, kendi değerini kattı.
Cumhuriyet ise hepsini eşit yurttaş yaptı.

İşte bu yüzden yerel kıyafet bir belediye başkanına yakışır.
Çünkü o kıyafet bir kişiyi değil,
o toprağın insanını temsil eder.

Temennimiz şudur:
Cumhuriyet’in kadınlara açtığı bu yol daha da genişlesin.
Kadınlar daha yüksek mevkilere gelsin,
daha çok söz söylesin,
bu ülkenin geleceğinde daha güçlü yer alsın.

Ve unutmayalım…
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün
“Daha emin ve daha doğru olarak yürüyeceğimiz bir yol vardır: Büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak kılmaktır.’’
Sözü sadece dilimizde kalan bir temenni olmasın.
Onu haklarıyla, saygıyla, eşitlikle yaşatalım.

Son söz net ama yumuşak olsun:
Cumhuriyet bizi ayırmadı, birleştirdi.
Kıyafetimizle, kültürümüzle, kimliğimizle
aynı yurtta eşitçe yan yana durmayı öğretti.
Bu ülkeyi güçlü yapan da tam olarak budur.