AKP, 14 ilçede görevlendirme yapmış; vatandaşla buluşulacak, şikâyetler dinlenecek, çalışmalar anlatılacakmış. İnsanın aklına ister istemez geliyor: Seçim hesabı mı başladı? Erken seçim yakın mı, değil mi, onu bu görevlendirmeden çıkaramayız. Ama bildiğimiz bir şey var: Vatandaşın derdi seçim takvimine göre başlamadı ki ziyaret takvimine göre hatırlansın!
Emekli dün yoksullaşmadı. Esnaf dün borca girmedi. Çiftçi dün üretmekten korkar hâle gelmedi. Gençler gelecek kaygısıyla dün tanışmadı.
Peki, bunca zamandır neredeydiniz?
Vatandaşın yanına gitmek elbette kıymetlidir. Ama dinlemek, duyduğunun gereğini yapınca anlam kazanır. Aynı şikâyeti yıllarca dinleyip aynı politikalarla devam ediyorsanız, kusura bakmayın; bunun adı halkla buluşmaktan çok gaz alma operasyonuna benzer.
Bizim oralarda bir söz vardır: “Cami ne kadar büyük olursa olsun, imam bildiğini okur.”
Siz toplantıyı büyütün, kalabalığı artırın, fotoğrafı çoğaltın… Sonunda yine bildiğinizi okuyacaksanız vatandaşın vaktini niye alıyorsunuz?
Emekli, “Geçinemiyorum” diyecek; siz yapılan yolları anlatacaksınız. Çiftçi, “Ürettiğim para etmiyor” diyecek; siz büyük hedeflerden söz edeceksiniz. Esnaf, “Kasada para yok” diyecek; siz ekonominin ne kadar sağlam olduğunu söyleyeceksiniz.
İyi de vatandaş zaten sizin ne söyleyeceğinizi biliyor. Asıl mesele, siz vatandaşın söylediğini kabul ediyor musunuz?
Her şeyin yolunda olduğunu anlatmak için halkın ayağına gidiyorsanız, önce halkın yürüdüğü yola bakın. O yolda borç var, geçim sıkıntısı var, yarın korkusu var.
İktidarın görevi sıkıntıya sabır istemek değil, çözüm üretmektir. Yıllardır ülkeyi yönetip hâlâ vatandaşın şikâyetini yeni öğrenmiş gibi davranamazsınız. Bu tablonun siyasi sorumluluğunu kapı kapı dolaşarak üzerinizden atamazsınız.
Peki, muhalefet ne yapıyor?
İşte orada da durup aynı sertlikle sormak gerekiyor.
Halk geçim derdine düşmüş, muhalefetin gündemi kongre. İlçe seçimi, il seçimi, delege hesabı, liste pazarlığı… Ömrümüz kongrelerle geçti!
Kongre yapılmasın mı? Elbette yapılsın. Üye konuşsun, yarış olsun, sandık kurulsun. Ama parti içi demokrasi diye başladığınız iş, birkaç kişinin siyasi geleceğini ayarlama mesaisine dönüyorsa orada da halka anlatacak sözünüz azalır.
Daha vatandaşın güvenini kazanmadan kafalarda milletvekillikleri dağıtılıyor. Daha seçim kazanılmadan belediye başkanlıkları hesaplanıyor.
“Şunu desteklersek önümüz açılır mı?”
“Bunu götürürsek sıra bize gelir mi?”
“Karşımdaki adaya nasıl çelme takarım da yerimi korurum?”
Peki, bu hesapların neresinde halk var?
Esnafın borcu hangi listenizde? Sanayicinin üretim sıkıntısı hangi pazarlığınızda? Emeklinin mutfak masrafı, asgari ücretlinin kirası, memurun geçim derdi hangi toplantınızın asıl konusu?
Çiftçi ne ekeceğini düşünüyor, siz kimi seçeceğinizi. Genç, hayatını nasıl kuracağını düşünüyor, siz yönetimi nasıl kuracağınızı.
Sonra da dönüp soruyorsunuz: “Halk neden bize yeterince güvenmiyor?”
Belki de halk, kendisine ayrılmayan mesainin koltuk hesaplarına nasıl ayrıldığını görüyordur!
İktidar vatandaşa “Biraz daha sabret” diyor. Muhalefet sanki “Biraz bekle, önce kendi aramızdaki hesabı bitirelim” diyor.
Biri geçim sıkıntısını çözemiyor, öteki o sıkıntının karşısında güven veren bir çıkışı örgütlemek yerine kendi içine kapanıyor. Arada ömür tüketen yine vatandaş oluyor.
Elbette ülkeyi yönetenle muhalefetin yetkisi aynı değil. Ekonomik kararların sorumlusu iktidardır. Ama bu gerçek, muhalefetin kendi görevini ihmal etmesine mazeret olamaz. İktidarın başarısızlığı, muhalefete kendiliğinden başarı belgesi vermez.
Sizden beklenen yalnızca yanlışları saymanız değil; halkın içinde olmanız, çözümünüzü anlatmanız ve o çözümün arkasında duracağınıza güven vermenizdir.
Vatandaşın sofrasında iktidar için de muhalefet için de aynı soru var:
“Benim hayatım nasıl düzelecek?”
Bu soruya verecek cevabınız yoksa birinizin ziyaret programı, diğerinizin kongre takvimi halkın karnını doyurmaz.
Artık herkes önceliğini açıkça ortaya koysun: Bu ülkenin sıkışmış insanları mı, sizin siyasi geleceğiniz mi?
Çünkü millet, iktidarın kendisini yalnızca oy verirken, muhalefetin ise yalnızca meydanı doldururken hatırlamasından yoruldu.
Biriniz halkın gazını almayı, ötekiniz rakibinin ayağını kaydırmayı siyaset sanıyorsa, önce kendi koltuğunuza değil, vatandaşın boş tenceresine bakın. O tencerede yemek yokken sizin hesabınızda hâlâ makam varsa, halka hizmetten söz etmeyin. Sizin önceliğiniz halk değil, kendinizsiniz!