Bazı insanlar vardır; makamdan iner ama iz bırakır. Bazıları koltuğu bırakır ama yön vermeye devam eder. Bazıları da siyaseti bırakır… Ama öğretmenliği asla bırakmaz.
Yılmaz Büyükerşen “Siyaseti bıraktım” dedi.
Bu cümle, kulağa bir veda gibi geldi belki.
Ama bilenler bilir:
Bu bir vedadan çok, yerini doğru yere koyma hâlidir.
Çünkü o, siyasete öğretmenlikten gelmişti.
Ve şimdi yine öğretmenliğine dönüyordu.
Aslında hiç ayrılmamıştı.
---------
Bir şehri yönetmek,
bazen bir sınıfı yönetmek gibidir.
Sabır ister, emek ister,
en çok da geleceği görme yeteneği ister.
Büyükerşen, Eskişehir’e
yalnızca yolları, parkları, tramvayları kazandırmadı.
Bir şehre düşünmeyi öğretti.
Heykelin “taş” olmadığını,
sanatın “lüks” olmadığını,
bilimin “masraf” değil
geleceğin temeli olduğunu öğretti.
Bunlar siyasetle öğretilmez.
Bunlar öğretmenlikle öğretilir.
--------
Siyaset gürültülüdür.
Günlüktür.
Hırçındır.
Ama öğretmenlik sessizdir.
Kalıcıdır.
Bir nesli alır, bir ülkeye bırakır.
Bugün Eskişehir’in sokaklarında
rahat yürüyen gençler,
müze kapılarında heyecanlanan çocuklar,
tramvay duraklarında kitap okuyan öğrenciler
onun hâlâ kürsüde olduğunu fısıldar.
Bir öğretmen için en büyük makam,
en yüksek koltuk değildir.
Bir öğretmen için en büyük başarı,
yerine öğrencilerinin geçmesidir.
----------
Siyaset bitti diyorlar…
Evet, siyaset biter.
Ama hocalık bitmez.
Çünkü öğrenciler için öğrenmek hiç bitmez.
Öğrenmenin bittiği yerde
hayal biter,
ufuk biter,
gelecek kararır.
Bir öğretmen kürsüden inse de
akıldan inmez.
Bir öğretmen görevden ayrılsa da
öğretmekten vazgeçmez.
Siyaset bitmiştir belki…
Ama hocalık devam eder.
Ve bu şehir,
öğrenmeye devam ettiği sürece
aydınlıkta yürümeyi de sürdürecektir.