Eskişehir siyasetinde bir dayımız var. Canı sıkılınca ortaya çıkar, mikrofon görünce ceketini düzeltir, sonra başlar memlekete ayar vermeye…

Bu aralar yine pek heyecanlı.

Konu zabıta.
Konu belediye bürokratları.
Konu liyakat.
Konu yönetim krizi…

Yani bizim dayı yine adalet dağıtmaya çıkmış.

Dağıtıyor dağıtmasına da insan ister istemez düşünüyor:

Dayı, sen gerçekten buna kendin inanıyor musun?

Çünkü anlattığı tabloya bakıyorsun, sanırsın belediyede alarm çalıyor, koridorlarda panik var, masalar devrilmiş, hizmet durmuş.

Bir felaket filmi eksik.

Ama dönüp sahaya bakıyorsun…

Şehir normal.

-----------

Yahu insan soruyor:

Bu kadar anlattığınız gibi bir kriz varsa şehir nasıl dönüyor?

Su nasıl akıyor?
Otobüs nasıl çalışıyor?
Ruhsatlar nasıl çıkıyor?
Denetimler nasıl yapılıyor?
Vatandaşın işi nasıl görülüyor?

Bu hizmet çarkı tıkır tıkır dönüyorsa demek ki ortada belediyeyi kilitleyen, kurumu işlemez hale getiren bir durum yok.

Var olan şey, olmayan yangına duman üfleyip kriz varmış gibi göstermeye çalışan siyasi bir telaş.

Yani mesele hizmette aksama değil;
mesele gündem üretme çabası.

Bizim dayı belediyede sorun aramıyor…

Kendine manşet arıyor.

---------

Çünkü son günlerde bir telaşı var.

İnsan hissediyor.

Siyasette bazı bağırışların sebebi memleket sevgisi değildir.

Koltuk sevgisidir.

Galiba bizim dayının oturduğu sandalyenin ayaklarında hafiften bir sallanma başladı.

O yüzden ne yapsam da gündemde kalsam,
ne yapsam da “ben buradayım” desem hesabı yapıyor.

En kolay yol ne?

Belediyeye sataş.

Bir bürokrat seç.
Bir daire başkanlığı seç.
Bir uygulamayı büyüt.
Sonra çık kameraların karşısına:

“Liyakat yok…
kriz var…
kaos var…”

Bağır.

Çünkü bağırmak emek istemez.
Belge istemez.
Çözüm hiç istemez.

----------

Fakat hedef aldıkları insanlar öyle bir gecede makama konmuş insanlar değil.

Bugün hedef alınan bürokratlar ve memurlar, CHP belediyeyi kazandıktan sonra bir gecede koltuğa oturtulmuş insanlar değildir.

Bu arkadaşlar yıllardır bu kurumlarda görev yapan;
devlet terbiyesiyle yetişmiş,
dosyayı bilen,
sahayı bilen,
kurum hafızasını taşıyan kamu emekçileridir.

Yani seçim sabahı parti rozetiyle gelip öğleden sonra makam sahibi olmuş kişiler değiller.

Bu şehrin su hattını bilen,
bu şehrin ulaşım yükünü bilen,
bu şehrin denetim düzenini bilen insanlar.

Kurumun mutfağında pişmiş insanlar.

Şimdi siz çıkıp basın açıklamasıyla bunları hedef tahtasına koyunca ne oluyor?

Belediyede kriz olmuyor.

Sadece siyasi şov oluyor.

Çünkü kurum yönetmek başka şeydir,
mikrofon yönetmek başka şey.

---------

Bir de en çok güldüren taraf “liyakat” nutukları.

Bizim dayı çıkmış liyakat dersi veriyor.

İnsan burada kahvesini masaya bırakıp bir duruyor.

Çünkü bu ülkede liyakat denince vatandaşın aklına sınav kazanıp elenen çocuk geliyor.

Mülakat mağduru genç geliyor.

Referansla açılan kapılar geliyor.

Akraba kontenjanı geliyor.

Parti kartıyla yükselen isimler geliyor.

Memlekette torpil romanı yazılmış,
bizim dayı Eskişehir’e personel ahlakı anlatıyor.

Bu da gerçekten trajikomik.

Kasabanın en çok kayıranı çıkmış adalet konferansı veriyor gibi.

-------

Kaldı ki Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nde kimse merak etmesin;

yanlış varsa bakılır,
eksik varsa düzeltilir,
vatandaş mağdur olmuşsa çözülür.

Ama bunu basın açıklamasıyla kurum çalışanını hedef göstererek yapmazlar.

Çünkü bu belediyenin başında adalet terazisini iyi bilen bir belediye başkanı var.

Üstelik belediyeciliği dışarıdan izleyen değil;
kurumun içinden gelen,
sahayı bilen,
memurun da vatandaşın da ne yaşadığını bilen bir yönetim anlayışı var.

O yüzden bu şehirde kimseye siyasi kimliğine göre muamele edilmez.

Kimse kişisel hesap uğruna harcanmaz.

Kimseye “şuradan gündem çıkar” diye ceza yazılmaz.

Eskişehir’de belediyecilik bağırarak değil, işleyişle ölçülür.

---------

Bizim dayı ise her mikrofonu mahkeme kürsüsü sanıyor.

Her açıklamada savcı gibi konuşuyor.

Her belediye personelini sanık sandalyesine oturtmaya çalışıyor.

Ama ortada suç dosyası yok.

Ortada sadece gündem açlığı var.

Çünkü koltuğu sallanan siyasetçinin sesi her zaman biraz fazla çıkar.

Düşme korkusu insanı çok konuşturur.

Bizim dayının son günlerdeki yüksek perdeden adalet dağıtmasının sebebi de memleket derdi değil gibi.

Biraz kendi sandalyesinin vidasını sıkma telaşı.

---------

Eskişehir halkı bunları görüyor.

Bu şehir hizmet edenle gürültü edeni ayırır.

Olmayan yangına bidonla duman taşıyanı da tanır.

Belediyede hiçbir şey yokken kriz icat ederek siyaset yapılmaz.

Yapılırsa adına muhalefet değil…

Boş gürültü denir.

Ve Eskişehir boş gürültüye karnını çoktan doyurdu.