Osmanlı Dönemi sanat eserleri genelde İslami kültür geleneğine bağlı olarak oluşmuş olsa da Türk sanat unsurlarını da içinde barındırıyordu. Örneğin; minyatür sanatı Orta Asya Türk Tarihi’nde yer alan Uygur Devleti’nden beri var olagelmiş bir sanat dalıdır. Osmanlı Devleti’ndeki çoğu uygulama gibi sanatta İslam ve Türk senteziyle oluşmuş diyebiliriz bu yüzden Osmanlı kurulduktan itibaren pek çok sanat dalı gelişme göstermiştir.

Örneğin; minyatür, hat, keramik, ciltçilik, çinicilik, müzik, tezhip gibi güzel sanatlarda birçok sanatçı yetişmiştir. Bu sanat dallarının en önemlilerinden olan minyatür sanatçıları arasında Matrakçı Nasuh, Nigâri, Sabuncuoğlu Şerafettin, Levni, Seyyit Lokman, Nakkaş Osman bulunur. Hatta Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde yaşamış olan Matrakçı Nasuh’un Eskişehir’i resmettiği bir minyatür eseri bulunur.

Bahsettiğimiz bu sanat dallarının ortak noktası İslami kurallara uygun olmasıdır. Bilindiği üzere İslam sanatında resim yasaklanmıştır. Bu sebepten ötürü bu sanatın yerini tutabilecek düzeyde minyatür sanatını örnek olarak gösterebiliriz. Ancak resimden farklı olarak minyatürde ışık, gölgelendirme, perspektif ve derinlik yoktur. Geriye doğru resimlerin küçülmesi gerekirken minyatürde bu durum söz konusu değildir.

Hat sanatı da bilindiği üzere yazı sanatıdır. Daha çok Hüsn-ü Hat ( güzel yazı) şeklinde tanımlanmıştır. Hüsn-ü Hat da yine islamiyet’ten esinlenerek ortaya çıkmış bir yazı şeklidir. Aslında Hat sanatı Kuran-ı Kerim’i daha güzel yazma kaygısıyla ortaya çıkmıştır. Yani bu sanat Türk tarihine İslamiyet ile birlikte dâhil oldu diyebiliriz.

Sanatta genel olarak İslam dini ve Türk kültürünün etkisi hâkim olsa da bazı padişahlar bu geleneği bozmuştur. Örneğin; Fatih Sultan Mehmet’in bir dönem resme ilgisi artmış, İtalyan ressam Bellini’yi İstanbul’a davet etmiş kendi resmini yaptırmıştır.

Bellini bu dönemde sarayda bulunan birçok sanatçıya ders vermiştir. Fatih’in meşhur ‘’Gül Koklayan Adam’’ portresi de Sinan Beye aittir. Ayrıca Osmanlı’da ki ilk kadın ressamın adı Mihri Müşfik’tir.