‘’Bazı ölüler yaşayanlardan daha yüksek sesle konuşur’’ der Malcolm X. Vefat eden bir ilim insanıysa bu ses her daim yükselmeye devam edecek. İlber hocamız gibi…

13 Martta kaybettik İlber Ortaylı’yı. Tarih bölümü mezunu olmam sebebiyle de İlber hocanın yeri bende ayrıydı. Bir ömrü dolu dolu en verimli şekilde geçirebilmek ve ardında birçok eser bırakıp gitmek bu dünyadaki en güzel konumdur bana göre. Sanırım hocamızın vefatı yalnız benim değil ülkemizin birçok insanında derin bir hüzün bırakmıştır bu yüzden. Çünkü bir kalbe, bir hayata dokunmak her insana nasip olmayacak kadar kutsaldır. Ve hem tarihçiliği ile hem de özellikle gençlere yaptığı tavsiyeler ile birçok insanın kalbinde derin bir hüzün bırakmıştır gidişiyle İlber hoca. İz bırakmak kolay değildir. Bunun için bir ilime, bir bilime kendini adamanın yanında samimi ve içtende olmak gerekli galiba. İlber hocayı ülke olarak belki de bu yüzden çok sevdik.

Ve şunu fark ediyorum ki; verimli bir yaşamın neticesi de aynı değere ve öneme sahip oluyor. Bunun en güzel göstergesi de İlber hocamızın mezarının Osmanlı Devleti’nin en donanımlı ve tarihimizde büyük izler bırakmış padişahı Fatih Sultan Mehmet, ‘’Tarihçilerin Kutbu’’ lakabıyla tanınan büyük tarihçi Halil İnalcık, Kemal Karpat, Semavi Eyice gibi önemli şahsiyetlerin naaşlarının da bulunduğu Fatih Haziresi’nde yer alması.

Gelecek nesile birçok eser bırakmış İlber Ortaylı gibi sürekli üreten hayat gayesinin farkında olup buna göre yaşayan birçok bilim insanının sadece bedeni göçüp gidiyor bu dünyadan. Ardında kalan eserleri ise ebediyete kadar ömür sürüyor…