Osmanlı Devleti’nin özellikle klasik çağı, yani İstanbul’un fethinin getirdiği yükselme dönemi ile başlayıp Zitvatoruk Antlaşması ile sona eren dönemi devletin her alanda zirve yaptığı dönemdir. Bu dönemdeki Osmanlı kurumlarını, genel olarak sistemini günümüze uyarlamak dahi mümkündür. Tarih yani geçmiş genel anlamıyla bakıldığında her açıdan objektif okunması gerekli bir alan olduğundan geçmişimizde hayata geçirilmiş ‘’iyi örnekler’’ her daim ders niteliğindedir.

Osmanlı klasik çağı ile ilgili önemli gördüğümüz kurumları, kuruluşları, uygulamalarını bir yazı dizisi halinde sunmayı düşünüyorum. Bunlardan ilk olarak yer vereceğim Osmanlı Devleti Klasik çağındaki bilim anlayışı olacak…
Klasik dönemin en önemli ve bu dönemi başlatan padişah kuşkusuz ki Fatih Sultan Mehmet’tir. Toplamda yedi dil bilen Fatih Sultan Mehmet’in yalnız Türk tarihine değil, dünya tarihinde dahi etkisini görebildiğimiz olay hiç şüphesiz İstanbul’un fethidir. Bu fetih bir toprak parçasını, bir şehri fethetmekten çok daha öte bir anlam taşımaktadır. Bir çağın bitip diğerinin başlangıcı sayılması da bu yüzdendir zannımca. Fetihle beraber Ortaçağ bitip Yeniçağ başlamıştır. Ve Fatih Sultan Mehmet’in şehri fetheder etmez yaptığı ilk iş de; Ayasofya’ya sığınıp başlarda Fatih’in kendilerine zarar vereceğini düşündüğü Hıristiyan halka inançlarını özgürce yaşayacakları güven ve huzuru vadetmiş olmasıydı. Bu aslında Fatih’in İstanbul şehrini yalnızca bir inanç sistemi dahilinde değil her türlü inanca saygı duyulan kozmopolit bir şehir oluşturmak istemesinin başlangıcı sayılabilir.
Osmanlı devletinin fetih politikasının en büyük özelliği yalnızca toprak fethetmek değil fethedilen yerlerde yaşayan halkında gönüllerini de fethetmek olduğu, uygulanan politikalardan apaçık olarak ortadadır. Hiçbir inanca, yaşam şekline müdahale edilmeden, hiçbir kültürel asimilasyon politikası uygulanmadan günümüze kadar kültürüyle, inancıyla var olan milletlerin tarihinde bu durumu görebiliriz. İşte bu düşünceyle yola çıkmış olan Fatih Sultan Mehmet’inde yapmak istediği de ecdadından miras aldığı bu politikaya uygun olan işler yapmaktı.
İstanbul fethedilir edilmez şehirde imar çalışmaları başlamış, Fatih ilk olarak 1463 tarihinde Fatih Külliyesini; 1470’de ise Sahn-ı Seman medreselerini kurdurmuştur. Bu medreselere ülke dışından birçok bilim insanı getirtmiş, İstanbul’u adeta bir bilim yuvasına çevirmeyi amaçlamıştır. Bu bilim insanlarından biri ve en önemlilerinden biri; Fatih’in daveti üzerine Akkoyunlu Devleti’nden ayrılarak İstanbul’a getirilen Ali Kuşçu’dur. Kendisi Semerkant’ta yaşamını sürdürürken rasathane müdürlüğü yapmaktaydı.
İstanbul’a geldiğinde ise öncelikle Muhammediye adlı matematik konulu eseri Fatih’e sunmuş, Fatih Sultan Mehmet’in isteğiyle Ayasofya medresesine müderris olarak atanmıştır. Mirim Çelebi, Sarı Lütfü, Sinan Paşa gibi bilim insanlarını yetiştirmiştir. Sahn-ı Seman medresesinde görev yapmış, Fatih Külliyesinin programını yazmıştır. Ayın haritasını çıkarması sebebiyle NASA tarafından Ay’da bir bölgeye ‘’Ali Kuşçu’’ ismi verilmiştir.