Bu ülkede bir süredir kelimelerin yeri değişti. “İtibar” saraya taşındı, “liyakat” rozet cebine girdi, Vatandaş ise pazarda kaldı.

Cumhurbaşkanı çıkıp “İtibardan tasarruf olmaz” diyor.
Doğrudur, olmaz.
Ama itibar sarayın ışıklarıyla değil,
emeklinin sofrasıyla ölçülür.

Bugün itibar;
makam araçlarıyla,
uçak filolarıyla,
protokol salonlarıyla anlatılıyor.

Ama emeklinin itibarı pazar filesinde eziliyor.
Asgari ücretlinin itibarı ay bitmeden tükeniyor.
Torununa dondurma alamayan dedeye
“Sabret” deniyor.

Soruyorum buradan açık açık:
Bu itibar kimin itibarı?

-----------

Açlık sınırı ortada.
Yoksulluk sınırı zaten hayal.
En düşük emekli maaşıyla bırakın yaşamayı,
insanlar hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Ama iktidar milletvekillerinden biri çıkıp da şunu diyemiyor:
“Bu maaşlar yeterli değil.”

Diyemiyorsanız,
çıkın emeklinin karşısına:
“Bu maaşla çok rahat yaşarsın” deyin.

Diyemezsiniz.
Çünkü doğru değil.

O zaman dönüp kendi genel başkanınıza, kendi bakanlarınıza sorun:
“Bu maaşları neden bu hale getirdiniz?”

İşte o gün liyakat konuşulur.

-----------

Gelelim isimli meseleye.

Son günlerde Nebi Hatipoğlu’nun kolundaki saat konuşuluyor.
Bakın, tekrar ediyorum:
Kimsenin saatine, parasına, zevkine karışmıyoruz.
Takabilir.
Sarayın itibarı oraya kadar taşındıysa,
saat de gelir, pahası da gelir.

Ama Nebi Hatipoğlu’na şunu sormak herkesin hakkı:
O saate oy veren emeklinin itibarı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Asgari ücretlinin onuru size ne ifade ediyor?

Çünkü o emekli,
torununun doğum gününde vitrine bakamıyor artık.
Rolex mi, Omega mı demiyor.
İşportacının önünde durup
“Şu çalışıyor mu evladım?” diye soruyor.

Biri kolunda saatle “itibar” taşıyor,
öteki torununa mahcup olmamaya çalışıyor.

Ve bu tabloyu yaratan da,
bunu görmezden gelen de
aynı siyaset anlayışı.

----------

Meclis’te transferler oluyor.
Rozetler değişiyor.
Dün eleştiren bugün alkışlıyor.

Ama ne hikmetse:
Vekiller değişiyor,
partiler değişiyor,
aritmetik değişiyor…

Emeklinin maaşı değişmiyor.

Demek ki mesele liyakat değil.
Demek ki mesele hizmet değil.

Mesele koltuk.
Mesele yukarıyı korumak.
Mesele aşağıyı unutmak.

-------------

Bakın buradan “dayı” diliyle söylüyorum:

Emekli pazarda akşamı bekliyor.
Ucuzlasın diye değil,
ayıp olmasın diye.

Torununa hediye alırken utanıyor.
Sonra birileri çıkıp
“Sabredin” diyor.

Dayı da soruyor:
Sen hiç torununa bakıp
‘Bu ay da alamadım’ dedin mi?

Demediysen,
bize sabrı anlatma.

İtibar sarayda olabilir.
Rozet yakada durabilir.

Ama bu memlekette
onur hâlâ vatandaşta.

Ve unutmayın:
Vatandaşın onurunu ezenin
koltuğu er ya da geç boşalır.

Saatler işler…
Ama bu düzenin
vakti doluyor.