Mevlam insana iki göz vermiş. Biri bakmak için, biri görüp ayırt etmek için.
Ama bu memlekette göz var,
görmek zor.
Çünkü gerçek ağır,
hakikat pahalı,
itiraf zor.
Sabah kalkıyorsun;
bir göz faturada,
bir göz pazarda.
Akşam oluyor,
iki göz de tavanda…
Uyku gelmez.
Gelse bile rüyaya borç girer.
İnsan kendi kendine soruyor:
Ağlasam mı, ağlamasam mı?
Ağlasan “abartıyorsun” derler,
ağlamasan içindeki yük büyür.
Bak memlekete…
Dura dura sel olmuş bir halk var.
Ama bu sel yağmurdan değil.
Bu sel,
yıllardır sürdürülen yanlış ekonomi politikalarının,
inatla terk edilmeyen tek adam aklının,
her eleştiriyi “düşmanlık” sayan bir anlayışın eseri.
Yirmi küsur yıldır ülkeyi yönetenler,
her krizde aynı şeyi söyledi:
“Sabredin.”
Ama sabır hep aşağıdan istendi.
Hiç yukarıdan değil.
Konuşana hep aynı cevap verildi:
“Şimdi sırası değil.”
“Memleket zor günlerden geçiyor.”
“Eleştiri zamanı değil.”
AKP iktidarında bu cümleler ezber oldu.
Ama Dayı,
bu memleket 20 yıldır zor günlerden geçiyorsa,
soruyu başka yerde aramak lazım.
Yetimin sırtından doyan doyana…
Eskiden bu söz insanın içini sızlatırdı.
Şimdi normalleşti.
Hatta savunulur oldu.
Yetim kim bugün?
Emekli…
Asgari ücretli…
Genç işsiz…
Kirasını denkleştiremeyen aile…
Tarlasını ekemeyen çiftçi…
Yani bu ülkenin çalışanı, üreteni.
Ama AKP döneminde yük hep bunların sırtına bindi.
Vergi adaleti yok,
gelir adaleti yok,
fırsat eşitliği yok.
Zam var.
Faiz var.
Borç var.
Ama yukarıda ne var?
İhale var.
Lüks var.
İtibar var.
Sonra çıkıp diyorlar ki:
“Dayanın.”
Gönül bu oyuna nasıl dayansın?
Kart limiti dolu,
cüzdan boş,
umut taksitli.
İnsan yine aynı eşiğe gelir:
Söylesem mi, söylemesem mi?
AKP iktidarında söyleyenin başına gelmeyen kalmadı.
Gazeteci susturuldu,
akademisyen dışlandı,
vatandaş “şikâyetçi” ilan edildi.
Ama susan ne kazandı?
Hiçbir şey.
Sadece daha da görünmez oldu.
Ve bir cümle var ki her şeyi anlatıyor:
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana.
Bu artık bir türkü sözü değil.
Bu, AKP’nin ekonomi karnesi.
Yiğit kim?
Sabah karanlığında işe giden işçi,
mazot pahalı da olsa toprağı terk etmeyen çiftçi,
kepengi açarken dua eden esnaf,
emekli maaşıyla ayı bölmeye çalışan dede…
Bir zamanlar bu ülkeyi doyuranlar,
AKP iktidarında kendini doyuramaz hale geldi.
Soğan kuru,
et uzak,
peynir hesap işi,
meyve lüks.
Ama yukarıda cümleler parlak,
masalar kalabalık,
nasihat bol:
“Şükredin.”
Şükür inançtır,
ama yanlış yönetimin üzerini örtmek için kullanılamaz.
“Sabredin.”
Sabır erdemdir,
ama yirmi yıl boyunca aynı insandan istenmez.
Eskiden bu topraklarda sözü olan insanlar vardı.
Bedel ödediler ama susturulmadılar.
Bugün bedel başka türlü:
İşsiz bırakılarak,
yoksullaştırılarak,
yalnızlaştırılarak.
Soru hâlâ aynı:
Eğilmek mi, direnmek mi?
Bu yazı bağırmak için değil.
Bu yazı hakaret için değil.
Bu yazı bir siyasi hatırlatma.
Bu memleketin insanı tembel değil,
nankör değil,
kör değil.
Sadece
AKP iktidarında yoruldu.
Ve yorulan insanın en çok ihtiyacı olan şey,
duyulmak.
İki göz verildiyse,
bakmak için değil sadece…
görmek için.
Bir dil verildiyse,
susmak için değil…
yanlışı anlatmak için.