Dayı konuşuyor. Bu söz sadece iktidara değil. Bu söz, tüm siyasi partileredir. Bu söz; bu ülkeyi içeriden kaşıyıp dışarıdan yönlendirmeye çalışanlara, bu halkın sinir uçlarıyla oynayanlara, kimliği, inancı, kökeni oy devşirme aracı yapan herkesedir.
İyi dinleyin.
Bu milletin mezhebiyle, inancıyla, etnik kökeniyle siyaset yapmayı bırakın.
Alevi–Sünni, Türk–Kürt, dindar–seküler diye bu halkı bölmeye kalkmayın.
Çünkü bu toprakların mayası ayrışmaz;
siz kaşıdıkça daha da kenetlenir.
Biz kimiz biliyor musunuz?
Aynı apartmanda kapı komşusu olup çocuğunu birbirine emanet eden bir halkız.
Aynı vardiyada yan yana çalışıp bu ülkeye katma değer üreten bir halkız.
Aynı pazarda fileyi boş götürüp, eve boş dönmemek için aynı yokluğu paylaşan bir halkız.
Biz birbirimizi sorgulamadık.
“Sen nerelisin, kime inanırsın?” diye ayırmadık.
Çünkü biz aynı açlığı yaşadık,
aynı sobanın başında ısındık,
aynı ekmeği böldük.
Dedelerimiz Kurtuluş Savaşı’nı verirken
yanındaki silah arkadaşına
“Mezhebin ne?”
“Etnik kökenin ne?”
diye sormadı.
Çünkü o savaş bir iktidar savaşı değildi.
O savaş bir vatan savaşıydı.
Omuz omuza çarpıştılar.
Yan yana şehit düştüler.
Ve bugün Çanakkale’de yan yana yatıyorlar.
Toprak ayırmadı, mezar ayırmadı, bayrak ayırmadı.
Bu toprakların vicdanı asırlardır aynı yerden konuşur.
Bu topraklar Yunus Emre ile yoğruldu:
“Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü.”
Bu söz; dili, inancı, kimliği ne olursa olsun insanı merkeze koyar.
Bu topraklar Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ile büyüdü:
“Ne olursan ol, yine gel.”
Bu söz; dışlamaya değil kucaklamaya,
ötekileştirmeye değil birlikte yaşamaya çağrıdır.
Ve bu topraklar Pir Sultan Abdal ile dik durdu.
Zulme karşı, haksızlığa karşı, eğilip bükülmeyen bir sesle dedi ki:
“Dönen dönsün yolundan, ben dönmem yolumdan.”
Bizim yolumuz budur.
Kimliğimiz kaşınsın diye susmayız.
İnancımız istismar edilsin diye geri adım atmayız.
Yoksulluk örtülsün diye birbirimize düşmeyiz.
Bugün ne yapılıyor?
Koltuklar sallanınca kimlikler öne sürülüyor.
Ekonomi konuşulmasın diye mezhep kaşınıyor.
Yoksulluk görünmesin diye etnik köken devreye sokuluyor.
Adaletsizlik sorulmasın diye inanç istismar ediliyor.
Buradan her partiye açık ve net bir söz:
İktidarda olan da, muhalefette olan da bilsin
Bu millet sizin ayak oyunlarınıza gelmez.
Seçim kazanacaksınız diye komşusunu düşman etmez.
Koltuk uğruna atalarının mezarını çiğnetmez.
Dışarıdan senaryo yazanlara,
içeride figüranlık yapanlara da söylüyorum:
Bu ülke laboratuvar değildir.
Bu millet deneme tahtası hiç değildir.
Bu halk kimliğini siyaset malzemesi yaptırmaz.
Tarihini pazarlık konusu ettirmez.
Bağımsızlığını tartıştırmaz.
Dedelerimiz can verdi.
Biz boyun eğmeyiz.