Atatürk’ün boyu 1.74’tü… Kilosu 75 civarında, ayakkabısı 42 numaraydı. Ama o, hiçbir ölçü birimine sığmayacak kadar büyüktü. Çünkü bir milleti yeniden inşa etti, çünkü bir imparatorluğun küllerinden bir cumhuriyet doğurdu.
Ayakkabıları siyah rugandı; parıltısı bile zarafet, duruşu bile devrimdi.
Takım elbiselerinin çizimini kendisi yapardı, çünkü sadece giyimini değil, geleceği de tasarlardı.
Dolabında lacivert yoktu — o karanlığı değil, ışığı severdi.
Beyaz gömlek giyerdi, çünkü temiz bir vicdanın rengi beyazdı.
Kahve, Fasulye ve Bilgelik
Kahveyi çok severdi.
Günde 10-15 fincan içerdi.
O fincanlarda sadece kahve değil, düşünce de demlenirdi.
Bir yudumunda Anadolu’nun uykusunu dağıttı, diğerinde bilimin ışığını uyandırdı.
En sevdiği yemek, etsiz kuru fasulye ve pilavdı.
Basit ama özlü; tıpkı onun yaşam felsefesi gibi:
Görkem değil, özdür asıl büyüklük.
Foks ve Sadakat
“Foks” adında bir köpeği vardı.
Bir gün Yalova’da bir seyyar fotoğrafçıdan 50 liraya almıştı.
Bugün Foks, “Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi”nde sessizce durur;
ama hâlâ sahibinin ayak seslerini duyar gibi…
Spor yapardı: Ata binerdi, yüzerdi, bilardo oynardı.
Çünkü zihin kadar beden de özgür olmalıydı.
Bir Kitap, Bir Ulus
Yüzlerce kitabı vardı; ama bir tanesini her zaman yanında taşırdı:
Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu."
O romanı, yalnızca bir aşk hikâyesi olarak değil, bir cumhuriyet alegorisi olarak okurdu.
Kurduğu her cümlede, yazdığı her yasa da aslında birer edebiyat eseri gibiydi —
çünkü o, harflerin içinden bir ulus yarattı.
Bir gün, cebinde cetvelle dolaşırken,
“Üçgen, dörtgen, artı, eksi, çap, oran” dediğimiz kelimeleri Türkçeye kazandırdı.
44 sayfalık bir geometri kitabı yazdı.
Bir milletin dilinden başlayarak aklını özgürleştirdi.
Çünkü biliyordu ki, bir ulusun kurtuluşu önce kelimelerinde başlar.
Birinci, Ama Tek
Onun TC kimlik numarası 10000000146’dır.
Sistem, ona “birinci”yi vermiştir.
Ama millet, onu çoktan “tek” yapmıştır.
Atatürk bir askerdi, ama sadece savaş kazanmadı.
Bir fikir kazandı, bir çağ kazandı.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” derken sadece diplomasi değil, insanlığın vicdanını tarif etti.
Bir Selamla Başlayıp Bir Selamla Bitirdi
Atatürk’ün son sözü “Aleykümselam”dı.
Bir selamla başladı her şey, bir selamla tamamladı.
Ama aslında ölmedi; çünkü fikirler ölmez.
Bir insan ölür, ama bir fikir milletin nabzına karışırsa,
o fikir artık ölümsüzdür.
Bugün 10 Kasım…
Saat 09:05’te sirenler çalarken,
biz sadece bir yas tutmuyoruz —
bir şükran duası ediyoruz:
Bir adam, bir halkı cehaletten kurtardı diye.
Bir öğretmen, bir ulusa düşünmeyi öğretti diye.
“Bazı insanlar doğmaz, gönderilir.”
Atatürk, bu topraklara Allah’ın rahmeti, aklın rahminden doğmuş bir mucizedir.
O’nun mirası bir saray değil, bir fikirdir.
O fikir, her Türk çocuğunun alnına kazınmıştır:
“Ben Atatürk’ün çocuğuyum.”
Sonsuz saygı, özlem ve minnetle…
10 KASIM’DA YİNE, HER GÜN GİBİ, ATATÜRK’LE.