Geçen gün köy kahvesindeyiz. Her zamanki gibi çaylar masada, okey taşları elde, memleket meseleleri havada uçuşuyor. Televizyonda yine siyaset. Yine soruşturmalar. Yine operasyonlar. Yine adaylar. Yine aday olamayanlar...

Tam o sırada bizim köyün Halo Dayı kapıdan girdi.

Halo Dayı öyle siyasetçi falan değildir.

Kendi halinde adamdır.

Kimsenin malında gözü yoktur.

Garibanın derdiyle dertlenir.

Birinin traktörü bozulsa yardım eder.

Birinin ineği kaybolsa aramaya çıkar.

Ama belli ki bu sefer sinirlenmiş.

Oturdu, çayını aldı, iki yudum içti.

Sonra masaya vurdu:

"Yeter be!"

Kahve sustu.

"Bu gidişle CHP'nin cumhurbaşkanı adayı olacak kimse kalmayacak. Ben aday oluyorum!"

Bir an sessizlik oldu.

Ardından kahve kahkahadan yıkıldı.

Millet gülmekten çayı döküyor.

Halo Dayı etrafına baktı.

"İyi gülüyorsunuz da..." dedi.

"Asıl gülünecek hal sizinkisi."

Kahve birden sustu.

"Sabahtan akşama kadar ürün para etmiyor diyorsunuz."

"Hayvancılık zarar ediyor diyorsunuz."

"Kahvede oturup elinizde kalem, bankaya olan krediyi nasıl ödeyeceğiz diye hesap yapıyorsunuz."

"Olmazsa bizim özdeki tarlayı satarız' diyorsunuz."

"Eskiden bir kilo buğdayla üç litre mazot alıyorduk diyorsunuz."

"Şimdi bir kilo buğdayla köy kahvesinde bir bardak çay bile içemiyoruz diyorsunuz."

"Ama bunların hepsini konuşurken bile sesinizi alçaltıyorsunuz."

"Hakkınızı aramaya gelince herkes birbirinin yüzüne bakıyor."

"Korkudan değil diyorsunuz ama kimse de ilk sözü söylemeye cesaret edemiyor."

Bu sözler üzerine Muhtar hemen araya girdi.

"Yapma Halo Dayı!"

"Sen cumhurbaşkanı adayı olursan bizi şafak operasyonuyla alırlar."

Kahvede hafif bir gülüşme başladı.

Muhtar devam etti:

"Bir de bizim İbrahim var ya..."

"Köyün delisi diye biliyoruz ama ilk itirafçı o olur."

Kahve yine dağıldı.

"Niye?" dediler.

Muhtar cevap verdi:

"Bir çay verdiler mi köyün tapu kayıtlarını bile anlatır."

Kahkaha büyüdü.

Muhtar hızını alamadı:

"Sonra bizim muhtarlığa da Kemal'i kayyum atarlar."

"Bak bıyık altından gülüyor zaten."

Kemal çayını bırakıp ayağa kalktı:

"Ben daha muhtarlığın mührünü nereye koyduğunuzu bilmiyorum."

Kahvede ikinci kahkaha tufanı koptu.

Tam o sırada köşede sessiz oturan Yaşar Dede ayağa kalktı.

Eski Kır'atçılardandır.

Fötür şapkasını çıkardı.

Yavaşça masaya koydu.

Kahve sustu.

"Halo..." dedi.

"Sen mi garipsin, biz mi garip olduk?"

Derin bir nefes aldı.

"Biz çok şey gördük."

"Seçimler gördük."

"Kavgalar gördük."

"Darbeler gördük."

"Kazananı da gördük, kaybedeni de."

"Kazanana hayırlı olsun dedik."

"Kaybedenle aynı kahvede çay içtik."

"Demokrasi budur dedik."

"Bu yaşıma geldim..."

"İnsanların aday olmaktan korktuğu kadar, aday desteklemekten korktuğu günleri ilk defa görüyorum."

Kahvede çıt çıkmıyordu.

O sırada arka masadan Sami Dayı seslendi.

Köyde ona Ak Güvercin derler.

"Yürü Halo Dayı!"

"Ben de destekliyorum."

Hemen yanında oturan Hacı Yörük de söze karıştı:

"Haklısın Halo Dayı."

"Bu millet Yunan'dan korkmamış."

"İngiliz'den korkmamış."

"Can vermiş."

"Şehit olmuş."

"Cumhuriyeti kurmuş."

"Biz onların evlatlarıyız."

"Kimseden korkmayız."

"Yanındayız."

Kahvede alkışlar yükselirken kahveci telaşla el salladı.

"Yavaş olun!" dedi.

Herkes döndü.

"Hayırdır?" dediler.

Kahveci kafasını kaşıdı.

"Ben sizi destekliyorum da..."

"Biraz tedirginim."

"Neden?" diye sordular.

Kahveci sesini alçalttı:

"Bu Kemal yarın ifade verir."

"Halo Dayı'yı kahveci finanse ediyordu der."

"Çay parası almıyor der."

"Sonra gelirler kahveye çökerler."

İşte o anda kahve bir kez daha kahkahadan yıkıldı.

Ama kahkahaların arasında insanın aklına takılan bir soru kaldı:

Bir ülkede insanlar bir adaylık şakasını bile operasyon hesabıyla dinliyorsa...

Bir muhtar kayyum fıkrası anlattığında herkes bunun komik mi yoksa mümkün mü olduğuna karar veremiyorsa...

Bir kahveci verdiği çayın bile suç delili sayılabileceğinden korkuyorsa...

Sorun artık Halo Dayı'nın adaylığı değildir.

Sorun, korkunun normalleşmesidir.

Çünkü bazı fıkralar vardır...

İnsan önce güler.

Sonra düşünür.

Sonra da fark eder ki aslında güldüğü şey bir fıkra değil, memleketin ta kendisidir.