Geçen gün köy kahvesine bir çiftçi girmiş. Koltuğunun altında bir çuval buğday. Kahveci sormuş: “Hayırdır ağam, harmandan mı geliyorsun?” Çiftçi demiş: “Yok usta, çay içmeye geldim.”

Kahveci şaşırmış:

“Çay içeceksin diye buğday çuvalıyla mı gelinir?”

Çiftçi gülmüş:

“Ne yapalım usta… Devir hesap devri. Bir bardak çay 15 lira. Bir kilo buğday 16,5 lira. Neredeyse aynı para. Dedim ki hazır gelmişken ödeme aracını da yanımda getireyim.”

Kahvede herkes gülmüş.

Ama kimsenin içi gülmemiş.

Çünkü şaka gibi görünen şey aslında memleketin gerçeği olmuş.

Bir tarafta bu ülkeyi doyuran çiftçi…

Öbür tarafta çiftçinin alın terini rakama çevirip başarı masalı anlatanlar…

Geçen yıl buğday fiyatı açıklandı.

Bu yıl yine açıkladılar.

Davullar çalındı.

Müjdeler verildi.

Sanki çiftçi zengin olmuş gibi anlatıldı.

Peki hesap ne diyor?

Tarımsal girdiler yüzde 55 artmış.

Mazot, gübre, ilaç, tohum, elektrik, sulama…

Kısacası üretimin her kalemi zamlanmış.

Ama çiftçinin ürününe verilen zam?

Yüzde 22.

Bir daha okuyun.

Girdi yüzde 55 artıyor.

Ürün yüzde 22 artıyor.

Sonra dönüp buna “çiftçiyi destekliyoruz” diyorlar.

Buna destek değil ağalar…

Buna çiftçiyi yavaş yavaş boğmak denir.

Çünkü matematik yalan söylemez.

Maliyet yüzde 55 artacak, ürün fiyatı yüzde 22’de kalacak…

Sonra da çiftçinin ayakta kalması beklenecek.

Nasıl olacak?

Sihirle mi?

Dua ile mi?

Yoksa televizyon ekranlarından anlatılan masallarla mı?

Kasabanın şerifi de çıkıp konuşuyor.

Her konuda bir fikri, her konuda bir açıklaması var.

Ama konu çiftçinin zararı olunca ortalık sessizleşiyor.

Belki de haklıdır.

Kolunda milyonluk saat taşıyanların dünyasında, nasır tutmuş ellerin hesabı görünmüyordur.

Çünkü çiftçi “açız” diyor.

“Üretemiyoruz” diyor.

“Borç içindeyiz” diyor.

Ama duyan yok.

Saraydan bakınca tarla küçük görünüyordur belki.

Çiftçi ekmek bulamadığını söylüyor, onlar istatistik anlatıyor.

Çiftçi borç batağında olduğunu söylüyor, onlar başarı hikâyesi anlatıyor.

Çiftçi traktörüne mazot koyamıyor, onlar refah masalı anlatıyor.

İyi de soralım:

Bir kilo buğdayın köy kahvesinde bir bardak çaya denk geldiği yerde refah nerede?

Bu ülkeyi doyuran insan geçinemiyorsa başarı nerede, bereket nerede?

Eskiden çiftçi ürününü satar düğün yapardı.

Bugün ürününü satıp banka borcunu kapatırsa şükrediyor.

Eskiden traktörün deposunu doldururdu.

Bugün pompacıya bakıp:

“Yüz liralık koy da eve varalım usta” diyor.

İşte memleketin özeti budur.

Köy kahvesinde bir bardak çay ile bir kilo buğday aynı değere gelmişse…

Sorun çiftçide değildir.

Sorun tarlada değildir.

Sorun yağmurda değildir.

Sorun çiftçinin alın terinin değerini unutanlardadır.

Ve unutulmasın:

Çiftçi kaybederse sadece çiftçi kaybetmez.

Bu memleket kaybeder.

Sofra kaybeder.

Ekmek kaybeder.

Gelecek kaybeder.

Çünkü toprağı küstürdüğünüz gün, yarın aç kalacağınızı da peşinen kabul etmiş olursunuz.

Bir de soralım:

AKP’nin Eskişehir’deki şerifine de, dayısına da bu verilen fiyatlar için ne düşünüyorlar?

Bu fiyatları yine dış güçler mi açıklıyor?

Madem ekranları bu kadar seviyorsunuz, çıkın yine ekranlara.

“Çiftçiye çok iyi fiyat verdik” diye şov yapın.

Ama bilin ki biz çiftçiler artık masal değil, hesap görüyoruz.

Ve açıklamanızı bekliyoruz.