“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Bu cümle yalnızca bir anayasa maddesi değildir. Bir milletin küllerinden doğarken kendi kaderine el koymasının ilanıdır. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığında, aslında yalnızca bir meclis açılmadı. Bir halk, “Artık söz de karar da benim” dedi. Bu irade, 20 Ocak 1921’de Teşkilât-ı Esasîye Kanunu ile hukuk zeminine kavuştu. Yani egemenlik, saraylardan alınıp millete teslim edildi.

Peki, bugün sormamız gereken soru şu.
Egemenlik gerçekten milletin mi?
Daha da önemlisi… Bu egemenlik çocuklara ne vaat ediyor?
23 Nisan’ın bir bayram olarak çocuklara armağan edilmesi, sıradan bir jest değildir. Bu kararın arkasında derin bir vizyon vardır. Mustafa Kemal Atatürk, bu bayramı çocuklara verirken aslında geleceği emanet ediyordu. Çünkü biliyordu ki egemenliğin gerçek sahibi, onu sürdürebilen nesillerdir. Yani çocuklar.
Ama bugün o çocuklara baktığımızda içimiz rahat mı?
Bir yanda bayramlarda süslenen kürsüler, diğer yanda hayatın sert gerçekleriyle erken yaşta tanışmak zorunda kalan çocuklar… Bir yanda “geleceğimiz” diye sevilen çocuklar, diğer yanda o geleceğe ulaşamadan yıpranan hayatlar…
Bu çelişkiyi görmezden gelerek egemenlikten söz edebilir miyiz?
Bugün bu ülkenin kaynakları, imkânları, fırsatları gerçekten bu ülkenin çocuklarına mı ait? Yoksa bir yerlerde bir şeyler ters mi gidiyor?
Bir çocuğun hakkı olan eğitim, sağlık, güvenli bir yaşam… Bunlar lüks değil, egemenliğin en temel sonucudur. Eğer egemenlik gerçekten milletinse, o milletin çocukları en iyi şartlarda büyümelidir. Ama ne yazık ki tablo her zaman böyle değil.
Bazı çocuklar hayaller kurarken, bazıları hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Bazıları oyun oynarken, bazıları çalışmak zorunda kalıyor.
Bazıları özgürce büyürken, bazıları daha çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda bırakılıyor.
İşte burada bir şeyleri açıkça konuşmak gerekiyor.
Bu düzen, gerçekten “milletin egemenliği” üzerine mi kurulu?
Yoksa egemenlik bir slogana mı dönüştü?
Daha da sert sormak istiyorum.
Bu ülkenin kaynakları neden bu ülkenin çocuklarına eşit şekilde ulaşmıyor?
Neden hak edenler hak ettiklerini alamıyor?
Bir başka sorum bana göre de en can alıcı soru.
Çocukların çocuk olmasına izin vermeyen bir anlayış… Kimin anlayışı?
Çünkü mesele sadece ekonomik değil. Mesele zihniyet meselesi.
Çocuğu bir birey olarak görmeyen, onu yalnızca bir araç, bir istatistik, bir gelecek yatırımı gibi değerlendiren anlayış; egemenliğin ruhuna aykırıdır. Çünkü egemenlik, insanı merkeze alır. Ve insanın en saf, en korunması gereken hali çocuktur.
Unutulmamalıdır ki bugün çocuk olanlar, yarın egemenliğin taşıyıcısı olacak. Eğer bugün o çocuklara adil bir düzen sunamazsak, yarın o düzenin devamını da bekleyemeyiz.
Bir zamanlar bu topraklarda çocuklar için bir bayram ilan eden bir lider vardı. O lider, savaşın içinden çıkmış bir ülkenin bile çocuklarını unutmamıştı. Çünkü o, Türk çocuğuna inanıyordu. Onun zekâsına, çalışkanlığına, karakterine…
Bugün o vizyonu taşıyabiliyor muyuz?
Yoksa sadece yılda bir gün çocukları hatırlayıp, geri kalan günlerde onları görmezden mi geliyoruz?
Burada bir yüzleşmeye ihtiyaç var.
Eğer bir ülkede çocuklar eşit fırsatlara sahip değilse, orada egemenlik tartışmalıdır.
Eğer çocuklar korunamıyorsa, orada devletin en temel görevi sorgulanmalıdır.
Eğer çocuklar mutlu değilse, o toplumun geleceği de huzurlu olmayacaktır.
Ve en önemlisi…
Eğer bir zihniyet çocukların çocukluğunu elinden alıyorsa, o zihniyetin adı ne olursa olsun, bu millete ait değildir.
Çünkü biz Türk milletiyiz.
Ve Türk çocuğu, yalnızca büyüyen bir birey değildir, bu ülkenin yarınıdır.
Biz, çocuklarımızın güçlü, özgür, eğitimli ve mutlu bireyler olarak yetişmesini isteriz. Bu sadece bir temenni değil, bir sorumluluktur. Ve bu sorumluluk, egemenliğin doğal sonucudur.
Bugün belki yüksek sesle söylenmesi rahatsız edici olabilir ama gerçek şu!
Bu ülkenin çocukları, bu ülkenin en büyük hakkıdır.
Hiçbir çıkar, hiçbir sistem, hiçbir anlayış bu hakkın önüne geçemez.
Geçmemelidir.
Çünkü 23 Nisan sadece bir bayram değildir.
Bir hatırlatmadır.
Egemenliğin kimde olduğunu…
Ve o egemenliğin kime emanet edildiğini…
Son bir soru ile bitirmek istiyorum dostlar.
Eğer biz bu emaneti taşıyamıyorsak…
Sorun çocuklarda mı, yoksa o emaneti anlamayanlarda mı?
Cevap, aslında hepimizin içinde.