TRT’nin sevilen ses sanatçısı ve Tenor Cem Buğdaycı Haberes Dergisi’nin 68’nci sayısına konuk oldu. Yazarımız Cem Aksu ile müzik dolu keyifli sohbet eden Buğdaycı; “Profesyonel anlamda devlet destekli çok sesli müzik toplulukları çoğaltılmalı ve bu alanda yetişmiş gençler bu topluluklarda istihdam edilmelidir. Bu işe gönül vermiş gençlerin ellerinin ucuyla değil de büyük bir gayret ve disiplinle çok çalışarak işlerinde iyi seviyeye gelmelerini öneririm” dedi.
Bize kendinizden bahseder misiniz? Nerede doğdunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
1980 yılının Eylül ayında 4 çocuklu bir ailenin en küçük bireyi olarak, Ankara’da gözlerimi dünyaya açtım. Doğayla iç içe özgür bir çocukluk geçirdim.
Müziğe başlamanız nasıl oldu? Sizi yönlendiren ya da keşfeden oldu mu? Özellikle çok sesli müziğe kurduğunuz bağ nasıl şekillendi?
Müzikle tanışmam erken yaşlarda anne ve babamın güzel sesleriyle söyledikleri ninni ve türkülerle oldu. Kulağıma söylenen bu büyülü notaları hayatım boyunca seslendireceğim o zamanlar aklımın ucundan bile geçmezdi. Gençliğinde TRT’de girdiği bir sınavın sonucunu öğrenemeden memleketine dönmek zorunda kalmış olan babam, sınav sonucunu hiçbir zaman da öğrenememiş. Kısmet bu ki, bir gün TRT Ankara Radyosu’nun önünden geçerken bir sınav ilanı görüyor ve kendi için değerlendiremediği fırsatı çocukları değerlendirebilir diye düşünerek bizlere söylüyor. TRT bir okuldu ve bu konuda ben oldukça heyecanlı ve istekli olduğum için vakit kaybetmeden başvuruda bulundum. Sınavın hangi bölüm için olduğu konusunda bir bilgim yoktu. Aklıma nakşettiğim güzelim Anadolu türküleriyle sınava gelmiştim. Benim için sürprizlerle dolu bir gündü. Ben babamın yarım kalan türküsünü söylemek için oradaydım. Türkümü seslendirdikten sonra jüri ikinci bir türkü daha istedi. Bıraktığım etki güzeldi ve sonucu da güzel oldu. 1997’de türkülerimle girmeye hak kazandığım koronun “Çok Sesli Gençlik Korosu” olduğunu öğrendim. Ve çok sesli eserler seslendirildiğini; sınavı kazandıktan sonra, mevcut koronun, yeni kazanan koro üyelerini karşılamak için seslendirdiği “Zottel Marş” adlı bir eseri, tüylerim diken diken olmuş bir şekilde dinlerken anladım. Artık geri dönülmez bir yola girmiştim. Klasik müzik ve çok sesli müzik kanıma en hassas yerimden, kalbimden işlemişti. Derken zaman akmış ve çok sesli gençlik korosunun başarılı bir koristi olmuştum. 2001 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera ve Şan bölümünü kazandım. 2006 yılında konservatuvarı bitirip Ankara Devlet Tiyatrosu’na girdim. 2007 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda “Bir Şehnaz Tango” ve “Çayhane” müzikallerinde oyuncu olarak görev aldım. 2008 yılında Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde göreve başladım. 8 yıl boyunca solo ve koro olmak üzere 50’nin üzerinde eserde rol aldım.2015 yılında TRT’nin uzun bir aradan sonra açtığı sınava girdim. Aria, Antik Aria ve Türkçe eserimi seslendirdikten sonra jüri benden yine ikinci bir türkü daha seslendirmemi istedi. Tarih tekerrür ediyordu. TRT Ankara Radyosu Çok Sesli Korosunu Tenor olarak kazandım ve tekrar sanat yuvama geri döndüm.
Ülkemizde çok sesli müziğin gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Çok sesli müzik ülkemizde anlaşılan bir müzik türü mü?
Ülkemizde çok sesli müziğin gelişimini kültürel zenginlik ve müzikal çeşitliliğin artması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriyorum. Çok sesli müzik, özellikle eğitimli ve kentli kesim arasında daha iyi anlaşılan bir müzik türü. Bununla birlikte daha geniş kitlelere ulaşması için, müzik eğitiminin geliştirilmesi, konser ve festivallerin artırılması, ayrıca bu müziğin geleneksel Türk müziğiyle uyumlu bir şekilde tanıtılmasının önemli olduğunu düşünüyorum.
Genç müzisyenlere özellikle çok sesli müziğe yönelmek isteyen müzisyenlere neler tavsiye edersiniz?
Çok sesli müzik Dünyada hızlı bir biçimde evirilerek büyük ve kaliteli prodüksiyonlarla sahnelenir duruma geldi bu konudaki sanatsal seviye zirvelerde. Bizim Ülkemizde de ümit verici çalışmalar tabiki yapılıyor gün geçtikçe de çok daha büyük kurumsal Orkestralar ve Korolar kuruluyor. Profesyonel anlamda devlet destekli çok sesli müzik toplulukları çoğaltılmalı ve bu alanda yetişmiş gençler bu topluluklarda istihdam edilmelidir. Bu işe gönül vermiş gençlerin ellerinin ucuyla değil de büyük bir gayret ve disiplinle çok çalışarak işlerinde iyi seviyeye gelmelerini öneririm.
Şimdilerde neler yapıyorsunuz? Yeni çalışmanız ‘’Sevdanın Rengi’’ yayınlandı. Söz ve beste size ait sanırım. Bu beste nasıl oluştu?
Şimdilerde birçok şeyi bir arada götürmeye çalışıyorum. Bazen yorulmuş hissetsem de güzel işler ortaya çıktıkça mutlu oluyorum. “Uçan Halı Atölye” adında bir sanat atölyemiz var, eşim ve ben burada sanatsal aktiviteler yapıyoruz eşim sanat ve tasarım atölyeleri düzenliyor ben ise Şan dersleri veriyorum. TRT’ de ise Çok sesli eserlerimizi çalışıp Radyo-3 için kayıtlar alıyoruz. Konserlerimize hazırlık yapıyoruz.
Yakın zamanda Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve Gürer Aykal’la Atatürk’ü anma konserimiz oldu, akabinde devam edecek olan konserlerimiz için çalışıyorken bir yandan da kendime ait eserlerimin aranjeleri ve kayıtlarıyla ilgileniyorum. Bestenin duygusu bir film sonrası oluştu. Sonrasında içimde oluşan bu duyguyu söz ve besteye çevirdim.
Gelecek dönemlerde yeni planlar var mı?
Her zaman yeni planlar var. Sırada bekleyen pek çok bestem var. Sırasıyla onları hazırlayıp klip çekmek niyetindeyim. Birkaç ta akustik projem, radyo programı projem var.
Eskişehir’e hiç geldiniz mi? Neler söylemek istersiniz şehrimizle ilgili?
Eskişehir’e DOB Sanatçısı olarak çalışırken, Opera ve Bale festivalleri kapsamında birçok defa gelme şansım oldu. Onun dışında ailemle gezmek için de birkaç defa gelmiştik. Öncelikle huzurlu bir şehir olduğunu söyleyebilirim. Bununla birlikte öğrencilerin kattığı dinamizmi seviyorum. Yaşayan bir şehir, ferah bir şehir ve çokça alanda yatırım yapılmış zengin kültürel ve sosyal imkânlara sahip renkli bir şehir. Bir de Mart soğuğunu unutamıyorum…