Tüm Türkiye’nin ‘Kuşum Aydın’ olarak tanıdığı şarkıcı, sunucu şovmen Muharrem Aydın Uğurlular, Haberes Dergisi’nin 70’nci sayısına konuk oldu. Yazarımız Cem Aksu ile keyifli bir sohbet gerçekleştiren Kuşum Aydın; “Yaptığım mesleğim benim için sanat değildir ama sanat adına yapan çok yorumcu besteci ve yazar var. Hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum ama ben kendimi o kategoriye sokmuyorum. Ben her zaman iyi bir eğlendirici oldum. Böyle devam edeceğim” dedi.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Nerede doğdunuz, nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Bugün herkesin bildiği isminizin ardındaki gerçek Aydın kimdir?
İstanbul Fatih doğumluyum. İlk orta liseyi Fatih’te okudum. Üniversiteyi Güzel Sanatlar Akademisi. Dört yıl ayrıca İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadi Fakültesinde master yaparak devam ettim. Daha sonra İtalya’da bir yıllık bir eğitim daha aldım moda üzerine fakat ünlü olmak ve şarkı söylemek hepsinden ağır bastı. Tesadüfler ve şansı yolu şarkıcılık yönünde daha çabuk ilerledi ve bugünlere geldim. Ailenin tek çocuğuyum. Çok güzel bir çocukluk geçirdim annem ve babam her daim yanımdalardı. Beni hiçbir konuda hiçbir zaman yalnız bırakmadılar ikisinin de hakkını ödeyemem, üniversite sonrası ailemden ayrı yaşamaya başladım ama bağlarımız o kadar güçlü günlük rutinlerimizi hiç unutmadık annemle ve babamla kısacası onlar benden memnun ben onlardan memnunum.
Güzel Sanatlar mezunu olduğunuzu biliyoruz. Bu bölümü tercih etmenizin özel bir nedeni var mıydı? Sanat eğitimi hayatınızı nasıl şekillendirdi?
Babam Galatasaray Lisesi mezunu ve yatılı olarak okumuş. Üniversiteyi de İstanbul Üniversitesi İşletme bölümünü bitirdi. Benim Galatasaray Lisesi imtihanlarına girmemi çok istedi. Ben hep kaçtım. Benim içimdeki sanat aşkını babam görmemezlikten geldi çoğu zaman. Babamın zoruyla ben işletme bölümünü okudum. Hatta itiraf ediyorum ağlayarak okudum. Çokta hastalandım. Çünkü içinde sanat olan bir kişinin daha sonra finans okuması dört yıldan sonra son derece zor doktorlara gittim. Düşünün annemle, babam beni iş adamı yapmak istedi ben kaçtım. Ve itiraf ediyorum babam beni hiç dinlemeye gelmedi. Ben annemin desteğiyle çok çalışkan bir öğrenci olmama rağmen, Güzel Sanatlar Akademisi’nin imtihanlarına girdim ve kazandım. Çünkü ruhum oradaydı ve çok iyi dereceyle bitirdim. Gerçi oradaki mesleğimi de yapamadım ama hala kendim için yaptığım şeylerim var. Güzel sanatlardan kopmak diye bir şey olmadı hayatımda.
“Kuşum Aydın” ismi yıllardır hafızalarımızda. Geriye dönüp baktığınızda bu lakap sizin için ne ifade ediyor? Zamanla bir kimliğe ya da markaya dönüştüğünü söyleyebilir miyiz?
Kuşum Aydın bir kimlik oldu ama bir marka oldu mu onu bilmiyorum. Sanıyorum az da olsa bir marka değeri var, her zaman neşeli kimliğimden dolayı. Mutlaka (gerçek ismin bu arada Aydın) Bir lakap taktılar bana ilk çıktığımda aslında İzmir ve İstanbul Sosyetesi beni keşfetti. O zaman papyon Aydın lakabımdı. Sonra kuşum şarkısıyla kuşum olarak devam etti. Böyle de devam edecek. ‘’Kuşum Abi’’, ‘’Kuşum Amca’’ ‘’Kuşum Dede’’ ve The End
Yıllar boyunca sanat ve magazin dünyasında sıkça konuşuldunuz. Sizce Kuşum Aydın, bu ülkede gerçekten anlaşılabildi mi? Zaman, hayata ve sanata bakışınızı nasıl etkiledi?
Çok kısa ve öz olursa ben ilk şarkıcılığa başladığımda İngilizce İtalyanca ve sadece Ajda Pekkan şarkıları söyleyebiliyordum, kısa sürede evirildim ve bu ortam beni kuşum Aydın’a çevirdi. Belli bir yere kadar mutlu oldum pişmanlıklarım var tabii ki…
Sanat yolculuğunuzda sizi etkileyen, yönlendiren isimler oldu mu? Bugünkü Aydın’ı daha çok hayat mı şekillendirdi, yoksa kendi tercihleriniz mi?
Bugünlere gelirken hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğim isimler var. Bunların başında Garo Mafyan ve Zeynep Talu. Benim 30 yıldır bu piyasada kalmamı sağlayan eserleri yaptılar. Minnettarım gerçekten. Ben de üstüne kibarlığımı efendiliğimi saygımı koydum. Yeterli oldu çok şükür diyorum her zaman…
Müzik hayatınıza vokal olarak başladığınızı biliyoruz. Bu süreç nasıl gelişti? Kimlerle çalıştınız ve bu deneyimler size neler kattı?
Evet, Baha Boduroğlu. Ve o zaman Güzin - Baha ikilisi. Güzin Sokullu ilk adımları atan kişilerdir. Çok değerli sanatçılara vokal yapmamı sağlayan kişilerdir. Özdemir Erdoğan, Sezen Aksu, Nilüfer gibi değerli müzisyenlere vokal yapma şansı buldum sayelerinde. Ama her zaman saçtığım bir ışık vardı. O garip bir şey. Fark edilmek anında sana karşında gülen yüzlerin cevap vermesi müthiş bir ışık meselesi. Bu sayede vokal ve profesyonel şarkıcılık adımları geldi.
Günümüz müziğini ve sanat anlayışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanat eğitimi almış biri olarak, bugün yapılan işleri “sanat” olarak nitelendirmek mümkün mü? Sizce sanat nedir ve ülkemizde sanat hangi noktada duruyor?
Ben kendi yaptığım işler hakkında konuşabilirim. Yaptığım mesleğim benim için sanat değildir ama sanat adına yapan çok yorumcu besteci ve yazar var. Hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum ama ben kendimi o kategoriye sokmuyorum. Ben her zaman iyi bir eğlendirici oldum. Böyle devam edeceğim. Bu işi sanat yönünü ağırlıkla düşünüp yapan bir sanatçı var mı diye düşünürsek; şartlardan olabilir ya da olmayabilir ben görmedim. Sanat yönü ağır bassın sadece alkışlar için bu sahnede olayım dediğim bir görsel olay. Şarkıcılardan görmedim tiyatro müzikal bunları konumuzun dışında tutuyorum.
Eskişehir’e daha önce yolunuz düştü mü? Şehrimizle ilgili izlenimlerinizi ve Haberes okurlarına iletmek istediklerinizi dinlemek isteriz.
Eskişehir hepimizin çok sevdiği bir şehrimiz çok fazla sahne alma imkânım olmadı. Umarım ilerleyen zamanlarda imkân olur ama şehir olarak sevdiğim genç dinamik harikulade bir şehir. Umarım Haberes ve Eskişehir’le yollarımız kısa zamanda kesişir. Hepinizi çok öpüyorum…