Çiftçi ekiyor… Ama kazanan o değil. İşçi çalışıyor… Ama zenginleşen o değil. Emekli ömrünü veriyor… Ama rahat yaşayan o değil. Esnaf sabah ezanıyla dükkân açıyor. Gece yarısına kadar hesap yapıyor, ama yine de borçtan kurtulamıyor.
Sonra çıkıyorlar ekranlara:
“Dış güçler…”
“Ekonomik saldırılar…”
“Küresel oyunlar…”
İyi de kardeşim…
Bu dış güçler ne hikmetse
hep çiftçinin cebine giriyor,
hep emeklinin maaşını kemiriyor,
hep işçinin sofrasındaki ekmeği küçültüyor.
Ama dönüp bakıyoruz…
Bazılarının arabaları büyüyor,
Bazılarının şirketleri büyüyor,
Bazılarının ihaleleri büyüyor,
Bazılarının servetleri büyüyor.
Millet küçülüyor,
Onlar büyüyor.
Çiftçi traktörüne mazot koyamazken,
Onlar yeni makam araçlarına biniyor.
Emekli kıymanın yanından geçemezken,
Onlar bir sofrada bir aylık maaşı harcıyor.
İşçi fazla mesaiyle ayakta kalmaya çalışırken,
Onlar oturdukları yerden servetlerine servet katıyor.
Şimdi insan sormadan edemiyor:
Bu bahsettiğiniz dış güçler kim?
Yoksa bu dış güçler,
ihaleden ihaleye koşanlar mı?
Yoksa bu dış güçler,
millet kemer sıktıkça servetine servet katanlar mı?
Yoksa bu dış güçler,
her krizde biraz daha semirenler mi?
Çünkü ortada garip bir hesap var.
Çiftçi zarar ediyor,
ama birileri kazanıyor.
Esnaf batıyor,
ama birileri büyüyor.
İşçi yoksullaşıyor,
ama birileri zenginleşiyor.
Emekli geçinemiyor,
ama birilerinin saltanatı hiç bozulmuyor.
Soruyoruz:
Ne zaman doyacaksınız?
Bir çiftçinin alın teri yetmedi mi?
Bir işçinin emeği yetmedi mi?
Bir emeklinin ömrü yetmedi mi?
Bir esnafın umudu yetmedi mi?
Daha ne istiyorsunuz?
Milletin sofrasında kırıntı kaldı,
onu da mı alacaksınız?
Ama unutmayın…
Bu memleketin insanı sabırlıdır.
Toprak gibi sabırlıdır.
Fakat toprağın bile bir gün depremi olur.
Aç bırakılanın,
ezilenin,
hor görülenin,
emeği sömürülenin
bir gün sözü de olur, hesabı da olur.
O gün geldiğinde,
bugün kendini memleketin sahibi sananlar,
aslında bu ülkenin gerçek sahibinin
çiftçi, işçi, emekli ve esnaf olduğunu yeniden öğrenecektir.