Bir şehri yönetmek, bazen görünmeyen yükleri omuzlamaktır. Bir şehrin en güzel zamanı, her şeyin yolunda gittiği zaman değildir. Asıl sınav, hayat zorlaştığında başlar.

Ekonomi daraldığında…

Maliyetler katlandığında…

İnsanların alım gücü düştüğünde…

Her evde aynı cümle kurulmaya başladığında:

“Eskisi gibi değil…”

İşte o zaman belediyecilik de değişir.

Eskiden belediyelerin temel görevi yollar yapmak, parklar açmak, altyapıyı güçlendirmekti.

Bugün bunlar hâlâ asli görevler.

Ama artık bunlar tek başına yeterli değil.

Çünkü vatandaşın derdi de değişti.

Eskiden çocuklar için park isteyen aileler, bugün kreş de istiyor.

Emekli yalnızca bankta oturacak gölge aramıyor; uygun fiyatlı bir öğün de arıyor.

Üniversite öğrencisi sadece ulaşım değil, nefes alabileceği sosyal alanlar da bekliyor.

Üretici yalnızca yol değil, üretmeye devam edebilmek için destek istiyor.

Hayat değiştikçe belediyeciliğin sorumluluğu da büyüyor.

Üstelik bütün bunlar, her geçen gün ağırlaşan ekonomik şartların içinde gerçekleşiyor.

Mazotun fiyatı artıyor.

Demirin fiyatı artıyor.

Çimentonun fiyatı artıyor.

Elektrik artıyor.

İşçilik maliyetleri yükseliyor.

Bir parkın maliyeti geçen yılın aynı parkı olmuyor.

Bir otobüsün bakımı bile artık bambaşka rakamlarla yapılıyor.

Vatandaş bütün bunları cebinde hissediyor.

Belediye ise bütçesinde…

İşin en zor tarafı da burada.

Çünkü vatandaş haklı olarak hizmet bekliyor.

Belediye de o beklentiyi karşılamak istiyor.

Fakat kaynakların da bir sınırı var.

İşte belediyeciliğin görünmeyen tarafı tam burada başlıyor.

Bir yatırım yapılmadan önce aylarca hesap yapılıyor.

Öncelikler belirleniyor.

Bugün mü yapılmalı?

Bir yıl sonra mı?

Başka bir ihtiyaç daha mı acil?

Bazen görünmeyen bir altyapı çalışması, herkesin göreceği bir projeden önce geliyor.

Çünkü iyi yöneticilik, alkış getirecek işi değil; doğru olanı seçebilmektir.

Vatandaş ise doğal olarak sonucunu görüyor.

Musluğu açtığında su akıyorsa, yağmur yağdığında sokak göle dönmüyorsa, otobüs durağa geliyorsa bunun arkasındaki hazırlığı çoğu zaman fark etmiyor.

Ama belediyecilik biraz da görünmeyen emeğin adıdır.

Gece yarısı patlayan su hattına giden ekip…

Kışın herkes evindeyken yolları açık tutmak için çalışan işçiler…

Sabah insanlar uyanmadan parkları temizleyen emekçiler…

Arıza çıktığında ilk telefon gelen personel…

Onların çoğunun adını bilmiyoruz.

Ama şehir, onların emeğiyle güne hazırlanıyor.

Bazen düşünüyorum…

Bir belediye başkanının başarısı yalnızca yaptığı projelerle ölçülebilir mi?

Bence hayır.

Asıl başarı, vatandaşın hayatını sessizce kolaylaştırabilmektir.

İşte bu anlayış, son dönemde Eskişehir’de daha da belirginleşmeye başladı.

Ayşe Ünlüce göreve geldiğinde karşısında yalnızca bir belediye değil, yılların oluşturduğu büyük bir güven vardı.

Böyle bir mirası devralmak kolay değildir.

Çünkü insanlar sizden yalnızca devam etmenizi değil, üzerine yenisini koymanızı bekler.

İşte asıl zorluk da budur.

Geçmişin birikimini korurken geleceğin ihtiyaçlarına cevap verebilmek.

Bu yüzden son dönemde dikkat çeken çalışmaların ortak noktası, yalnızca beton değil, insan oldu.

Yeni kreşler açıldı.

Çünkü çalışan bir annenin en büyük kaygısının çocuğunu güvenle bırakabileceği bir yer olduğunu biliyoruz.

Kent Lokantaları yaygınlaştı.

Çünkü bugün sıcak bir yemeğin değeri, yalnızca fiyatıyla ölçülmüyor.

Orada aynı masada oturan emeklinin, öğrencinin ve dar gelirli vatandaşın hissettiği yalnız olmama duygusuyla da ölçülüyor.

Sosyal destekler büyütüldü.

Çünkü bazen belediyecilik, bir ailenin mutfağına sessizce dokunabilmektir.

Kadınlara yönelik çalışmalar artırıldı.

Çünkü bir şehrin gelişmişliği, kadınların kendini ne kadar özgür hissettiğiyle doğrudan ilgilidir.

Gençlere yönelik kültür ve sanat etkinlikleri devam etti.

Çünkü şehir yalnızca bugünü değil, yarını da düşünmek zorundadır.

Elbette eksikler var.

Yetişemediğimiz işler de var.

Haklı eleştiriler de…

Bunları yok saymak kimseye fayda sağlamaz.

Ama şunu da unutmamak gerekiyor.

Şehirler, kusursuz oldukları için değil; eksiklerini tamamlamaya devam ettikleri için gelişir.

Eskişehir’in en büyük gücü de budur.

Bu şehir hiçbir zaman “Oldu” demedi.

Hep “Daha iyisini nasıl yapabiliriz?” diye sordu.

Bence belediyecilik de tam olarak bu soruyla başlıyor.

Her sabah yeniden…

Daha iyisini arayarak…