Bu ülkede bir adam var… Adı çiftçi. Sabah ezanıyla kalkar. Toprağa bakar. Göğe bakar. Bir de borç defterine bakar. Sonra yine tarlasına gider.

Kimse onu televizyonlarda görmez.
Mikrofon uzatan yoktur.
Ama sofradaki her lokmada onun izi vardır.

Garip bir hikâye bu…
Herkesin hayatına dokunan ama kimsenin umurunda olmayan bir adamın hikâyesi.

-------

Çiftçi ne ister?

Aslında çok basit.

Mazotu alsın, gübreyi alsın, tohumu atsın…
Sonra da ürettiğini değerinde satsın.

Ne ihale ister, ne torpil ister.
Ne “bana da pay verin” der.

Sadece emeğinin karşılığını ister.

Ama bu memlekette en zor şey bu:
Emeğinin karşılığını almak.

-------

Şimdi gel işin en kritik yerine…

Çiftçi kazanırsa ne olur?

Sanıldığı gibi sadece cebini doldurmaz.
O para köyde kalmaz, şehirde dolaşır.

Mazot alır → vergi.
Marketten alışveriş yapar → vergi.
Çocuğunu okutur → ekonomi.
Sanayiye gider → esnaf kazanır.

Yani çiftçi kazandığında bu ülke döner.
Hem de kimse fark etmeden.

Çünkü bu ülkede ekonomi yukarıdan aşağıya değil…
Aşağıdan yukarıya döner.

Dolaylı vergilerle.

Ama işte o zincirin ilk halkası kırılmış durumda.

-------

Bugün ne yapıyoruz?

Çiftçi zor durumdayken, üretim düşmüşken…
Gidiyoruz dışarıdan ürün alıyoruz.

Buğday ithal.
Et ithal.
Saman bile ithal oldu bu memlekette.

Şaka gibi ama değil.

Peki kim kazanıyor?

Çiftçi mi?

Yok.

Üretici mi?

Yok.

Üç beş ithalatçı…
Bir avuç aracı…

Yani bu ülkenin toprağı değil,
dışarıdaki üretici ve içerideki yandaş düzen kazanıyor.

Çiftçi ne yapıyor?

Borçla dönüyor.
Tarlasını ipotek ediyor.
Bir süre sonra da üretimden çekiliyor.

Sessizce.

Kimse fark etmeden.

--------

Sonra ne oluyor biliyor musunuz?

Market fiyatları artıyor.

Ve herkes soruyor:
“Bu domates neden pahalı?”

Yahu kardeşim…

Mazot pahalı.
Gübre pahalı.
Elektrik pahalı.

Sen üreticiyi bu kadar sıkarsan…
O domatesin ucuz olmasını nasıl beklersin?

Bu ekonomi değil, bu inat.

-------

En acı tarafı şu:

Bu ülkede çiftçi kaybedince kimse panik olmuyor.
Ama rafta fiyat artınca herkes şaşırıyor.

Oysa mesele çok açık.

Çiftçi kazanırsa Türkiye kazanır.
Çiftçi kaybederse sadece o değil…
Hepimiz kaybederiz.

------

Bugün geldiğimiz noktada tablo net:

Toprak burada.
Emek burada.
Ama kazanç başka yerde.

Üreten değil, getiren kazanıyor.

Ve bu düzen böyle devam ederse…
Yarın bu topraklarda ekecek çiftçi bulamayacağız.

Ama ithalatçıdan bol ne var?

İşte asıl mesele bu.

Toprağın sesi kısılmış.
Ama o ses bir gün tamamen susarsa…
Bu ülkenin de sesi kısılır.