Türkiye’nin önde gelen tiyatro, sinema ve ses sanatçısı Işıl Yücesoy, Yazarımız Cem Aksu ile keyifli sohbet yaptı. Yücesoy; “Elimden geldiğince ülkemin sanat ve sanatçı değerlerini çok takip etmeye çalıştım. Özellikle genç arkadaşlarımı kendi merceğim altına aldım ve neler yapıyorlar bizden farkları ne diye hep araştırdım. Ama bir sanatçının kupon olmasını dilerim hep. Elbette seyredeceksin dinleyeceksin ama ses hep sen olacaksın” dedi.

Işıl Hanım merhaba. Öncelikle söyleşi davetimizi kabul ettiğiniz için dergimiz adına teşekkür etmek istiyorum size. Dergimizin okuyucu kitlesini gençler oluşturmakta. Her yaştan insanın kalbine girmiş bir sanatçı olarak gençlerin de sizi çok sevdiğini biliyoruz, sizce her yaş grubu tarafından özellikle de gençler tarafından sevilmenizin sırrı nedir?
İnsan ilişkileri içinde en değerli şeylerden biri karşıdakinle empati kurabilmektir. Empati kişiyi anlamanı karşındakinin de seni anlamasını sağlayabilmektir. Çıkarsız, yargısız, nasihatsiz bir ilişki kurarsanız gençlerle ve sizin çok içten olduğunuzu hissederlerse aradaki yaş uçurumu çok çabuk aşılır. Ben hayatım boyunca gerek profesyonel sanatçı olarak gerek öğretmenlik yaptığım süreçte bu sihirli değneği yüreğimden gelerek kullandım. Bir de gençlere çok önem verdiğimi onlardan çok şey öğrendiğimi (ki bu çok gerçektir) onlara hep hissettirdim. İnandılar ve güvendiler bana. Onlarla yakınlaşma birbirimizi tanıma sürecinde ise üçüncü ayak sosyal medyadır. Bana yazan her bir kişiye elimden geldiği kadar cevap yazdım. Bu konuda son derecede titiz oldum. Çünkü bana yazıyorsa bana vaktini veriyorsa karşılık vermeliyim diye düşündüm hep. Çünkü hayatta bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
1945 yılında Kırklareli’nde dünyaya geldiniz. Kırklareli’nde doğmuş olmak, çocukluğunuzu bu şehirde geçirmek size neler kattı? O dönemin Kırklareli’si ile ilgili neler söylersiniz?
Hiçbir şey. Çünkü ilkokulu bitirdiğim yıl Kırklareli’nden ayrıldım. Orada sadece çocukluk arkadaşlarım, anılarım ve akrabalarımızın mezarları kaldı. Ama ailem, ailemin çevresi mutlaka bir şeyler katmıştır.

Dedeniz Giriftzen Asım Bey, amcanız Musa Süreyya Bey, halanız Nihal Erkutun ve Muazzez Kurtoğlu. Müzik ve tiyatro ile dolu bir evde çocuk olmak ve gençliğe ilk adımları atmak Işıl Yücesoy’a neler kattı?
Bu büyük bir şans gerçekten. Piyano ve keman sesleri arasında büyümek babamın çaldığı piyanoya sesimle eşlik etmek evimize gelen sanatçılarla yapılan meşklerin ya da sohbetlerin arasında bulunmak belki de ışılı Işıl yapan unsurlardan biridir.
Tiyatro, müzik ve muhtemelen sanatın başka alanlarıyla dolu bir ortamda büyüdünüz. Böyle bir durumda hayalini kuracağınız mesleğin sanatla ilgili olması beklenirken, Eczacı olmak istemeniz beni bir hayli şaşırtmıştı. Bu durumu şimdi nasıl değerlendiriyorsunuz? Yoğun sanat ortamı olan evde yaşamaktan sıkılmak ve yeni arayışlara girmek miydi, yoksa bir gençlik hevesi miydi?
Bazı insan kendini geç bulabilir. Yapmak istediği şeyi bilemez ya da aklı ermez ya da öylesi doğaldır ki onun İçin öyle bir ortamda olmak önem vermez. İşte bu devrede sizi tahlil edebilen deneyimli büyüklere ihtiyaç vardır. Halam Muazzez Kurtoğlu’nun akıllı ve ille de BASKISIZ yönlendirmesi ve bende olası bir yeteneği keşfetmesi ve bunu bana öğüt vermeden ukalalık yapmadan anlatabilmesi ve benim de anlamam bir şanstır sanıyorum.

Genç yaşta başlayan tiyatro kariyeri, seslendirme sanatçılığı, ardından müzik, sonrasında dizi ve sinema oyunculuğu, şimdi yeniden müzik… Pek çok alanla dolu göz kamaştırıcı bir kariyer. Sanatın farklı alanlarındaki geçişleriniz sizin isteğiniz ve çabanızla şekillenmiş bir durum muydu?
Kesinlikle evet. Ben her yerde her fırsatta söylediğim gibi monotonluktan çok sıkılan bir kişi oldum hep. Ertesi gün sınavım bile olsa üst üste iki saat tarih çalıştığımı bilmem. Hele ki sanatta labirente girmek boğar beni. Derhal oradan kaçma isteği doğar. Ya da oradan bir daha asla Çıkamayacakmışım gibi gelir. İşte bunu hissettiğim an orayla işim biter. Ama hep söyledim hep söyleyeceğim hiçbir zaman esas mesleğim olan tiyatroya ihanet etmedim yaptığım her işte tiyatrodan katkılar vardır şarkı söyledim içinde tiyatro vardır şimdi kitap okuyorum seslendiriyorum içinde tiyatro vardır dizi yaptım film çektim. Hepsinin ana noktası tiyatrodur. Çünkü hepsi sözden hareket etmektedir söz benim için benim mesleğimi yapabilmek için en önemli kilit noktasıdır.

Sanatın farklı dallarında çalışmak size neler kattı? Bu alanlar birbirlerini nasıl etkiledi, nasıl besledi?
Sanatın içinde bir fiil çalışmak değil sadece, sanata evet demek çeşitli kulvarlarda dolaşmak bir tiyatro bir konser seyretmek bir resim sergisine gitmek bile insanın ufkunu açar. Dünya görüşünü değiştirir. Bu farklılıklar eminim ben de inşallah olumlu değişiklikler yapmıştır.
Seksenli yıllarda Fikret Hakanla ortak bir tiyatro kurduğunuz çok fazla bilinmez. Fikret Hakan’la yollarınız nasıl kesişti? Bu sanatsal birliktelik ne kadar sürdü? Bu dönemle ilgili neler söylemek istersiniz?
Devlet tiyatrosuna dönmek istemem Fikret’in de tiyatro tutkusu ve yapmak istemesi bir araya gelince halamın rejisi ile “Bir saksağandı Jüliet” i sahneye koyduk. Sevgili Erol Günaydın ile oynadık. Ve bu oyun yıllar içinde benim devlet tiyatrolarına giriş biletim oldu.

Uzun sanat yaşamınızda çok önemli ödüller aldınız. İlk ödülünüzü ve ödülü aldığınızda duyduğunuz heyecanı bizimle paylaşır mısınız? Sanat yaşamınızda en çok hangi ödülü almak sizi mutlu etti?Ödüller bir sanatçıyı motive eder. Artık her şey gibi onun da hiçbir değeri kalmadığını görüp hiç bir ödül almamayı sanki prensip edindim. Afife Jale en iyi kadın sanatçı ödülünü aldığım zaman gerçekten onur duydum ve heyecanlandım.
16 yıl kolejde drama eğitmenliği yaptınız, çocuklarla ilgili pek çok projede yer aldınız. Çocukları çok seviyorsunuz, ileri sayılabilecek bir yaşta kızınızı dünyaya getirdiniz, şimdi dünya tatlısı bir torununuz var. Çocuk ve torun sahibi olmak, çocuklarla bir arada olmak, çocuklarla ilgili projelerde yer almak, size neler kattı? Çocuklardan neler öğrendiniz?
Çocuklar eğer arzu ederlerse sizin deneyimlerinizden yararlanırlar ama siz onlarla oldukça onların enerjilerini marjinal fikirlerini bütün yenilikleri beyninize yüklersiniz. Hayatım boyunca hep gençlerle çalıştım onlarda ne hikmetse benden hiç sıkılmadılar.

Bir an Kültür Bakanı olarak atandığınızı veya Bakan Danışmanı olarak görevlendirildiğinizi düşünelim. Bu görevlere geldiğinizde tiyatro, sinema ve müzik alanlarına yönelik yapacağınız ilk icraatlar ne olurdu?
Yönetim konusunda hiç deneyimi olan bir sanatçı değilim. Bu kulvarda hiç çalışmadım. Ama tabii ki yıllarımı verdiğim bu meslek dalı İçin fikirlerim var. Ama devlet tiyatrolarında yapılan son kararnameyi çok yadırgadığımı ve bu uygulamanın çok yanlış olduğunu söylemeliyim. Bu karara göre 65 yaş üstü sanatçılar konuk olarak bile herhangi bir oyunda rol alamıyorlar. Bu noktada ne amaçlandığını anlamış değilim. Tiyatro her yaş oyuncuya gereksinim duyulan bir meslek dalıdır. Ne demek yani bir anneyi bir yaşlıyı genç bir sanatçı makyajla mı oynayacak. Bu işleri bir 70’li 80’li yıllarda yapıyorduk. Ayrıca sanatçı bilfiil çalışıyorsa. Performansı varsa ezber yapabiliyorsa bu ayrıştırmanın anlamsızlığı daha da ortaya çıkar. Kaldı ki bu 65 yaş üstü sanatçıların hepsi deneyimleri ile bütün dizileri filmleri ayakta tutmuşlardır. Bu uygulama yanlıştır ve işimizi geriye götürür.
Sanatsal anlamda keşkeleriniz oldu mu (şu şarkıyı/şarkıları ben söyleseydim, şu filmde veya oyunda yer alıp şu karakteri ben oynasaydım, şu sanat ve müzik yönetmenleriyle çalışsaydım gibi).
Bu kıskançlık her sanatçıda vardır. Ve olmalıdır da.
Ülkemiz tiyatro, müzik, sinema ve TV dünyasına imzasını atan bir sanatçı olarak, sanat yolculuğunuzda kimleri örnek aldınız, kimlerden esinlendiniz, kimlerden etkilendiniz, kimleri takip ettiniz?
Elimden geldiğince ülkemin sanat ve sanatçı değerlerini çok takip etmeye çalıştım. Özellikle genç arkadaşlarımı kendi merceğim altına aldım ve neler yapıyorlar bizden farkları ne diye hep araştırdım. Ama bir sanatçının kupon olmasını dilerim hep. Elbette seyredeceksin dinleyeceksin ama ses hep sen olacaksın.
Musikişinas bir aileden geliyorsunuz. Dedeniz Giriftzen Asım Bey, amcanız Musa Süreyya Bey, halanız Nihal Erkutun. Musikimize önemli eserler bırakmış bu kıymetli bestecilerin eserlerini okuyacağınız bir çalışma yapmayı düşündünüz mü?
Hayır. Keşke yapabilseydim. Ama klasik Türk musikisi tamamen ayrı bir branş ve apayrı bir eğitim. Hele ki batı gırtlağı ile bu branşı hakkıyla yapabilmenin bir yolu olduğunu sanmıyorum.
Şimdilerde neler yapıyorsunuz? Yeni projeleriniz var mı? Yaşam öykünüzü ve anılarınızı sevdiklerinizle ve sanat yolculuğuna başlayacak olan gençlerle paylaşmanız ne iyi olurdu? Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?
Hayat bu. Ne zaman hangi köşede bir ışık parlar hiç belli olmaz. Ama kendi YouTube sayfamda anılarımı yayınlıyorum. Ve bunları bir kitap haline getirmeyi de düşünmüyor değilim. Dilerim olur.
Eskişehir’i hiç ziyaret ettiniz mi? Eskişehir’in sizde uyandırdığı duygu ve düşünceleri merak ediyorum.
Çok eski yıllarda Allah eylesin sevgili Safiye Filiz le Porsuk kenarında bir gazinoda 15 gün şarkı söylemiştim. Ama mutlaka tekrar ziyaret etmek istiyorum. Kentin çok değiştiğini apayrı bir havaya büründüğünü söylüyor herkes. İnşallah bir gün kısmet olur.
Gençlere, sanat yolunun başında olan hayranlarınıza önerileriniz neler olur? İyi bir sanatçı olmanızın, iyi bir anne olmanızın, iyi bir insan olmanızın sırlarını okuyucularımızla paylaşır mısınız?
Herkesin yaşamla ilgili kendi sırları vardır. Aslında buna sır da dememek gerek. Kendi yöntemleri daha doğru galiba. Burada başarılı ya da başarısız olursunuz. Hatta bana göre bu bile fazla iddialı. Çünkü başarılı olduğunuzu sanırsınız. Ama bir bakarsınız ki tam tersi olmuş. Ama bir gerçeği yadsımamak gerekiyor. Hayallerin olmalı. Çok çalışmalısın. Pes etmemelisin yaptığın işin farklı bir kulvarı olduğu gerçeği hep aklında olmalı. Her eleştiriye açık olmalı. Her takdire de çok fazla prim vermemelisin.
İlginize çok teşekkür ediyorum. Ayrıca bu söyleşinin gerçekleşmesinde emeği olan değerli dost sevgili Prof. Dr. Murat Kanbur’a da çok teşekkür ederim.