Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel Haberes Dergisi’nin 73’ncü sayısına konuk oldu. Genel Yayın Yönetmenimiz Ayhan Aydıner ile eğitim üzerine keyifli sohbet eden Adıgüzel; “Anadolu Üniversitesi’ni sadece bir eğitim kurumu olarak görmemek lazım. Anadolu Üniversitesi bir ekoldür, bir kimliktir. Kendi yetiştiğiniz yuvada, bu kez geleceğin gençlerini yetiştirecek kararlara imza atmak insana hem büyük bir mutluluk hem de omuzlarına ciddi bir sorumluluk yüklüyor” dedi.
Rektör olarak göreve başladığınızda nasıl bir Anadolu Üniversitesiyle karşılaştınız. Rektör olduktan sonra ilk icraatınız ne oldu?
Göreve başladığımızda çok güçlü bir kurumsal hafızaya, köklü bir akademik geleneğe ve Türkiye’nin en önemli yükseköğretim markalarından birine sahip bir Anadolu Üniversitesiyle karşılaştık. Bununla birlikte yükseköğretimde değişen dünyaya daha hızlı adapte olabilen, dijital dönüşümü daha etkin kullanan ve öğrenciyi merkeze alan yeni bir vizyon ihtiyacını da gördük. İlk icraatımız ise üniversitemizin tüm paydaşlarını dinlemek oldu. Akademisyenlerimizden öğrencilerimize, idari personelimizden şehirdeki kurumlara kadar herkesle istişare ederek ortak akıl zeminini güçlendirmeye çalıştık. Dijitalleşen dünyada üniversitemizin hantallaşmasına neden olan AÖF bürolarımızı kapatarak önemli bir iş gücü tasarrufu sağladık. Anadolu Üniversitesi Spor Kulübü'nün futbol şubesinin devir işlemleri tamamladık.
Mezun olduğunuz Üniversitede Rektör olmak nasıl bir duygu? Sizin döneminizde Anadolu Üniversitesi nasıl yönetiliyor?
Mezun olduğum, koridorlarında öğrencilik heyecanını yaşadığım bu köklü kurumda bugün Rektör olarak hizmet vermek, benim için her şeyden evvel büyük bir onur ve tarif edilemez bir vefa borcudur. Anadolu Üniversitesi’ni sadece bir eğitim kurumu olarak görmemek lazım. Anadolu Üniversitesi bir ekoldür, bir kimliktir. Kendi yetiştiğiniz yuvada, bu kez geleceğin gençlerini yetiştirecek kararlara imza atmak insana hem büyük bir mutluluk hem de omuzlarına ciddi bir sorumluluk yüklüyor.
Yönetim anlayışımıza gelecek olursak; bizim dönemimizde Anadolu Üniversitesi’ni katılımcı, yenilikçi ve öğrenci odaklı bir vizyonla yönetiyoruz. Akademik derinliğimizi korurken, dijitalleşen dünyanın gerekliliklerine hızla uyum sağlayan, öğrenciyi merkeze alan bir yapı kurmaya gayret ediyoruz. Üniversitemizin sahip olduğu o muazzam birikimi, modern yönetim teknikleriyle harmanlayarak hem yerelde Eskişehir’e hem de küresel ölçekte akademik dünyaya katkı sunmaya odaklanıyoruz.
Anadolu Üniversitesi bilimsel makale ve çalışmalar konusunda konumu nasıl? Bunun daha da geliştirilmesi için çalışmalarınız var mı?
Anadolu Üniversitesi bilimsel yayın, araştırma ve akademik üretim konusunda Türkiye’nin önemli üniversitelerinden biridir. Birçok alanda güçlü araştırma merkezlerimiz ve nitelikli akademik kadromuz bulunuyor.
Bilimsel araştırma projelerine olan desteği artırarak akademisyenlerimizin proje ve yayınlarını desteklemeye devam ediyoruz. Bilimsel yayınlardan 2024 yılına oranla Scopus’ta %35, WOS’ta %38 artış sağladık. Bu bağlamda Türkiye’de 8. Üniversiteyiz. Web Of Science indeksli makale sayımız 2024 yılında 470 iken 2025 yılında 647 makaleye ulaştı. Bu bağlamda sağlık ve sosyal bilimler alanlarında Türkiye’de ilk 10 üniversite arasındayız. Yine üniversitemizin yayınevini Anadolu Üniversitesi Yayınları’nın yanı sıra AU Press yayınları markasıyla güçlendirdik. Uluslararası yayıncı belgesini alarak bilimsel yayıncılık konusunda önemli bir adımı atmış olduk.
Ancak biz mevcut başarıyı yeterli görmüyoruz. Özellikle uluslararası indekslerde daha görünür olmak, disiplinlerarası çalışmaları artırmak, genç araştırmacıları desteklemek ve proje kültürünü geliştirmek için yeni teşvik mekanizmaları üzerinde çalışıyoruz.
Türkiye’de üniversitelerin en büyük sorunu ne? Dünyadaki üniversiteler arasında ülkemizin konumu sizce nasıl?
Türkiye’de yükseköğretim, son çeyrek asırda hayal dahi edilemeyecek bir fiziksel genişleme ve demokratikleşme evresinden geçti. Bugün ülkemizin her bir köşesinde bir üniversitenin yükseliyor olması, bilginin sadece belli merkezlere hapsolmayıp Anadolu’nun tamamına yayılması vizyonunun bir sonucudur. Bu, eğitimde fırsat eşitliğinin en somut tezahürüdür.
Üniversitelerimizin en büyük meselesi, artık bu güçlü altyapıyı nitelik ve derinlik ile taçlandırmaktır. Ortaya konulan bu vizyon, üniversiteyi sadece binalardan ibaret görmeyen; onu milli teknoloji hamlesinin, yerli üretim bilincinin ve toplumsal kalkınmanın lokomotifi kılan bir anlayıştır. Bizim görevimiz, bu güçlü iradenin açtığı yolda, yükseköğretimi küresel rekabetin bir parçası haline getirmektir.
Dünya ölçeğinde baktığımızda Türkiye’de çok kıymetli üniversitelerimiz ve ciddi bir akademik potansiyelimiz var. Ancak daha fazla uluslararasılaşma, araştırma kalitesinin artırılması ve üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesi konusunda atmamız gereken adımlar var. Özellikle bölgesel kalkınma odaklı ihtisaslaşma adımları, üniversitelerimizin kendi potansiyellerini keşfetmesini sağlamıştır. Anadolu Üniversitesi olarak biz de bu büyük vizyonun bir parçası olarak, dijitalleşme ve hayat boyu öğrenme hedeflerimizle, ülkemizin küresel eğitim pazarındaki payını ve itibarını en üst seviyeye çıkarmaya kararlıyız. Ülkemizin yükseköğretim kurumları olarak YÖK Başkanımız sayın Prof. Dr. Erol Özvar’ın liderliği ve desteğiyle değişen ve dijitalleşen dünyanın gerekliliklerine uyum sağlamak ve üniversitelerimizin kalitesini artırmak konusunda çalışmaya devam ediyoruz.
Üniversite-Sanayi işbirliği çalışmalarınız var mı?
Evet, üniversite-sanayi iş birliğini çok önemsiyoruz. Anadolu Üniversitesi yalnızca akademik bilgi üreten değil, bu bilgiyi toplumsal faydaya dönüştüren bir kurum olmalıdır. Özellikle sağlık, yazılım, yaratıcı endüstriler ve iletişim teknolojileri alanlarında çeşitli iş birlikleri geliştiriyoruz. Öğrencilerimizin sektörle daha erken temas kurmasını sağlayacak modeller üzerinde çalışıyoruz.
Bizim için iş birliğinin en kıymetli sacayağını, yaşayan bağlarımız olan mezunlarımız oluşturuyor. Bu noktada Kariyer Merkezimiz ve Mezunlar Birliğimiz, sektörün dört bir yanına dağılmış olan Anadolu Üniversitesi mezunlarıyla sürekli ve dinamik bir iletişim ağı kurmuş durumda. Bu koordinasyon, mezun olacak öğrencilerimize sektör noktasında adeta bir deniz feneri gibi ışık tutuyor. Bugün gururla söyleyebilirim ki; sektörde çok önemli mevkilerde bulunan mezunlarımız, şu an kendileri gibi aynı sıralardan geçen öğrencilerimize çeşitli etkinlik ve buluşmalarla mentorluk yapıyor, onlara profesyonel hayatın kapılarını aralayacak yol haritaları sunuyorlar.
Eskişehir özelinde ise kendimizi şehrin sanayisinden ve yerel dinamiklerinden ayrı düşünmemiz imkânsız. Eskişehir, Türkiye’nin en köklü sanayi kentlerinden biri. Biz bu şehre sadece “üniversite şehri” demiyoruz, aynı zamanda bir “bilgi ve teknoloji üretim merkezi” olarak bakıyoruz. Yerel yönetimlerle, sanayi odamızla ve teknoparkımız üzerinden yürüttüğümüz çalışmalarla, üniversitemizin çalışma alanlarını Eskişehirli sanayicimizin hizmetine açıyoruz.
Eskişehir’deki diğer kurumlarla aranızdaki diyaloglar nasıl?
Aslında bir önceki sorunuzda vurguladığım üniversite-sanayi iş birliği ruhu, bizim Eskişehir’deki diğer tüm kurumlarla kurduğumuz o güçlü diyaloğun sadece bir parçası. Biz kendimizi şehrin her hücresine nüfuz etmiş bir paydaş olarak konumlandırıyoruz. Valiliğimizden yerel yönetimlerimize, diğer üniversitelerimizden sivil toplum kuruluşlarımıza kadar tüm kurumlarla “ortak akıl” paydasında buluşuyoruz.
Bunun en taze ve heyecan verici örneklerinden biri, geçtiğimiz günlerde Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesi iş birliği ile büyük bir başarıyla gerçekleştirdiğimiz Uluslararası Eskişehir Yapay Zekâ Zirvesi'dir. Bu zirvede sadece akademik bir toplantı yapmadık. TBMM Yapay Zekâ Komisyonu, Microsoft ve Amazon gibi dünya devleri ile yerel dinamiklerimizi aynı masada buluşturduk.
Yine önümüzde çok kıymetli bir adım daha var: Eskişehir Valiliğimiz önderliğinde Eskişehir Sempozyumu’nu düzenliyoruz. Bu sempozyumla şehrimizin kültürel, tarihi ve akademik zenginliğini tüm paydaşlarımızla birlikte masaya yatırdık. Şehrimizin tüm üniversiteleri, yerel yönetimleri ve kamu kurumları ile ortak çalıştık. Biz Anadolu Üniversitesi olarak, şehrin hafızasını tutan ve geleceğini şekillendiren her projede lokomotif görevi üstleniyoruz.
Kırsaldaki bazı ilçeler meslek yüksekokulu istiyor. Sizin bu konuda bir çalışmanız var mı?
Meslek yüksekokulları konusunda sadece fiziki bir bina açmayı değil, bölgesel ihtiyaçları doğru analiz etmeyi önemsiyoruz. Bir ilçede açılacak programın o bölgenin ekonomik, sosyal ve sektörel yapısına katkı sunması gerekir. Bu nedenle ilgili kurumlarla istişare ederek ihtiyaç odaklı bir planlama yürütmeyi hedefliyoruz.
Üniversitenin akademisyen sıkıntısı var mı?
Anadolu Üniversitesi güçlü bir akademik kadroya sahip. Türkiye’nin en köklü üniversitelerinden biri olarak birçok alanda akademisyen sayımız yeterli. Elbette bazı yeni alanlarda yeni akademisyen ihtiyacı doğabiliyor. Özellikle yeni nesil teknolojiler, yapay zekâ, veri bilimi ve dijital iletişim gibi alanlarda akademik kapasiteyi daha da güçlendirmek istiyoruz. Genç ve nitelikli akademisyenleri üniversitemize kazandırmayı önemsiyoruz.
Üniversite de açılacak yeni bölümler var mı?
Evet, çağın ihtiyaçlarına uygun yeni bölüm ve programlar üzerinde çalışıyoruz. Özellikle dijitalleşme, yapay zekâ, veri görselleştirme, oyun tasarımı, yaratıcı endüstriler ve iletişim teknolojileri gibi alanlarda yeni açılımlar hedefliyoruz. Bugünün öğrencisini değil, geleceğin dünyasını düşünerek hareket etmek gerekiyor. Yine bu konuda tek başımıza hareket etmiyor, YÖK başta olmak üzere farklı kurumlar ve iş dünyasından kıymetli isimlerin yer aldığı üniversite danışma kurulu ve fakülte danışma kurullarımızda üniversitemizin eğitim politikalarını paydaşlarımızda birlikte değerlendiriyoruz.
Şu anda Anadolu Üniversitesi öğrencisi olsaydınız, kurumun nasıl bir rektör tarafından yönetilmesini isterdiniz?
Bu soru beni doğrudan öğrencilik yıllarıma götürdü. Aslında şunu itiraf etmeliyim; ben bugün bu makamda otururken bile çoğu zaman kendimi o sıralardan hiç kopmamış bir öğrenci gibi hissediyorum. Eğer bugün Anadolu Üniversitesi’nde bir öğrenci olsaydım, her şeyden evvel erişilebilir ve beni gerçekten duyan bir rektör isterdim.
Çünkü bana göre üniversite, sadece dersliklerden ve binalardan oluşmuyor. Bana göre bir rektör de sadece makamında oturan bir yönetici olmamalı. Kampüsün havasını soluyan, o ekosistemin nefes alan bir paydaşı olmalı. Ben rektörümü kantinde yan masamda çayını yudumlarken, kütüphanede bir kitabın izini sürerken ya da bir öğrenci kulübünün etkinliğinde bizlerle aynı heyecanı paylaşırken görmek isterdim.
İstediğim rektörün, benim gündemimi bilen, dünyadaki teknolojik gelişmeleri ve yapay zekayı üniversitenin her hücresine taşırken, öğrencisiyle kurduğu bağda o kadim Anadolu sıcaklığını asla kaybetmeyen biri olmasını beklerdim. Sadece dereceye girene değil, gayret eden her gence el uzatan, kariyer yolculuğunda öğrencisinin arkasında bir dağ gibi duran bir figür hayal ederdim. Gençlerin hata yapmaktan korkmadığı, projelerini cesurca sunduğu ve “Hocam benim bir fikrim var” diyerek kapısını çalabildiği bir üniversite yönetimi isterdim.
İşte tam da bu yüzden, bugün aldığım her kararda ‘öğrenci Yusuf’un’ beklentilerini rehber ediniyorum. Eğer bir öğrencimiz bana ulaşıp bir derdini veya hayalini samimiyetle anlatabiliyorsa, ben o zaman görevimi layığıyla yaptığıma inanıyorum. Kısacası, öğrencisinin hayallerini kendi hedefi gören bir rektör tarafından yönetilmek isterdim. Biz de tüm enerjimiz ve samimiyetimizle, gençlerimizi dinleyerek, onlarla omuz omuza vererek bu iklimi yaşatmak için buradayız.
Anadolu Üniversitesi sporcu yetiştirmede de Türkiye’ye öncü olan bir kurum. Üniversitedeki sportif faaliyetlerle ilgili bilgi verir misiniz?
Anadolu Üniversitesi spor alanında Türkiye’nin önemli markalarından biridir. Hem bireysel hem takım sporlarında ciddi başarılarımız var. Üniversitemizde öğrencilerin yalnızca akademik değil fiziksel ve sosyal gelişimlerini de önemsiyoruz. Modern spor tesislerimiz, öğrenci kulüplerimiz ve sportif organizasyonlarımızla gençlerimizi desteklemeye devam ediyoruz. 1000’den fazla milli sporcumuzu ulusal ve uluslararası müsabakalara katılım konusunda destekliyoruz.
Hayatınızdaki kırılma anı neydi?
Hayatımdaki en önemli kırılma anlarından biri akademik hayatı seçmem oldu. Üniversite mezuniyetimden 15 yıl sonra akademisyen oldum. Çünkü akademisyenlik sadece bir meslek değil; insan yetiştirme sorumluluğunu da beraberinde getiriyor. Bunun dışında farklı şehirlerde, farklı toplumsal kesimlerle, özel ve kamu şirketlerinde yaptığım çalışmalar da dünyaya bakışımı önemli ölçüde değiştirmiştir.
İyi ki bunu yaptım dediğiniz şeyler neler?
İnsana faydası dokunan her şeyi “iyi ki yaptım” diye düşünüyorum. Öğrencilerle kurduğum bağlar, gençlerin hayatına katkı sunabilmek ve toplumsal meselelerde sorumluluk almak benim için çok kıymetlidir.
En son ne zaman ağladınız?
İnsan bazen bir öğrencinin hikâyesinde, bazen bir annenin duasında, bazen de bir toplumsal acıda duygulanabiliyor. Ağlamak zayıflık değildir aksine duygularını kaybetmeyen insanların daha güçlü olduğuna inanıyorum.
Hayatta en mutlu olduğunuz an neydi?
Hayatta en mutlu olduğum anları tek bir zamana sığdırmak zor. Ama öğrencilerimin başarılarını görmek, ailemle birlikte olmak ve insanlara fayda sağlayan işlerin içinde bulunmak beni en çok mutlu eden şeyler arasında yer alıyor.
En son okuduğunuz kitap hangisidir? En sevdiğiniz müzik ve yemek neler?
En son Erling Kagge’nin “Yürümek, Adım Adım” kitabını okudum. Yürümeyi severim. Kampüsü adım adım dolaşırım.
Yusuf Adıgüzel en çok neye kızar?
Adaletsizliğe, emeğin değersizleştirilmesine ve samimiyetsizliğe kızarım. İnsan ilişkilerinde güven çok önemlidir.
Asla yapmam dediğiniz bir şey var mı?
İnsan onurunu zedeleyecek, vicdanımı rahatsız edecek hiçbir davranışın içinde olmamaya dikkat ederim.
Hangi konu açıldığında sıkılırsınız?
Sürekli şikâyet üreten ama çözüm üretmeyen konuşmalar bir süre sonra insanı yorabiliyor. Bahane ve şikâyeti sevmem, meselelerin çözüm tarafında olmayı tercih ederim.
Zor bir insan mısınız?
İlk bakışta disiplinli biri olduğum düşünülebilir ama iletişime açık bir insanım. İş konusunda titizimdir; çünkü yaptığımız iş insanların hayatına dokunuyor.
Öğrencilerinize ve üniversite çalışanlarına son bir mesajını var mı?
Anadolu Üniversitesi büyük bir aile. Bu üniversitede öğrencilik yapmış ve şu an bu üniversitenin rektörü olarak öğrencilerimizin hayal kurmaktan vazgeçmemelerini istiyorum. Akademik ve idari personelimize de üniversitemizin başarısına olan katkıları ve emekleri için teşekkür ediyorum. Hep birlikte Anadolu Üniversitesini daha güçlü, daha üretken ve daha görünür bir noktaya taşıyacağımıza inanıyorum.
