14 Nisan 2026 tarihinde Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde okul saldırısı gerçekleşti. Okulun eski bir öğrencisi tarafından tüfekle yapılan saldırıda toplam on altı kişi yaralandı. Saldırgan ise polisler tarafından etrafın sarılmasıyla intihar etti.

Bir gün sonra 15 Nisan 2026 tarihinde Kahramanmaraş On İki Şubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu'nda saldırı gerçekleşti. Okulun 14 yaşındaki bir erkek öğrencisi, yanında getirdiği beş tane tabanca ile sekizi öğrenci biri öğretmen olmak üzere dokuz kişiyi öldürdü ve on üç kişiyi yaraladı.
Sabah kalkıyorsunuz yavrunuza veya yavrularınıza kahvaltı yaptırıyorsunuz, giydirip kuşatıp yanaklarından öperek okula yolcu ediyorsunuz. Sonra akşama onlar için yapacağınız yemeği düşünüyorsunuz. Belki ailece hafta sonu planlarınınız var. Dünyanız tamamen onların üzerine kurulu. Ve bir telefon bütün dünyanız yıkılıyor.
Önce bu günlere nasıl geldik bunu düşünmek lazım. Hani toplumda her şey yolunda gitse, kimsenin geçim derdi olmasa, herkes hayatından memnun olsa, bu okullarda katliam girişimlerinin nadir görülen bir olay gözüyle bakılabilir.
Fakat günlük yaşantımızda öyle olaylarla karşılaşıyoruz yaşıyoruz ki bu olaylarında diğer yaşanan olaylarla paralellik arz ettiğini, bağlantılı olduğunu görüyoruz. Televizyonlarda her gün mafya dizilerinde silahın, kaba gücün çözüm olduğu gösteriliyor. Sanal kumar almış başını gidiyor. Uyuşturucu fuhuş çeteleri kol geziyor. Çocuklarımız her gün bu ortamla büyüyor, bu ortamdan besleniyor.
Aynı gün Diyarbakır’da bir kişi elindeki silahla sokak ortasında etrafa ateş açmış. Polisler olaya müdahale etmişler. Buna benzer bir olayda Sakarya’da yaşanıyor. Bu gibi olayları her gün bir yerlerde yaşıyoruz.
Bu olaylardan sonra basında yer alan habere göre, bürokrat çocukları okullarda terör estiriyormuş, hem idare hem öğretmenler hem de öğrenciler üzerinde. Bu tür oluşan kayırmacılıklar eğitim kurumlarında adaleti, öz güveni, eğitimi, saygıyı ve sevgiyi çok etkiler.
Yirmi sene önce otogarlarda tren istasyonlarında AVM’lerin girişlerinde ve birçok yerde güvenlik kontrolleri yoktu, çünkü buna gerek yoktu. Ülkemizin ciddi bir güvenlik problemi yoktu. Yaygın uyuşturucu kullanımı, sanal kumar alışkanlığı yoktu. Aşağı yukarı herkesin geçimi huzuru yerindeydi.
Yine evvelden okullarımızda, çalıştığımız yılları hatırlıyorum böyle güvenlik problemleri olmadı. Geleneklere dayalı okul idarelerimiz, öğretmenlerimiz yetkiliydi. Yanlış yapan öğrenciyle idareci ya da öğretmen yakından ilgilenir onun derdini çözmek için uğraşır, gerekirse de bir anne baba şefkatiyle yaklaşırdı. Bu da çocuklardan kaynaklanabilecek birçok yanlışın önüne geçerdi. Şimdi en ufacık olayda, kurulan telefon hattıyla öğretmen, idareci şikayet ediliyor, yerli yersiz yapılan bu şikayet dikkate alınarak müfettiş gönderilip öğretmen soruşturuluyor, ceza veriliyor. Bu da öğretmenlerimizi çekinik hale getirdi. Öğretmen dersini anlatıp gidiyor, başıma bir şey gelmesin diye çocuğun davranışını düzeltmek için uğraşmıyor.
Gelişmiş ülkelerde okul güvenliği çok katmanlı bir sistemle sağlanıyor. Özellikle ABD ve Avrupa ülkelerinde okullarda profesyonel güvenlik görevlileri, kamera sistemleri ve kontrollü giriş-çıkış uygulamaları standart hale gelmiş.
Bazı ülkelerde ise okul polisleri doğrudan eğitim kurumlarında görev yapıyor. Bunun yanında öğrenci-veli bilgilendirme sistemleri ve psikolojik destek mekanizmaları da güvenliğin bir parçası olarak görülüyor
Ülkemizde devlet okullarında güvenlik genellikle sınırlı imkanlarla sağlanıyor. Birçok okulda kadrolu güvenlik görevlisi bulunmazken, temizlik personeli veya idari çalışanlar güvenlik görevini de üstlenmek zorunda kalabiliyor.
Muhalefet tarafından okul güvenliği için TBMM’de 63 soru önergesi, 10 kanun teklifi ve 26 araştırma önergesi verilmiş, iktidar oylarıyla reddedilmiş.
Kamera sistemleri bazı okullarda bulunsa da standart bir uygulama bulunmuyor. Bu durum okullar arasında ciddi güvenlik farklarına neden oluyor. Tabii bu polisiye tedbirler işin bir parçası. Burada özellikle rehberlik çalışmaların, psikolojik desteğin sağlanması da çok önemli.
Mafya dizileri, şiddet içeren filmler yasaklanmalı. Özellikle öğle kuşağında her gün Türk toplum yapısını bozmaya yönelik çarpık ilişkilerin konu alındığı programlar öncelikle mutlaka kaldırılmalı. Bu programlar şiddeti ve çarpık ilişkileri normalleştiriliyor.
Ahmet Arif “Kelebeklerin bile çocuklardan daha çok yaşadığı bu coğrafyada, size hangi şiiri yazayım”
Rahmetli Doğan Cüceloğlu “Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin, karıncaları ezmeyen ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi bilen çocuklar" diyor.
Sevgiyle kalın.