Sabah kalktığımızda televizyon haberlerini açmaya çekiniyoruz. Bugün hangi kötü şeyler oldu endişesi kaplıyor içimizi. Sınırlarımızda herhangi bir çatışma var mı, terör olayları devam ediyor mu, bugün şehidimiz var mı, kaç kadınımız katledildi. Çaresizlikten eylem yapan emeklilerimizin bugünde eylemi var mı, yoktan yere kimler tutuklanmış.

Bugün kimler uyuşturucu kullanımından içeri alınmış, kimlerin tahlilleri pozitif çıkmış, sanal kumarda kimler gözaltına alınmış kaç tane hırsızlık olayı olmuş, kaç çocuk tacize uğramış, hangi marketler sahte peynir, sahte tereyağı çıkmış. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Ayrıca televizyon kanallarında mafya dizileri, kas gücünün silah gücünün, siyasi gücünün olduğu tiplerin hep galip geldiği izlenimi veriliyor. İlave olarak toplumun ahlak değerlerine tamamen ters öğle kuşağı yayınları hala devam ediyor. Her şeye yasak getiren RÜTÜK bunları gömüyor, görmezden geliyor. Sosyal medya tamamen kontrolsüz, herkes hemen her şeyi paylaşıyor. Bunları da yaşadığımız durumu bilelim diye paylaşıyorum. Hemen hemen her gün bu olayların birkaçını mutlaka duyuyoruz, yaşıyoruz.

İnanın bu ülkenin vatandaşları olarak rahata huzura hasretiz. Hepimiz ama öncelikle her seviyede öğrencimiz bu ülke gerçekleriyle büyüyor. Toplumda birçok suç kanıksanır hale geldi. Artık hepimize her şey normal görünmeye başladı.

Sosyal medyada sakal bırakan üstüne cübbe giyen birçok hoca kılıklı insan türedi. Her biri kendine göre bir din anlatıyor, insanların doğru kanallardan öğrendikleri din algısını alt üst ediyorlar. Bir sosyal medyada da izlediğim videoda üç genç, sokak röportajı yapanın bir sorusuna, 'nasıl olsa cehenneme gideceğim o yüzden hırsızlık gasp ve her türlü kötülüğü yapıyorum' diyor, diğer ikisi de onu destekliyor.

Trafiğimiz ayrı problem. Araba kullanırken her an önünüze bir yaya fırlayabiliyor. Kaldırımda yürürken arkanızdan bir bisiklet önünüzden bir motor çıkıveriyor. Arabalar tarafından kaldırım işgalleri, çift sıra parklar, inanın hayatınızdan beziyorsunuz.

Özellikle ülkemizin gündemini çok meşgul eden sanal kumar ve uyuşturucu konusu maalesef artarak devam ediyor.

Dizilerde öğle kuşağı programların da aldatan kadınlar aldatan erkekler, artan boşanmalar, çocuk cinayetleri, çocuklara işletilen cinayetler. Aile Türk toplumunun direğidir, yıllardır biz bunu böyle biliyoruz böylede olmalı. Devlet aileyi korumakla yükümlüdür. Aile yapımızın millet yapımızın bozulması endişe verici boyutlara ulaştı.

Bu milletin ahlakı televizyonların reytingine kurban edilemez.

Atlas çağlayan kardeşinin gözü önünde katledildi, Hakan çakır, Alperen gibi Ahmet Mgibi, gerilerde bıraktığımız Özgecan gibi, Emine Bulut gibi. Bu cinayetleri işleyenler ne yapsam yanıma kar kalıyor zihniyetiyle yapıyorlar. Bu suçları işleyenler içeri alındıklarında gülerek, hala yapamadıklarım var diye biliyor. Birkaç gün önceki bir gazete haberinde son günlerde işlenen cinayetin faillerinden biri cinayeti işlemeden önce ne kadar yatarım diye internette araştırma yapmış. Sanki bir müddet yatıp çıkacağının farkında. Bu suçlardan içeri girenlerin girerken 20 sene 25 sene 30 sene içerde yatacağını bilse muhtemelen bu suçları işleyemezler. Yenice çıkarılan af yasasıyla dışarı çıkarılan kaç katil tekrar cinayet işleyerek içeri gidiler. Olan öldürülenlere oldu. Kadın cinayetlerinde OECD ülkeleri arasında birinci sıradayız.

Dünya genelinde uyuşturucu kullanımı oranı düşerken, Türkiye’de uyuşturucu kullanım oranı yıllara göre artış göstermektedir.

Fransız Le Monde gazetesi, İstanbul’da hızla yayılan genç çeteleri mercek altına almış. Yoksulluk, Suriye’den Afganistan’dan ve Afrika ülkelerinden gelen göçler ve uyuşturucu trafiğinin beslediği bu yapıların mahalleleri kontrol altına aldığı, şiddetin sıradanlaştığı vurgulanıyor. İstanbul’un Latin Amerika’ya benzetilmesi yalnızca bir benzetme değil. Maalesef Türkiye’nin uluslararası prestijine vurulan ağır bir darbe.

Yine Le Monde, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin büyük kentlerinde, çoğu ergen ve genç yetişkinlerden oluşan ultra şiddet yanlısı suç çetelerinin son yıllarda hızla büyüdüğünü de yazmış.

Son yıllarda suça karışan çocuk sayısı iki katından fazla artmış.

Kasım 2025 itibarıyla cezaevlerinde tutulan çocuk sayısı yaklaşık 5000 olmuş.

Okul terk oranları keskin biçimde artmış.2023-2024 eğitim yılında 250 bine yakın çocuk eğitimi bırakmış.

Uzmanlara göre bu eğilim devam ederse, Türkiye uzun vadede Brezilya ve Meksika benzeri bir şiddet döngüsü riskiyle karşı karşıya kalabilir.

Yetkililer ve araştırmacılar, sorunun yalnızca güvenlik değil, yoksulluk, eğitim, istihdam ve uyuşturucu politikalarıyla bağlantılı yapısal bir kriz olduğunu vurguluyor.

Araştırma bir sonuç içindir. Elin gavuru sonucu araştırmış, bulmuş ve sana da Müslümanca uyarı yapıyor. Kendinize gelin nesliniz ve ülkeniz elinizden kayıyor diyor.

İnanın ajitasyon yapmak için yazmıyorum, bu yazdıklarım maalesef hepimizin günlük olarak yaşadıklarımız ya da duyduklarımız. Fert olarak aile olarak toplum olarak ve millet olarak bu tehlikelerin farkında olalım, elimizden gelen gayreti gösterelim. Devletimizi ve kurumlarımı da göreve davet edelim. Bu Devlet bu millet bu coğrafya bizim. Başka Türkiye yok.

Sevgiyle kalın.