Medeniyet ve incelik basit bir taşı bile dünyanın en anlamlı yardımlaşma biçimine hizmet ettirebilmektir. Ve bunun en güzel örneği de Osmanlı Devleti’nde büyük anlamlar taşıyan; sadaka taşlarıdır.

Görsel olarak bakıldığında sade yapısıyla dikkat çeken sadaka taşları ilk gören kişinin aklında belli bir fikir belirmeyecek şekilde düşünülmüş çok sade bir yapıdadır. İlk olarak nasıl ne şekilde ortaya çıktı tam olarak bilemesek de önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi bu taşlar ‘’insana hizmet’’ amacı taşımaktadır.

Eskişehir Tarihi Odunpazarı bölgesinde örneklerine rastladığımız 8-10 arasında sadaka taşı olduğu bilinmektedir. Yüksekliği yaklaşık olarak 65 cm olan bu taşlar minaresi olmayan yerlerde çıkılıp ezan okunduğu için ‘’ezan taşı’’ olarak da adlandırılmaktadır. Peki bu basit yapıda, üst kısmında 4-9 cm oyuk bulunan bu taşlara neden sadaka taşı denmiştir?

İnsanlık tarihinin çok eski dönemlerinden beri insanın olduğu her dönemde ‘’yardımlaşma’’ büyük önem taşımıştır. Sebebi de çoğu insan ne yazık ki maddi gücü yüksek olan kişilere göre eşit şartlarda dünyaya gelmiyor ne yazık ki. Ve maddi durumu kötü olan, çalışma gücü bulunmayan insanlar bir şekilde muhtaç durumunda olmak zorunda kalmıştır. İnsan hayatı uzun bir süreç olduğundan her insanın bir şekilde ‘’muhtaç’’ durumuna düşme ihtimalide her daim vardır. Bu durumun ortaya çıkarttığı sonuçta insanların dilenmesine sebep olacak noktaya kadar gelmiştir.

Elbette ki dilencilik günümüzde olduğu gibi Osmanlı Döneminde de ülkenin bir problemi olagelmiştir. Hatta belli dönemlerde de padişahlar tarafından yasaklanmıştır. Bu durumu ortadan kaldırmak ve ‘’alan el veren eli görmemeli’’ düsturu ile halk tarafından belirli yerlere yerleştirilmek suretiyle ‘’sadaka taşları’’ ortaya çıkmıştır.

Özellikle gecenin geç saatlerinde yardım etmek isteyenler sadaka taşlarında bir elin gireceği şekilde tasarlanmış oyuklara para bırakır, ihtiyacı olanlarda yalnızca ‘’ihtiyacı kadar olan parayı’’ buradan alır, maddi durumu iyileştiğinde ise aldığı kadar parayı aynı şekilde geri iade ederdi.

Sadaka taşlarına kimin para koyduğu kimin aldığı bilinmezdi. Bu da muhtaç olan kişilerin insan onuru ve gururunun korunmasına; yardım eden kişinin de vicdani sorumluluğunu yerine getirmesine neden olurdu. Böylece bu kişiler arasında manevi bir bağ, zengin ile fakir arasında sağlam köprüler kurulurdu.

Genel olarak bakıldığında; sadaka taşlarının kullanım amacı ve başlı başına varlıkları o dönemki sosyal hayatı yansıtan çok güzel örnekler. Yardımlaşma kültürü hayatımızın her dönemi ve tarihin her safhasında olan, olması gereken bir unsur olduğundan ecdadın bunu en naif haliyle yapmış olmasına insan ancak hayran kalıyor… Bu konuyu araştırırken en çok da şu ayrıntı dikkatimi çekmişti: insanların sadaka taşlarından yalnızca ihtiyacı olan parayı alması, sonrasında ise bu parayı tekrar geri koyabilmesi… Sanırım bu da o dönemki toplum yapısının ‘’güven’’ temalı olduğunun en önemli işareti olmalı….