Radyo programcılığından televizyon yarışmalarına, sahnelerden özel gecelere uzanan 42 yıllık başarı öyküsüyle öne çıkan Afak Algan Haberes Dergisi’nin 68’inci sayısına konuk oldu. Yazarımız Cem Aksu ile keyifli sohbet eden Algan; “İnsanlar hem eğlenmek hem duygulanmak hem de sosyal medya için bir an yakalamak istiyor. Ama özünde değişmeyen bir şey var; samimiyet. Dinleyici hâlâ gerçek olanı, içten olanı hissediyor ve seviyor” dedi.

Bize kendinizden bahseder misiniz? Nerede doğdunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

1970’lerin sonunda Ankara’nın soğuğunda ve insanların samimiyetini iliklerime kadar hissettiğim bir ailede dünyaya geldim. Çocukluğum oldukça hareketli, meraklı ve her şeye dokunmak isteyen bir ruh halinde geçti. Evimizde müzik hiç eksik olmazdı; kimi zaman annemin söylediği şarkılar, kimi zaman anneannemin sevdiği plaklar… O atmosfer beni bugünkü halime getiren ilk temellerdi.

Müziğe küçük yaşta başladığınızı biliyorum. Sizi kim yönlendirdi? Akordeon veya erken dönem enstrüman deneyimlerinden bugüne müzik sizin için neyi ifade ediyor?

Müziğe yönelmemi sağlayan en büyük güç ailemdi. Özellikle çocuk yaşta akordeonla tanışmam, dünyaya başka bir pencereden bakmama vesile oldu. O tuşlara her dokunuşumda içimde başka bir dünyanın kapısı açılıyordu.

Benim için müzik; nefes gibi, su gibi… Hayatın beni yoran her anında sığındığım, duygularımı en doğru ifade ettiğim en özel alan. Sahnede olduğum her an, “evimdeyim” duygusunu yaşıyorum.

1983'ten beri sahnedesiniz. Yüzlerce organizasyon, konser, özel davet… Bu uzun yolculukta sahnede kendinizi en gerçek ya da özgür hissettiğiniz an hangisiydi?

Her sahnenin ayrı bir hikâyesi var ama en özgür hissettiğim anlar her zaman insanların gerçekten beni dinlediği, göz göze geldiğim ve o anın aynı duygusunu paylaştığımız dakikalar oldu. En kalabalık konser bile bazen bir odadaki iki insanın sohbeti kadar gerçek olabiliyor. O bağ kurulduğu an, işte o benim için sahnenin en büyülü yeridir.

Radyoculuk ve müzik dışında “gurme, gazeteci, yemek tutkunu” yönünüz de var. Bu ilgi alanları müzik kariyerinize nasıl etki etti?

Aslında hepsi birbirini besleyen alanlar. Yemek, kültür ve insan hikâyeleri bana her zaman ilham verdi. Bir mekânı gezerken, bir lezzeti denerken oradaki insanların ruhunu, hikâyesini de duyuyorum. Bu da hem müziğe bakışımı hem sahnedeki enerjimi etkiliyor. Gazetecilik yönüm ise gözlem gücümü artırdı. İnsanları anlamak, hayatın detaylarını fark etmek… Bunlar sahnede de, yazarken de, anlatırken de çok büyük avantaj sağlıyor.

Çok değerli usta müzisyenlerle çalıştınız. Bu ustalar arasında sizi kim en çok etkiledi?

Birçok ustanın emeği üzerimde büyük. Ama özellikle mütevazılığıyla, müzikal disipliniyle ve sahne duruşuyla beni en çok etkileyen isimlerden biri her zaman yanımda olan birkaç büyük abimdir. Onlardan aldığım en önemli şey, “iyi müzisyen olmak kadar, iyi insan olmanın da sahnenin bir parçası” olduğudur.

Kariyeriniz boyunca çok çeşitli dinleyici kitlesiyle buluştunuz. Geçmişteki dinleyici algısı ile günümüzdeki dinleyici beklentisi arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?

Eskiden insanlar müziği daha ‘dinlemek’ için geliyordu; yani şarkıya, söze, duygusuna odaklanıyorlardı. Günümüzde ise tempo yüksek, beklenti hızlı ve anlık. İnsanlar hem eğlenmek hem duygulanmak hem de sosyal medya için bir an yakalamak istiyor. Ama özünde değişmeyen bir şey var; samimiyet. Dinleyici hâlâ gerçek olanı, içten olanı hissediyor ve seviyor.

Hayatınızda müzikten bağımsız ama sizi derinden etkileyen bir an ya da karar oldu mu?

Evet, birkaç kez hayat beni ciddi dönemeçlerden geçirdi. Bazen iş hayatında aldığım radikal kararlar, bazen özel hayatımdaki dönüm noktaları bana yeni pencereler açtı. Ama hepsinden öğrendiğim şu oldu. Ne yaparsam yapayım, müzik benim merkezimde duruyor. Ve her karar beni bir şekilde yeniden sahneye, yeniden üretmeye yönlendirdi.

Gelecek için hem müzik hem hayat açısından hayaliniz nedir? 5-10 yıl sonra Afak Algan nasıl bir konumda olsun istersiniz?

5-10 yıl sonra kendimi müziğe, iletişime, gastronomiye ve medya alanına daha entegre olmuş bir şekilde görüyorum. Daha fazla proje, daha fazla üretim, daha çok insanla dokunabildiğim bir yol…

Ayrıca genç müzisyenlere ve girişimcilere destek veren, deneyimini aktaran bir konumda olmak en büyük hayallerimden biri.

Eskişehir’e hiç geldiniz mi? Şehrimizle ilgili neler söylemek istersiniz?

Evet, Eskişehir’e geldim ve her geldiğimde kendimi gençleşmiş hissederim. Türkiye’nin enerjisi en yüksek şehirlerinden biri. Sanatı, kültürü, sokakları, insanları… Hepsi bambaşka bir atmosfer yaratıyor. Eskişehir’in modern dokusu ile sıcak samimiyeti bir arada sunması gerçekten çok özel.