2009 senesi temmuz ayı dört hafta sonu bir sertifika programına katıldım. Dünyada ve ülkemizde her şey yolunda görünüyor. Seminerin son günü sohbet sırasında hocamız, 'çok yakın zamanda Ortadoğu coğrafyası karışacak savaşlar çıkacak ve bu bölgedeki devletler yıkılacak küçük küçük devletler oluşacak, en son bundan biz de etkileneceğiz' dedi.

Ben bu söylediklerinin çok iddialı laflar olduğunu söylediğimde, hocam; "Hep beraber yaşayıp göreceğiz bu proje son elli yılın en ayakları yere basan projesi hiç aksamadan yürütecekler" dedi.

İlerleyen zamanda, ‘Arap Baharı’ adını verdikleri süreç, 17 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta seyyar satıcılık yapan Muhammet Buazizi’nin kendini ateşe vermesiyle başladı. Arap Baharı, 2010 yılı sonunda Tunus'ta başlayıp Orta Doğu ve Kuzey Afrika'ya yayılan, rejim değişikliklerine ve büyük halk ayaklanmalarına yol açan bir süreçtir. Bu sürecin en şiddetli ve belirgin yaşandığı ülkeler Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Yemen ve Bahreyn oldu.

Arap baharının üzerinden yaklaşık on altı yıl geçti. Geriye kabuslar ve hayal kırklıkları bıraktı. Bu coğrafya demokrasi hayallerine kavuşamazken geçen sürede milyonlarca insan evsiz kaldı. Yoksulluk artı, yüzbinlerce insan canından oldu. Şehirler tarihi yapılar zarar gördü. Liderler devrildi, Birçok ülkede, istenilen demokrasi yerine eski düzenin farklı versiyonları hatta daha katı otoriter yönetimler iş başına geldi.

Göç dalgaları oluştu. İç savaşlar ve çatışmalar milyonlarca insanın ülkesini terk etmesine ve mülteci krizlerine neden oldu. Bu göç krizinden en çok etkilenen ülke biz olduk. Göç konusunda özellikle hedef ülke haline getirildik. Suriye’de milyonlarca sığınmacı savaş bahane edilerek bize gönderildi. Bu göçleri Afganistan ve diğer ülkelerden gelen göçler takip etti. Bu ülkelerde güvenlik boşluğu oluştu. Bu boşluk İŞİD gibi türetilen terör örgütleriyle dolduruldu.

Gelinen noktada BOP projesinin son halkası olan Türkiye de halkaya dahil edildi. Birçoğu bu sürecin birkaç sene önce başladığını sanıyor. Bu projenin temelleri altmışlı yıllarda atıldı. Son zamanlardaki gelişmelerde herkes verilen rolü oynuyor. Kurulan komisyonun adına ‘Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ denmiş. Demokrasi kardeşlik laflarıyla olay tatlı ve güzel gösterilmeye çalışılmış.

Daha öncede yazdım Kürtlerin Türklerle hiçbir problemi yok on yıllardır birlikte yaşıyoruz. Kız almışız kız vermişiz beraber şirket kurmuşuz ticaret yapmışız yapıyoruz. Bu süreçten Kürt vatandaşlarımızın çok rahatsız olduğunu düşünüyorum. Komisyonda kabul edilen meclise sunulan bu yasada bu işi bilen hukukçuların görüşlerine göre çok ciddi hukuki, toplumsal sıkıntılar var.

Öncelikle hapiste yatan dünyanın en kanlı terör örgütü lideri muhatap alınıyor. Aylar süren görüşmeler yapıldı ve en son onun tamam dediği komisyon raporu imzaya açıldı, meclise sunuldu. Maalesef kanun teklifinin mecliste Yeniden Refah Partisi çekimser kalırken, AK Parti, MHP, DEM Parti, CHP, Yeni yol ve HÜDA Par teklife evet oyu vermiş. İYİ parti net olarak hayır oyu vermiş, CHP den ayrılan Yeni Parti 54 milletvekili hayır verdi, Genel başkanları dahil 35 milletvekilleri evet oyu vermiş. Neticede kanun kabul edildi.

Bu yapılan ilk aşamaydı. Bunu anayasa değişikliği takip edecek eğer başarırlarsa ana dilde eğitim diye başlayacaklar, İran, Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürtlere, yaşadıkları toprakları da kopararak büyük Kürdüstan devletini kuracaklar. Anadolu’nun tapusu Türk Milletinin elinden alınacak. Maalesef millete rağmen millet adına acı bir tablo. Yüce Türk Milleti bunları unutmayacak.

İngiltere İRA’ya, İspanya ETA’ya, İtalya, Kızıl Tugaylara hiç taviz vermedi. Cezaevindeki hiçbir teröristi serbest bırakmadı. Bütün teröristleri hapse attı silahlarını teslim aldı. Bu ülkeler terör örgütleriyle bizdeki gibi bir anlaşmaya gitmediler. Her devlet teröre diz çöktürdü, teröre bulaşan teröristleri cezalandırdı, hiçbirini affetmedi. Biz sanki savaşta mağlup olmuşuz gibi anlaşma yapar durumdayız.

10 Ağustos 1920 ülkemizi bölen Sevr Anlaşması’nın Osmanlıya kabul ettirildiği tarih,10 Ağustos 2026 da sanki Lozan’ın intikamı alındı.

Sırrı Sakık, bir guruba yaptığı toplantıda, ‘Biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz diyorlar, siz Mustafa Kemal’in askeri değil generali olsanız ne yazar it sürüleri’ diyor. Öcalan denilen bebek katilinden aşağıya bir tek PKK’lı ve onların sözcülüğünü yapan DEM milletvekillerinden bir tanesi bile en ufacık pişmanlık göstermiş değiller. Hala hepsi savaş kazanmış gibi zerre taviz vermeden ve iri iri konuşmaya devam ediyorlar.

Bunlarla savaşsınlar diye cepheye gönderdiğimiz vatan evlatlarından binlercesini şehit verdik. O şehitlerimizin analarının bu manzara karşısında üzüntüleri bin kat artı. Ben birçoğunun videosunu izledim, biz yavrularımızı bugünler için mi şehit verdik diyorlar. Yine binlerce vatan evladımız gazi oldu. Kimi kolunu, kimi bacağını, kimi gözünü kulağını kaybetti. Devletimiz bunlara yeteri kadar destek vermiyor veremiyor. Bu evlatlar bu acılarıyla kolsuz bacaksız eksik organla ömürlerini tamamlayacaklar. Bunları yapanlar serbest bırakılacak.

Yazımı bir tarihi anekdotla bitireyim. Damat Ferit, Sevr’e ‘hayır’ diyen Ali Rıza Paşa’yı küçümseyerek, ’Yalnız kaldınız Paşam’ diyor. Ali Rıza Paşa’nın cevabı nettir; ‘Ziyanı yok ben Türk milletiyle kaldım.' Bu millet dün olduğu gibi bu günde Damat Feritleri ve Ali Rıza Paşaları not ediyor. Her sevr’in bir bozanı vardır!

Sevgiyle kalın!