Her kürsüde aynı söz… “Yerli ve milliyiz.” İyi güzel… Peki soralım. Yerli olan kim? Milli olan kim? Çiftçi mi? Yoksa ithal buğday mı?
Bu memleketin çiftçisi üretiyor.
Mazotu dövizle alıyor.
Gübreyi dövizle alıyor.
İlacı dövizle alıyor.
Tohumu dövizle alıyor.
Elektriği zamlı kullanıyor.
Sonra devlet çıkıyor, maliyetin bile altında taban fiyat açıklıyor.
Buna da “çiftçiyi destekledik” diyor.
Destek dediğiniz buysa, köstek nasıl oluyor?
Tarım Bakanı çıktı:
“Rekolte yüksek olduğu için fiyatları enflasyonun altında tuttuk.”
Peki geçen yıl kuraklık vardı.
Ürün yoktu.
O zaman neden fiyatı enflasyonun üstünde açıklamadınız?
O zaman neden çiftçinin zararını karşılamadınız?
Çünkü kuraklık olunca…
“Allah’tan geldi" dediniz.
Haklısınız…
Yağmuru durduramazsınız.
Kuraklığı engelleyemezsiniz.
Ama bu yıl yaşanan kuraklık değil.
Bu yıl yaşanan, masa başında alınan kararların kuruttuğu alın teridir.
Bu Allah’ın takdiri değil…
Yönetenlerin tercihidir.
Çiftçi kaderine razıdır.
Ama adaletsizliğe razı değildir.
Bir de Toprak Mahsulleri Ofisi var…
Fiyat açıklıyorsunuz.
Arkasından “Randevu alın” diyorsunuz.
Çiftçi harmanı bırakıyor.
Telefonun başına geçiyor.
Bilgisayarın başına geçiyor.
Sistem açılmadan randevular doluyor.
Biz artık tarlayı değil, ekranı sürüyoruz.
Bu ülkede buğday üretmekten daha zor olan şey, devletin kendi ofisine ürün teslim edebilmek olmuş.
Yalan diyen varsa…
Buyursun gelsin.
Bir gününü çiftçiyle geçirsin.
Şimdi kasabanın şerifine de sesleniyorum.
Her konuda konuşuyorsun.
Her konuda ahkâm kesiyorsun.
Madem her şeyi biliyorsun…
Yarın gel.
Ofislerin önüne birlikte gidelim.
İnternet başında randevu bekleyen üreticiyi görelim.
Borç içinde hasat yapan çiftçiyi görelim.
Sonra bir de siloların önüne bakalım.
Üzerinde kocaman harflerle yazıyor:
“İthal buğday.”
İşte benim canımı yakan da bu.
Bir tarafta kendi çiftçisine maliyetin altında fiyat veren bir anlayış…
Diğer tarafta yabancı çiftçinin ürününe milyonlarca dolar ödeyen aynı devlet…
Sonra dönüp bize:
“Yerli ve milliyiz” diyorsunuz.
Yerli ve milli olmak, bunu kürsülerden söylemek değildir.
Yerli ve milli olmak; önce kendi çiftçini yaşatmaktır.
Çünkü toprağını kaybeden bir ülke, yarın bağımsızlığını da kaybeder.
Unutmayın…
İthal buğdayla karın doyurabilirsiniz.
Ama ithal çiftçi yetiştiremezsiniz.