Yazarımız Cem Aksu, Kıbrıslı Tıp Doktoru, Siyasetçi, Şair, Ressam, Karikatürist, Fotoğraf Sanatçısı, Bestekar ve Söz Yazarı Dr. Arif Albayrak ile keyifli bir röportaj yaptı. Albayrak; “Sanat, tıbbın daha insancıl ve empatik olmasına katkı sağlarken; tıp da sanatın insan bedenini ve yaşamını daha doğru anlamasına yardımcı olur. Bu işbirliği hem sağlık hizmetlerinin kalitesini hem de bireylerin yaşam kalitesini artırmaktadır” dedi.

Bize kendinizden bahseder misin?
1956 yılında Kıbrıs’ın Baf kasabasında doğdum. Baf Kurtuluş Lisesi’ni bitirdim. 1974 yılında kötü bir savaş deneyimi yaşadık hayatımızda. Esir düştük sonra göçmen olduk, sonra da yüksek öğrenim için Türkiye’ye geldik. 10 yıl İzmir’de kaldım. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirip Kadın Hastalıkları ve Doğum ihtisasını tamamladım. Sonra ülkeme dönerek askerlik görevimi müteakip Mağusa şehrinde serbest olarak mesleğimi yaptım. Bu süre zarfında pek çok sivil toplum örgütüne, kültür-sanat derneklerine üye olup çalıştım. Duruşum hep barıştan, kardeşlikten, adalet ve eşitlikten yana oldu. Resim, şiir, karikatür, müzik ve fotoğraf yoğun bir biçimde ilgi alanım oldu.
Tıp doktorusunuz. Sanat ve tıp arasında ortak bağ nedir? Sanatın tıbbi olarak insana kattığı değerler nelerdir?
Bilindiği üzere Tıp Fakültesi’nden sanatın muhtelif dalları ile ilgilenen ve başarılı olan insanlar çıkmaktadır. Sanat yetenekli ve zeki insanların daha başarılı olduğu bir alandır. Zaten Tıp okuyanlar arasında bu kapasitede insan haliyle mevcuttur. Tıp beden ve ruh, sanat ruh ve estetizm üzerinden ilerler. Hekimler insan ruhunun derinliğini, yaşamın, ölümün, mutluluğun sağlıklı olma halinin inceliğini bildiğinden bu konuda duygu yoğunlaşmasına ve başarıya daha yakındır. Sanat ve tıp arasındaki ilişki, insanı anlama ortak amacına dayanır. Tıp insanın bedenini ve sağlığını incelerken, sanat insanın duygularını, deneyimlerini ve yaşamını ifade eder. Bu nedenle iki alan tarih boyunca birbirini etkilemiştir. Sanatın tıp eğitimine katkısı çok belirgin olmuştur. Özellikle resim ve heykel, anatominin öğrenilmesinde önemli rol oynamıştır. Sanat terapisi diye bir kavramla; resim, müzik, dans, drama ve seramik gibi sanat etkinlikleri psikolojik ve fiziksel iyileşmeyi desteklemek amacıyla kullanılmaktadır. Tıbbın sanata katkısı da önemlidir. Tıbbi gelişmeler sanat eserlerinde insan bedeninin daha doğru tasvir edilmesini sağlamıştır. Anatomi çalışmaları, özellikle Rönesans döneminde sanatçıların eserlerini büyük ölçüde etkilemiştir. Empati ve iletişim konusunda da ciddi katkı sağlamaktadır. Edebiyat, tiyatro ve sinema gibi sanat dalları, sağlık çalışanlarının hastaların yaşadığı duyguları daha iyi anlamalarına yardımcı olur. Bu durum hasta-hekim iletişimini güçlendirir. Sonuçta sanat ve tıp birbirini tamamlayan iki önemli alan olarak değerlendirilir. Sanat, tıbbın daha insancıl ve empatik olmasına katkı sağlarken; tıp da sanatın insan bedenini ve yaşamını daha doğru anlamasına yardımcı olur. Bu işbirliği hem sağlık hizmetlerinin kalitesini hem de bireylerin yaşam kalitesini artırmaktadır.
Siz aynı zamanda şair, söz yazarı, ressam, besteci, fotoğraf sanatçısı ve karikatüristsiniz. Bu kadar geniş bir sanat yelpazesinde yüksek başarılarınız var. Bunu nasıl başardınız?
Bu konu yetenekleriniz ve hayat felsefenizle ilişkilidir. Sanat konularında yetenek ve eğitim en önemli iki kavramdır. Başarabileceğime inandığım her sanat alanında faaliyet gösterdim. Resim, şiir, müzik, karikatür ve fotoğraf bunların başında gelir. Tiyatroya yeteneklerimin dışında olduğuna inandım diye hiç yakınlaşmadım. Ancak resim konusunda uzun yıllardan beri ciddi çalışmalarım oldu. Burada öğretmenin önemime bir kez daha işaret etmek istiyorum. Hocamız Ali Atakan bize bu motivasyonu vermeseydi biz bugün resim konusundan çok uzakta olurduk. Ulusal ve uluslararası düzeyde pek çok sergi ve çalıştaya katıldım. Ülkemizde onlarca çalıştayın organizasyonunu yaptık. 30 kusur yıllık şiir yolculuğumda 13 kitap, bir şiir kaseti bir de şiir CD’si hazırladım. Yurtiçi ve yurtdışında pek çok şiir festivaline katıldım. 45 yıllık karikatür hayatımda onlarca albümde eserlerim yayınlandı, pek çok sergide yer aldım ve yarışmaya katıldım. Bu alanda 5 ödülüm bulunmaktadır. 2024 yılında ise Kıbrıs’ta “Altın Zeytin Mizah Ödülünü” kazandım. 30 kusur yıllık müzik hayatımda ise 520 civarında kayıtlı şarkı biriktirdim. Bunlar Türk Müziği, Hafif Müzik, Marşlar ve Kıbrıs Akdeniz Müzikleri şeklindedir. Yüzün üzerinde şairin şiirini de besteleme şansım oldu. Eskişehir bu konuda çok başarılı. Sevgili Halil Gürkan ve İsmail Gül bunlardan sadece ikisidir. Mağusa Belediyesi Türk Müziği Korosu ve Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Türk Müziği Topluluğu’nun kuruluşuna öncülük ettim. Kıbrıs’ta ilk kez Türk Müziği Beste Yarışmasını 7 yıl üst üste düzenleyerek ülkemize güzel eserler kazandırdık. Şarkılarımdan oluşan “Umut” isimli bir albümü kızım Umut Albayrak seslendirdi. “Kıbrıslı Bestecilerle El Ele” isimli iki CD çalışmasını nota kitabı ile birlikte tamamladık. Yine “Sana Kıbrısım” adı ile 2 CD bir nota kitabı çalışmamız oldu. Fotoğraf konusunda da pek çok sergi deneyimim oldu. Bir de ödülüm bulunmaktadır. Bu konudaki son sözlerim şöyle; yetenekli doğmanız hem ödül hem cezadır aslında. Ödüldür; güzel şeyler üretebiliyorsunuz diye. Cezadır; omuzlarınızda yüklendiğiniz ağır bir yük ve sorumluluk olur diye. İnanmadığım bir konu da “zamanım yok” savunmasıdır. Gerekirse günü 25saat yaparak ve zamanı iyi planlayarak çalışmalı insan. O zaman her şeyi yetiştirebilirsiniz.
Şimdilerde yaptığınız sanat çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Artık randevu ile hasta görüyorum ve haftanın sadece 3 günü. Diğer 3 gün 5 dönüme yakın olan bahçemde geçiyor ağaç ve sebzelerle yani toprakla. Geriye kalan tüm vakitlerde sanat üretimi arkadaşım oluyor. Şiir okuma etkinliklerimiz oluyor. Tabipler Birliği Türk Müziği Topluluğu’nun çalışmalarına gidiyoruz. Orada ud çalıyorum. Zaten bestelerimin çoğunu da ud ile yapıyorum. Yarım kalan şarkılarımı toparlamaya çalışıyorum. 13. Şiir kitabım baskıda. Heyecanla onun hazır olmasını bekliyorum. Sonra başka kitaplar sırada olacak. Sırbistan’da bir resim çalıştayına katılıyorum ay sonu. Kıbrıs’ta karma bir sergi hazırlığımız var. Altın Zeytin Karikatür Yarışması’na katıldım ve onun neticelerini bekliyorum. Yani durmak yok.
Geçtiğimiz dönem milletvekiliydiniz. Siyaset ve sanat arasında bir bağ var mı sizce?
Kıbrıs’ta 6 kez seçimlere katıldım. Bunların ikisi Belediye Meclis Üyeliği için, dördü de Genel Milletvekilliği seçimleri için oldu. Hepsinde başarılı oldum ve hizmet verdim. Son dönemde de kendi isteğimle seçimlere girmedim. Çünkü uzun süre bir toplumun yönetim kademesinde kalınmasını doğru bulmuyorum. Yapmak istediklerinizde samimi iseniz kısa süreler zarfında da bunu başarabilirsiniz. Ben bu süre zarfında siyasete biraz sanat bulaştırmak için gayret gösterdim. Ama siyaset kabuğu o denli kaygan ki sanat bulaştırmak çok zor oldu. Siyaset ve sanat “başka hayatların kahramanlarıdırlar”. Aralarındaki bağ işte böylesi absürt durmaktadır. Siyasetin girift kayaları vardır ve sanat ruhunu incitirler, yaralarlar, tahammülü zorlarlar.



Kıbrıs'ta sanata ve sanatçıya duyulan ilgi nasıl? Hak ettiği değeri görüyor mu?
Kıbrıs’ta çok yetenekli ve çok başarılı sanatçılar vardır. Duygusal ve zeki insanlar olduklarından ürettikleri de o denli başarılıdır. Ancak kapalı ve ambargo altında yaşayan bir toplumuz. Kıbrıs sorunundan dolayı yaşadığımız sıkıntılar var. Sergi açıyorsunuz, eser satışı minimal boyutlarda. Henüz koleksiyonerlik veya insanların evlerinde orijinal tabloların olması gerektiği anlayışı yerleşememiş. Kitap hazırlıyorsunuz, elden satmazsanız başarı şansınız düşük. Yerli üretim biraz destekten uzak duruyor. Ürettiğiniz şarkılar kendi radyo ve televizyonlarınızda yeterince toplumla buluşamıyor. Hal böyle iken günde 20 kere çalan bir arabesk şarkısı ile popülarite ve bilinirlik konusunda baş etmeniz mümkün değil. O kadar güzel müzik eserleri var ki ülkemizde bunlar Türkiye piyasasında toplumla paylaşılsa hit olabilecek niteliktedir. Ayhan Başkal’ın “Yanayım Yanayım” şarkısı uzun yıllar ülkemiz radyolarında çalındı. Ancak popüler oluşu ve muhtelif sanatçılar tarafından okunması onun İngiltere çıkışlı ve Türkiye piyasası sonrası marketing başarısına rastlar. Keza “Mağusa Limanı” şarkısı uzun yıllar Kıbrıs’ta cılız bir sesle çalınıp söylendi. Türkiye’nin popüler sanatçılarının yorumlamaları sonrasında halkın dilinden düşmez oldu. O nedenle TRT ve BRT işbirliği ile Kıbrıslı Şarkıların Türkiye’de duyurulması oldukça önemlidir. Ayrıca Türkiye’de yaşayan Kıbrıslı sanatçıların ülkemizdeki bestecilerin eserlerini değerlendirme konusunda daha cesaretli olmaları gerekiyor. Yoksa ürettiğimiz pek çok eser talihsiz şarkılar olarak bir yerlerde kalacaktır. Siyasiler bu konuda ne yapıyor derseniz, “onlar başka hayatların kahramanı” derim.

Eskişehir'e hiç geldiniz mi? Neler söylemek istersiniz şehrimizle ilgili?
Eskişehir’e 3 kez gittim. İlk seferinde Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği ile Anadolu Üniversitesi’nin birlikte düzenlediği bir sergi açılışı için orada bulunduk. Ünlü karikatürist Atilla Özer hocayı orada tanıma şansımız oldu. Eskişehir’in önemli karikatürcülerinden biriydi. O dönemde ahşap eski evlerin ne kadar güzel korunduğunu gördük. Zaten çağdaş bir anlayışla yönetilen şehirlerin kaderi benzer olur. Eskişehir neredeyse yoktan var edilmiş ve örnek bir şehir oldu Türkiye’de. İşte sanatın bulaşabildiği siyaset ve yöneticilik anlayışının adı oldu Eskişehir. Şehrin silüeti insan karakter ve yapısını da belirler. O kadar çağdaş bir yaşamı, gece hayatı ve cafe-bar kültürü var ki başka bir ülkede sanırsınız kendinizi. Diğer gidişlerim resim çalıştayları için oldu. Bu sürede efsanevi başkan Yılmaz Büyükerşen ile tanışma şansım oldu. O zaman Milletvekili idim ve Meclis olarak hazırladığımız Kıbrıslı Ressamlar Albümünü kendisine hediye ettim. Tanıştığımız Eskişehirli ressamlar o kadar içten ve samimi ki anlatamam. Hala daha temaslarımız sürmektedir. Eskişehirli şairler için fikrimi yukarıda söylemiştim zaten.
Türkiye ve Kıbrıs arasında sanat bağı nasıl? Ortak paydalarda buluşabiliyor musunuz?
Kısa ve net cevabı olması gerektiği gibi değildir. Kurumsal bir ilişki Kültür Bakanlıkları veya BRT, TRT gibi kurumlar arasında ne yazık ki sağlıklı düzeyde bulunmamaktadır. TRT zaman zaman Kıbrıs Şarkılarını ekranlarında göstermelidir. Bunun için kaliteli müzik üretimleri teşvik edilmeli ve sağlam bir nota arşivi yaratılmalıdır. Türkiye’de on binlerce Türk Müziği Korosu var. Bir tanesinin Kıbrıslı bir besteciye ait bir eseri programına aldığını gördünüz mü? Gültekin Çeki ve Osman Nihat Akın’ı saymamak lazım. Kıbrıs’ta otel ve festivallere Türkiye’den gelen sanatçıların binde biri kadarı buradan Türkiye’ye gidecek şekilde organize edilebilseydi iş farklı olurdu. Türkiye’nin aydınlık yüzleri dediğimiz İzmir ve Eskişehir’de bile, kaç otelde ve kaç festivalde Kıbrıslı bir grup veya sanatçının konserini izlediniz? Ülkeler arası protokoller böyle işler için de vardır. Ama söyledik ya siyasilerimiz “kendi hallerinde birer şair.” İnsanın yaşama dair ve toplumuna dair bir gailesinin olması şarttır. Bu amaçla uğraşmalı, kavga vermeli ve üretmelidir. Zamansa bunun en önemli tanığı olur. Ve unutmayın “hangi daireyi çizerseniz onun çapı kadar olursunuz”