Türk Pop Müziğin sevilen çifti Ali-Aysun Kocatepe Haberes Dergisi’nin 74’ncü sayısına konuk oldu. Başarılı sanatçılar Yazarımız Cem Aksu ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdi. Ali Kocatepe; “Devlet ve sponsorlar sanatçılara liyakatli biçimde yaklaşmıyor. Gerçek sanatçıların büyük bir kısmının maddi, manevi desteğe ihtiyaçları var. Bu sıkıntı yeni değil. Uzun yıllardır böyle” dedi.
Müziğe ilk adım attığınız anı hatırlıyor musunuz? Ben biliyorum aslında Aysun Hanımın babası çok önemli bir müzisyen. Peki, Ali Kocatepe sizin ailenizde müzikle ilgilenen var mıydı? Sizi bu yola kim ya da ne yönlendirdi?
ALİ KOCATEPE: Müzik sevgim çocuk yaşlarımda yeşermeye başladı. O zamanlar sevdiğimiz müzik türlerini radyolarımızdan dinlerdik. Pikabımız ve taş plaklarımız yoktu. Aile içi hafta sonu yemekleri genellikle bizim evde yapılırdı ve aile büyüklerinin söylediği şarkılara ben de eşlik etmeye çalışırdım. Kuzenim mandolin çalardı. Ben de 15 yaşında akordiyon sahibi olunca ders almaya başladım. Lise çağımda müzik en büyük tutkum haline geldi.
AYSUN KOCATEPE: Tabi ki babam Çetin İnöntepe ’nin müziği sevmemdeki etkisi çok büyük. Ancak müziğe yönelmem Ali’yle evlendikten sonra oldu. İçimdeki müzik aşkı 90’larda iyicene pekişti ve profesyonelliğe geçtim. İlk albümüm 1986’daki “Güldeste”dir.
Siz hem sahnede hem hayatta bir partnersiniz. Birlikte üretmenin en büyük avantajı ve en zor yanları nelerdir?
AYSUN KOCATEPE: Ali’yle evlendikten sonra müziğe daha ciddi bakmaya başladım. Timur Selçuk’tan müzik dersleri alırken Ali gibi bir besteci, söz yazarı ve müzik yapımcısının kanatları altında olmak özgüvenimi artırdı. Yepyeni şarkıları yorumlamak, en usta müzisyen ve aranjörlerle çalışmak şansım oldu. Bunlar avantajdı ama yanında dezavantajları da getirdi. Kendimi kanıtlayıncaya kadar Ali Kocatepe’nin eşi olarak anılıyordum.
ALİ KOCATEPE: Çok yetenekli bir yorumcu ve güzel sesli bir partnerimin oluşu 1985’ten sonraki üretimlerimde beni olumlu yönde etkiledi. Yalnız şarkılarda değil, sahnede de uyumlu birlikteliğimizin meyvelerini topladık. Sıradan değil, değişik konseptlerde konserler veriyoruz. Farklı olmak, anekdotlarla bilgi vermek seyircinin ilgisini daha da artırıyor.
Türk pop müziğinin dönüşümüne uzun yıllardır tanıklık ediyorsunuz. Bugünkü müzik ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
ALİ KOCATEPE: 60-70 ve 80’li yıllardan sonra popüler müzikte, teknolojinin de inanılmaz gelişimiyle büyük değişimler yaşadık. 2000’ler bambaşka avantajlar getirdi. Ama ben ilk dönemlerin ruhunu bugünün üretimlerinde bulamıyorum. Zaten sözlerin derinliği, bestelerin naifliği söz konusu olunca yeni kuşaklar da eskilerin tadını keşfediyor. Yapay zekâ işin tuzu biberi oldu. Üretimler nasıl olacak ve nereye varacak, artık kestiremiyorum…
AYSUN KOCATEPE: Tabi ki başarılı olan yeni sanatçılar var. Ama üretimler çok çabuk tüketiliyor, kalıcı olmuyor. Oysa önceki kuşaklar cover’larla ve sahne performanslarıyla dimdik ayakta duruyorlar. Eski şarkıların tadını daha çok seviyorum.
Bir şarkının “HİT” olacağını hissettiğiniz bir an olur mu? Yoksa bu tamamen süreç içinde mi anlaşılır?
ALİ KOCATEPE: İyi bir prodüktör tutacak şarkının kokusunu alır. O konuda başarılı oldum. Bazen süreç içinde bana sürpriz yapıp ön plana çıkan şarkılar da olmuştur. Bazı şarkılar da zamanının gelmesini bekler. 1972’de çıkan, raflarda kalan, 1974 Kıbrıs harekâtıyla milyon satan “Memleketim” şarkısı gibi…
Aile ve kariyer dengesini yıllarca birlikte yürütmüş bir çift olarak, bu dengeyi nasıl kurdunuz?
AYSUN KOCATEPE: Birbirimize güvendik. Fikirlere saygıyla yaklaştık. Her şeyi paylaştık. Tartışmaktan korkmadık. Yapabileceğimizin en iyisin yapabilmek için çabaladık.
ALİ KOCATEPE: Eş olarak aynı mesleği paylaşıyorsanız, özel yaşamınızda da her an aklınıza gelen işinizle ilgili bir fikri paylaşabiliyorsunuz. Yaratıcılık açısından iyi ama yorucu olabiliyor.
Birlikte çalışırken fikir ayrılığı yaşadığınızda nasıl çözüm üretirsiniz?
ALİ KOCATEPE: Birbirimizi ikna edinceye kadar tartışırız. Çözümler tükenmez. Yeter ki karşınızdakini dinleyin ve anlayın. Sonuçta düşman değilsiniz ve ortak menfaatiniz için çabalıyorsunuz. Empati yaparız ve mutlaka bir çözüm buluruz.
Sizin kariyerinizde dönüm noktası olan bir şarkı ya da albüm var mı?
ALİ KOCATEPE: 1974’te yayınlanan “Hey Gidi Dünya Hey” kariyerimin pik noktası oldu. 78’den itibaren de Sabahattin Ali şiirleri üzerine bestelediğim “Melankoli”, “Ben Sana Vurgunum”, “Çocuklar Gibi”, “Meskenim Dağlar” gibi şarkılar birer klasik olarak gösteriliyor. 1973’te yapım şirketimi kurdum. İlk yaptığım Bülent Ortaçgil albümü “Benimle Oynar mısın” bir başyapıt oldu. Katıldığım her Türkiye Eurovision elemelerinde şarkılarımla ses getirdim. 1978’de “Dostluğa Davet” Seoul Şarkı Yarışması’nda birinci oldu. 1981’de “Dönme Dolap” la Dublin’de ülkemizi temsil ettik. 1983’de “Heyamola” yılın bestesi seçildi. 1985’te “Küçük Bir Aşk Masalı” Sezen Aksu - Özdemir Erdoğan yorumuyla efsane oldu. 1991’de uluslararası Yunus Emre beste yarışmasında Aysun’un seslendirdiği “Come Let’s Go to The Friend My Soul” ile ikincilik ödülü kazandık. Hepsi kariyerinde bir dönüm noktası. 350’ye yakın şarkı üretmişim. İlk aklıma gelenler bunlar.
AYSUN KOCATEPE: İlk hit şarkım bir Azeri türkü “Ayrılık” olmuştur. Çeşitli albümlerimden “Çık Hayatımdan”, “Haklıydın Aslında”, “Aşk Belki”, “Bir Naz Bir Naz Olmaz ki!”, “Hadi Gari”, “Havada Kokun Dağılmadan”, “Nerelerdeydin” gibi şarkılarım ön plana çıktı. Cumhuriyet’in yüzüncü yılı için seslendirdiğimiz “Cumhuriyet Sonsuza Dek” benim için çok özel. Bu arada son olarak seslendirdiğim, Sabahattin Ali şiiri, Ali Kocatepe bestesi “Bir Macera”yı da çok seviyorum.
Genç müzisyenlere baktığınızda en çok hangi eksikliği görüyorsunuz, en çok hangi yönlerini takdir ediyorsunuz?
ALİ KOCATEPE: Müziği amaç olarak görmeyen, araç olarak kullanan gençleri desteklemiyorum. Müzik aşkla yapılır. Teknolojinin geldiği noktada süper fikirler ve programlar üreten kuşağa ise hayranım.
AYSUN KOCATEPE: Zeki, hırslı ve çalışkan bir kuşak var. Her gün gelişen teknolojiyi çok iyi kullanıyorlar. Umarım kalıcı olurlar.
Müzik dışında sizi bir arada tutan ortak alışkanlıklarınız veya rutinleriniz var mı?
ALİ VE AYSUN KOCATEPE: Birlikte yürüyüş yapmaktan hoşlanıyoruz. Yakın arkadaşlarımızla birlikte olmak, yemeğe çıkmak bizi mutlu ediyor. Sık sık sinema ve tiyatroya gitmek, Galatasaray’ın maçlarını izlemek alışkanlıklarımız. Seyahat etmeyi de seviyoruz. Sahneye çıkıp, konser vermek de çok güzel bir duygu…
Ülkemizde sanata ve sanatçıya verilen değeri nasıl değerlendiriyorsunuz?
ALİ KOCATEPE: Devlet ve sponsorlar sanatçılara liyakatli biçimde yaklaşmıyor. Gerçek sanatçıların büyük bir kısmının maddi, manevi desteğe ihtiyaçları var. Bu sıkıntı yeni değil. Uzun yıllardır böyle. Daha telif hakları bile yerine oturmadı. İnşallah gelecek kuşağın sanatçıları olması gereken değeri görebilirler.
AYSUN KOCATEPE: Sanatçıyı bir anda zirveye taşıyor, bir anda da dibe vurduruyoruz. Daha sabırlı olmak, hak edenleri destekleyip sonuna kadar sahip çıkmak gerekir.
Eskişehir’e en son ne zaman geldiniz? Neler söylemek istersiniz şehrimizle ilgili?
ALİ KOCATEPE: Eskişehir’i bize Yılmaz Büyükerşen sevdirdi. Çok seviyoruz. Son olarak geldiğimizde Ender Sakpınar’ın yönettiği senfoni orkestrası eşliğinde konser vermiştik. Seyircisi de harika. Çoook özledik.
AYSUN KOCATEPE: Yılmaz Büyükerşen’in yaptığı hizmetler ve ortaya koyduğu eserler bize Eskişehir’i daha çok sevdirtti. Balmumu Müzesinde bizim de heykellerimizin bulunması çok gurur verici. Bu arada çibörek yemek için bile Eskişehir’e gelinir.