Son bir ayda yaşadıklarımız muhtemelen hepimizde infial uyandırdı. Uyuşturucu, kumar, fuhuş akla gelen ne kadar felaket varsa hepsini yaşadık. Bunlara ilave yaşanan sanal kumar, TBMM’de stajer kızlara cinsel taciz, gıda maddelerinde tağşiş ve birçok etik dışı işler. Bir ulusal gazetenin genel müdüründen başlayıp sanat dünyasına, futbol dünyasına uzanan bir kötülük zinciri. Maalesef bahsettiğimiz bu suç konuları toplumuzu yukarıdan aşağıya kuşatmış durumda.
Dikkat çekici olan bu kesimin çoğu muhafazakar kesimden oluşuyor. İmam hatip mezunu olanlar, tarikat bağlantısı olanlar, hepsini basında yapılan paylaşımlardan öğrendik.
Kimseyi dünya görüşüne, mezun olduğu okula dayalı olarak suçlamamız söz konusu değil. Bu tablodan en çok etkilenenler mütedeyyin gerçek samimi dindar insanlarımız. Nihayet nerde okuyor olursak, nereden mezun olursak olalım hepimiz bu toplumun insanlarıyız.
Dikkat çekici olan çok ciddi bir ahlaki çöküşün içindeyiz.
Bu günlere bir günde gelinmedi yavaş yavaş gelindi, belki de bilinçli olarak toplum buraya getirildi. Ne olursa olsun toplum olarak buradan çıkmak zorundayız.
Sebeplere baktığımız zaman kurulan şikayet hatları devletin işleyişini zafiyete uğrattı.
Televizyonlarda özellikle öğle kuşağında, toplumda ne kadar çarpık ilişkiler varsa bunlar yıllardır her gün işleniyor. Tabir yerindeyse toplum bunları kanıksar hale geldi.
Adaletin olmaması, basından takip ettiğimiz olaylarda bir suçtan yakalanıp, ifadeden sonra salıverilenler, birkaç ay yatıp çıkartılanlar. Öte yandan hala suçu belli olmadan aylardır içerde olanlar. Bunlar toplumu olumsuz etkileyen olaylardır.
Toplumsal çürüme kendini ilk olarak günlük yaşamdaki küçük etkileşimlerde gösterir.
İnsanların birbirine ve kurumlara olan güveninin sarsılması. Böyle gelmiş böyle gider algısının bir hayat felsefesi haline gelmesi. Liyakat yerine sadakatin, hakkaniyet yerine torpilin ve kısa yoldan zenginleşmenin takdir görmesi.
Toplumun diğer kesimlerinin acılarına karşı duyarsızlaşma, sözel ve fiziksel şiddetin sorun çözme yöntemi olarak kabul edilmesi, eğitimin ve entelektüel derinliğin yerini niteliksiz yüzeysel magazin kültürünün alması.
Toplumsal çürüme, bir toplumda ahlaki değerlerin, sosyal bağların, adalet duygusunun ve ortak yaşam bilincinin zayıflaması sürecini ifade eder. Bu süreç genellikle yavaş ilerler; ancak etkileri derin ve kalıcıdır. Toplumsal çürüme yalnızca bireylerin davranışlarında değil, kurumların işleyişinde, kültürel yapıda ve gündelik yaşam da kendini gösterir.
Toplumun ortak doğru–yanlış anlayışının aşınması, bireysel çıkarların toplumsal faydanın önüne geçmesine yol açıyor. “Herkes yapıyor” düşüncesi, yanlış davranışları meşrulaştırıyor.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik, uzun süreli yoksulluk, bireyleri umutsuzluğa ve suça daha yatkın hale getiriyor.
Düşünmeyen, sorgulamayan bir eğitim anlayışı kaliteli bireylerin yetişmesini zorlaştırıyor.
Hukukun herkese eşit uygulanmadığı algısı, toplumsal kurallara uyma isteğini zayıflatıyor.
Kamu kaynaklarının kişisel çıkar için kullanılması ve bunun toplumda “olağan” görülmesi, çürümenin en belirgin göstergelerindendir.
Aile içi şiddet, sokak kavgaları veya kadına yönelik şiddet haberlerinin sıradanlaşması, toplumun vicdani hassasiyetini kaybettiğini gösterir.
Trafikte, sosyal medyada veya günlük hayatta insanların birbirine karşı tahammülsüz davranması; yardımlaşma kültürünün zayıflaması örnek olarak gösterilebilir.
Toplum olarak buradan çıkmak için;
Ekonomik istikrar sağlanmalı, ülkemizde adaletsizlikler son bulmalı. Herkeste adalet ve toplum disiplini yeşermeli. Eğitim sistemimiz ders vermenin yanı sıra karakter gelişimini, düşünen sorgulayan insan modelini sağlamalı.
Toplumsal çürümeyle mücadele, uzun vadeli ve çok yönlü bir çaba gerektirir. Güçlü bir eğitim sistemi, şeffaf ve adil yönetim anlayışı ve sivil toplum örgütlerinin aktif rol alması ile ciddi bir mesafe kat edilebilir.
Toplumsal çürüme karşısında çaresiz değiliz. Doğru politikalar, bilinçli bireyler ve güçlü toplumsal değerlerle bu süreç yavaşlatılabilir, hatta tersine çevrilebilir. Bir toplumun geleceği, ahlaki değerlerle ve sergilediği davranışlarla şekillenir.
Sevgiyle kalın