Eskişehir’in başarılı kadın siyasetçilerinden AK Parti Ege Bölgesi İl Koordinatörü Pınar Turhanoğlu Gücüyener, Haberes Dergisi’nin 68’nci sayısına konuk oldu. Genel Yayın Yönetmenimiz Ayhan Aydıner’e samimi açıklamalarda bulunan Gücüyener; “Eskişehir insanı ayazına alışkındır; soğuğunu bilir, sertliğini yadırgamaz. Bu şehir kolaycı değildir ama sahicidir. Eskişehir’i sadece iyi özellikleri için sevmezsiniz. Onu her hâliyle seversiniz. Zaten iyi tarafları sonra gelir” dedi.
Pınar Turhanoğlu Gücüyener nasıl bir çocuktu? Çocukluk yıllarınızda en büyük hayaliniz neydi?
Okul öncesi dönemde oldukça yaramaz, yerinde duramayan bir çocuktum. Hatta bu nedenle kreşte uyum sağlayamadığım düşünülerek 5 yaş grubundan 6 yaş grubuna alındım. Bu da okula erken başlamama sebep oldu. İlkokulda çalışkan bir çocuktum. En büyük hayalim de çoğu çocuk gibi astronot olmaktı.
Gençlik yıllarında nasıl bir figürdünüz? Avukat olmayı ne zaman istediniz? Avukat olmaktan mutlu musunuz? Bu mesleğin zorlukları neler?
Gençlik yıllarımda sessizdim. Bağırıp çağırabilen, kavga edebilen biri hiç olmadım. Haksızlığa uğradığımda ya da bir haksızlık gördüğümde ‘bağıramadım.’ Uzun süre bunu bir eksiklik olarak gördüm. Zamanla şunu fark ettim: Herkes haksızlığa aynı şekilde karşı çıkmak zorunda değil. Ben bağırmadan da karşı durmanın yollarını buldum. Düşünerek, direnerek ve başka yöntemlerle. En son da hukukla. Avukat olmayı, hukuk okumayı istemedim. Edebiyat ya da psikoloji okumak istiyordum. Ama zaman içinde, içimde biriken o duygunun hukukla karşılık bulduğunu fark ettim. Bağırmak zorunda değilsin, kavga edebilmek zorunda değilsin; yine de haksızlığa karşı durabilirsin. Avukat olmaktan mutlu muyum? Sanırım olanın mutlulukla pek ilgisi yok. Hata kaldırmayan bir meslek. Benim için herhangi bir günde olanlar müvekkilim için hata halinde telafisi imkansız olabilecek şeyler. ‘Unuttum deme’ şansınız yok, ‘sonra yaparım' deme şansınız yok. Yeterince bilmemek gibi bir şansınız yok. İnsanı hem zihinsel hem duygusal olarak zorlayan bir alan. Mutluluk değil sorumluluk bu. Anlamı bu. Doğru yerde durmayı gerektiriyor.
Aile hayatınız yoğun çalışma temposu içinde sizin için ne ifade ediyor? Annelik hayatınıza nasıl bir anlam kattı?
Aile benim için toparlandığım yer. İş ne kadar yoğun olursa olsun, günün sonunda dengeyi orada buluyorum. Annelik ise hayatı daha gerçek bir yerden görmeme sebep oldu. Oğlum İnanç’la birlikte zamanın nasıl geçtiğini, neyin gerçekten önemli olduğunu daha iyi fark ediyorsunuz. Daha dikkatli, daha sabırlı olmayı öğreniyorsunuz. Söylediklerinizden çok yaptıklarınızın etkili olduğunu anlıyorsunuz. Bu da insanı hem hayatta hem işte daha ölçülü kılıyor.
AK Parti Ege Bölgesi İl Koordinatörü oldunuz. Bu önemli görevle ilgili bize bilgi verir misiniz?
Cumhurbaşkanımız da sık sık vurguladığı gibi; “AK Parti bir teşkilat hareketidir. Bu dava, sahada emek veren teşkilatlarımızın fedakârlığıyla ayakta durur.” Mahalle teşkilatlarında, İl ve ilçe teşkilatlarımızda görev yapan arkadaşlarımız, kişisel hayatlarından feragat ederek büyük bir emek ortaya koyuyor. Biz de teşkilatlarımızın emeğini güçlendiren, sistemli ve koordineli bir çalışma yürütmeye gayret ediyoruz. AK Parti Ege Bölgesi İl Koordinatörlüğü, bu emeği doğru şekilde organize etmeyi ve sahayı yakından takip etmeyi gerektiren bir görev. İl ve ilçe teşkilatlarımızla düzenli temas hâlindeyiz. Çalışmaları yerinde görüyor, ihtiyaçları doğrudan dinliyor ve süreci buna göre şekillendiriyoruz. Bu görevi bir unvan olarak değil, anlamlı bir sorumluluk olarak görüyorum. Teşkilat mensuplarımızın ortaya koyduğu fedakâr çalışmanın birbiriyle uyumlu ve etkili şekilde ilerlemesini sağlamak temel önceliğimiz. Her ilin ve ilçenin kendine özgü bir yapısı var; biz de bu farklılıkları dikkate alarak, AK Parti’nin teşkilat geleneğine yakışır bir anlayışıyla hareket ediyoruz.
AK Parti iktidarı zamanında Eskişehir’e önemli yatırımlar yapıldı. Sizce bunların içinde en önemlisi hangisidir?
Eskişehir’e yapılan yatırımları tek bir başlık altında değerlendirmek doğru olmaz. Ulaşımdan sağlığa, sanayiden eğitime kadar birçok alanda şehrin altyapısını güçlendiren önemli yatırımlar hayata geçirildi. Ancak bana göre en kıymetli olanlar, Eskişehir’in uzun vadeli gelişimine doğrudan katkı sağlayan yatırımlardır.
Özellikle sağlık alanında yapılan yatırımlar, ulaşım altyapısının güçlendirilmesi ve sanayiye yönelik destekler şehrin hem yaşam kalitesini artırdı hem de üretim kapasitesini büyüttü. Bu yatırımlar günlük hayatın içinde belki çok görünür olmayabilir ama Eskişehir’in geleceğini taşıyan temel taşlar bunlardır.
AK Parti’nin yaklaşımı da zaten bu yönde oldu: günü kurtaran değil, şehri yarına hazırlayan işler yapmak. Eskişehir’de atılan adımların değerinin zaman içinde daha net görüleceğine inanıyorum.
Sizce Eskişehir’in en büyük sorunu ne? Kentin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Eskişehir’in en büyük sorunu, sahip olduğu potansiyelin tam olarak hayata geçirilememesi. Şehir; güçlü üniversiteleri, sanayi altyapısı, genç nüfusu ve kültürel birikimiyle çok daha ileri bir noktada olabilir. Ancak bu potansiyeli bütüncül bir vizyonla planlama konusunda eksikler var.
Doğru planlama, gerçekçi projeler ve kamu menfaatini merkeze alan bir anlayışla şehir çok daha güçlü bir noktaya taşınabilir. Önemli olan yıllardır görmek zorunda kaldığımız palyatif çözümler ve algı çalışmaları yerine, uzun vadeli ihtiyaçlara odaklanmak. Eskişehir bunu başarabilecek imkâna ve insan kaynağına sahip.
AK Parti Eskişehir merkezinde yerel seçimlerde neden başarılı olamıyor? Son seçimde kırsalda da hayal kırıklığı yaşandı. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Öncelikle ‘başarı’yı sadece seçim kazanmak üzerinden tanımlamanın eksik olduğunu düşünüyorum. Siyaset, seçim yüzdeleriyle sınırlı bir faaliyet değil. Eskişehir’de AK Partili belediye başkan adaylarımızın ve özellikle belediye meclis üyelerimizin seçim çalışmaları ve sonrasında da ortaya koyduğu ciddi bir emek ve üretilen politikalar var. Bunları görmezden gelmek doğru olmaz. Belediye meclislerinde şehrin geleceğine ilişkin verilen önergeler, yapılan itirazlar ve kamu yararını önceleyen çalışmalar, AK Parti’nin Eskişehir’de siyaseti sürekli ve sorumluluk bilinciyle yürüttüğünün göstergesidir. Son seçimlerde kırsalda ortaya çıkan tabloyu da bir kopuş olarak değil, sahadan gelen bir mesaj olarak değerlendirmek gerekir. Seçmen ne söylediğini bilir; siyasetçinin görevi de bunu doğru okumaktır.
Şehrin sorunlarının çözümlenmesi konusunda sizce Eskişehir’de kent yöneticileri arasında bir dayanışma var mı?
Dayanışmayı, herkesin birbirinin söylediğini onaylaması ya da tek seslilik olarak görmek doğru değil. Her kurumun ve her yöneticinin kendi sorumluluk alanı, kendi politika üretme biçimi var. Yöneticileri “uyum” söylemi üzerinden birbirinin her dediğini yapmaya zorlamak, sağlıklı bir yönetim anlayışı değildir. Önemli olan, farklı yaklaşımlar olsa bile şehrin ve kamunun menfaatinin gözetilmesidir. Kamu yararına hizmet eden bir işte iş birliği zaten kendiliğinden oluşur. Eskişehir’in ihtiyacı olan şey şekli bir uyum değil; sorumluluk alan, sonuç üreten ve kamu menfaatini önceleyen bir yönetim anlayışıdır.
İlimizde görev yapan bürokratlardan memnun musunuz? Eskişehir bürokrasisindeki değişim nasıl oluyor? Buna kimler karar veriyor?
Devletin işleyişi bellidir ve bu işleyiş kurumsal bir düzen içinde yürür. Eskişehir’de görev yapan bürokratlarımız görevlerini verimli, sorumluluk bilinciyle ve kamu yararını gözeterek yerine getiriyor. Bu anlamda memnuniyet duyduğumu söyleyebilirim.
Bürokraside zaman zaman yapılan görev değişimleri de kişisel tercihlerle değil, hizmet ihtiyacı ve kurumsal değerlendirmeler doğrultusunda gerçekleşir. Önemli olan; görev yapılan şehri tanıyan, kamu menfaatini önceleyen ve vatandaşla temas kurabilen bir anlayışın hâkim olmasıdır. Eskişehir’de görev yapan bürokratlarımızın da bu anlayışa sahip olduklarını görüyoruz.
Siyasette ileriye yönelik hedefleriniz nelerdir?
Siyaseti kariyer hedefi olarak görmüyorum. Her görev emanet ve aynı zamanda ciddi bir vebaldir. Bulunduğunuz yerdeki sorumluluğun hakkını verip veremediğiniz önemli.
Benim için asıl ölçü, insanlarda bir karşılık bırakabilmek. Günün sonunda “razı olunan” olabilmek. Kamu yararını gözeten, vicdanla hareket eden ve sorumluluk almaktan kaçmayan bir duruşu koruyabildiğiniz sürece, görevlerin ismi ikinci planda kalır.
Eskişehir halkını özellik olarak nasıl buluyorsunuz?
Eskişehir’de doğdum. Başka bir şehirde yaşamadım hiç. Gidenlerden olmadım. Eğitimimi burada aldım, burada çalışıyorum. Eskişehir’i anlatırken dışarıdan bakan biri gibi olmam mümkün değil.
Eskişehir halkı olarak prensipliyiz. Eskişehirspor’u kazandığında da severiz, kaybettiğinde de. Bozayı illa karakedi’de içeriz. Hamburgeri Pino’da yeriz. Gittiğimiz yerde kalabak suyu ararız. Bisküviyi Eti alırız.
Eskişehir insanı ayazına alışkındır; soğuğunu bilir, sertliğini yadırgamaz. Bu şehir kolaycı değildir ama sahicidir.
Eskişehir’i sadece iyi özellikleri için sevmezsiniz. Onu her hâliyle seversiniz. Zaten iyi tarafları sonra gelir. İnsanı da kendini bilir Eskişehir’in; ölçüsünü, sınırını bilir. Belki de bu yüzden bu şehirle kurulan bağ kolay değil ama kopması da zordur.
Siyaset dışında hobileriniz nelerdir? Fobiniz var mı?
Okumayı seviyorum. Kitapla baş başa kalmak bana iyi geliyor. Yoğun temponun içinde bazen durup düşünmeye ihtiyaç duyuyorum. Tenis öğrenmeye başladım. Eğitim serüvenim hiç bitmiyor. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünde 4. Lisans eğitimimi alıyorum. Bir dönem yükseklik korkum vardı ama zamanla bunun üzerine giderek aştım.
Hayatınızdaki kırılma anı neydi?
Benim için kırılma anı, sorumluluk duygusunun sadece başkalarına karşı değil, kendime karşı da olduğunu fark ettiğim andı. Kendi sınırlarını da koruyabilmelisin. Kendini anlatmaya çalışmamalı, anlaşıldığın yerde olmalısın. İnsanın önce kendisine karşı adil olması gerekiyor.
Hiç keşkeleriniz oldu mu?
İnsanın içinden zaman zaman geçiyor elbette. Olanda hayır vardır ama.
Bugün oğlum üzgün gelip bir şeyleri yanlış yaptığını söylediğinde, yanlış yapmanın sebebi neydi? Bir daha ki sefere nasıl düzeltebilirsin? diye soruyorum.
Pınar Turhanoğlu en son ne zaman ağladı?
Sanırım artık sadece gözlerim yaşarıyor. Allah ağlatmasın…
En çok neye kızarsınız?
Haksızlığa, başkasına zarar veren davranışlara, kabalığa… Bir de emek verilmiş bir işi hafife alan tavırlara.
En çok neye gülersiniz?
İroniye… İlk bakışta hemen anlaşılmamalı, komikliği imadan, tezattan gelmeli.
Asla yapmam dediğiniz bir şey var mı?
Asla yapmam dediğim şeyler çok. Umarım hiçbirini asla yapmam.
Hangi konu açıldığında sıkılırsınız?
Her görüş, her konu değerlendirilmeye değerdir. Ama bir başka fikre tahammülü olmayan biri konuşurken katlanmam zorlaşır.
Pınar Turhanoğlu zor bir insan mıdır?
Zordan ne kastedildiğini bilmiyorum. Ama sınırları olan biriyim.
Kendinizde neyi değiştirmek istersiniz? Veya hangi özelliği eklemek istersiniz?
Başkalarını umursamayanlara özendiğim oluyor bazen:) Sonra geçiyor…