Eğitim Bir Sen 2 No’lu Şube Başkanı Ertuğrul Baki, Haberes Dergisi’nin 77’nci sayısına konuk oldu. Haberes Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ayhan Aydıner’e özel açıklamalarda bulunan Baki; “Güçlü üniversitelerin yolu huzurlu çalışanlardan; huzurlu çalışanların yolu ise adalet, liyakat ve güven duygusundan geçer” dedi.
Üniversite çalışanlarının bugün öncelikli sorunları nelerdir?
Ekonomik şartlar bütün kamu çalışanlarını olduğu gibi üniversite çalışanlarını da doğrudan etkiliyor. Özellikle üniversitelerde aynı veya benzer işi yapan işçi ve memurlar arasında oluşan ücret farkının dikkatle ele alınması gerekiyor.
Örneğin aynı güvenlik hizmetini yürüten veya benzer büro işlerini yapan işçi ve memur arasında bugün 20-30 bin lirayı bulabilen ücret farklılıkları oluşabiliyor. Buradaki itirazımız işçi arkadaşlarımızın elde ettiği haklara değildir. Çözüm, işçinin ücretini aşağıya çekmek değil, memurun mali ve özlük haklarını yukarıya taşımaktır. Bu konudaki taleplerimizi ilgili bütün mercilerde dile getirmeye devam ediyoruz.
Ancak ücret meselesinden ayrı olarak üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir diğer konu işçi-memur görev ve yetki hiyerarşisidir. Üniversitelerimizde zaman zaman işçi statüsündeki personelin memurlar üzerinde amir veya yönetici konumunda görevlendirildiğine ilişkin şikâyetler alıyoruz. Burada hiçbir çalışanı diğerinden üstün veya değersiz görmüyoruz. Meselemiz statüler arasında bir üstünlük tartışması değil, kamu yönetimindeki görev, yetki ve sorumlulukların mevzuata uygun biçimde düzenlenmesidir.
Cumhurbaşkanlığının kamu kurumlarındaki personel hiyerarşisine ilişkin düzenlemeleri de dikkate alınarak, işçi statüsündeki personelin memurlar üzerinde amir olarak görevlendirilmemesi gerektiğini ifade ediyoruz. Üç üniversitemizde de bu konuda bize ulaşan sorunları ilgili yönetimlerle görüşüyor ve uygulamaların mevzuata uygun hâle getirilmesini talep ediyoruz. Görüşmelerimizde genel olarak olumlu yaklaşımlar görüyoruz. Temennimiz, artık bu konunun üniversitelerimizde bir şikâyet başlığı olmaktan tamamen çıkmasıdır.
Bunun yanında görevde yükselme ve unvan değişikliği, liyakat, kurum içi ve kurumlar arası yer değişikliği ile 2547 sayılı Kanun’un 13/b-4 maddesi kapsamında yapılan görevlendirmeler de idari personelin çözüm bekleyen önemli sorunları arasında bulunuyor.
Üniversitelerde kurumlar arası nakil ve aile birliğinin sağlanması konusunda nasıl bir sisteme ihtiyaç var?
İdari personelin yıllardır çözüm bekleyen temel sorunlarından biri kurumlar arası nakildir. Karşılıklı yer değiştirme, yani becayiş konusunda atılan adımı önemli buluyoruz ancak mevcut sistemin geliştirilmesi gerekiyor.
Sistem iki personelin birebir eşleşmesine dayanıyor. Taraflardan biri süreç içerisinde vazgeçtiğinde diğer çalışanın talebi de sonuçsuz kalıyor. Bunun somut örneğini ESTÜ ile Akdeniz Üniversitesi arasında karşılıklı yer değiştirmek isteyen iki personelin sürecinde yaşadık. Taraflardan birinin vazgeçmesi, diğer çalışanın da bütün planını ortadan kaldırdı.
Başvurunun hangi aşamadan sonra bağlayıcı olacağı ve haklı bir mazeret olmaksızın vazgeçilmesi durumunda diğer personelin hakkının nasıl korunacağı açık kurallara bağlanmalıdır. Daha kapsayıcı ve öngörülebilir bir nakil sistemine ihtiyaç var.
Akademik personel açısından da aile birliği önemli bir problem. Farklı şehirlerde görev yapan iki akademisyenin bir araya gelmesini sağlayacak güvenli bir mekanizma bulunmadığında insanlar ya yıllarca ailelerinden ayrı kalıyor ya da taraflardan biri akademik kariyerinden vazgeçmek zorunda kalabiliyor.
Yıllarca yetiştirilmiş bir bilim insanını ailesiyle mesleği arasında tercih yapmak zorunda bırakmak ülkemizin bilimsel birikimi açısından da kayıptır. Üniversitelerin kadro ihtiyaçları gözetilerek akademik personel için de aile bütünlüğünü koruyan objektif ve uygulanabilir bir sistem geliştirilmelidir.
13/b-4 uygulamaları ve kurum içi yer değişiklikleri konusunda temel talebiniz nedir?
Üniversite yönetimlerinin hizmetin yürütülmesi için gerekli idari yetkilere sahip olması doğaldır. Ancak 2547 sayılı Kanun’un 13/b-4 maddesi kapsamında bir personel bulunduğu birimden başka bir birime görevlendiriliyorsa bunun somut ve hizmet gerekleriyle açıklanabilir bir sebebi bulunmalıdır.
Bu madde cezalandırma, baskı veya kişiye göre tasarruf aracı hâline gelmemelidir. Talebimiz, 13/b-4 uygulamalarının objektif kriterlere ve gerçek hizmet ihtiyacına dayandırılmasıdır.
Bunun diğer tarafında gönüllü kurum içi yer değişikliği bulunuyor. Geçtiğimiz yıl sunduğumuz raporda, kendi isteğiyle birimler arasında yer değiştirmek isteyen personelin başvurularının belirli bir takvim içerisinde alınmasını ve objektif kriterlerle bir komisyon tarafından değerlendirilmesini önermiştik. ESOGÜ yönetiminin bu yöndeki çalışmayı tamamladığını ve taslağın sendikamızla paylaşılarak görüş isteyeceklerini bildirmeleri bizi ziyadesiyle mutlu etmiştir. Bu vesileyle büyük bir sorunun artık gündem dışı kalacağına inanıyoruz.
Çalışanı istemediği bir yere gerekçesiz gönderen değil, ihtiyaç ile personelin talebini mümkün olduğunca buluşturan bir sistem oluşması esas olmalıdır.
Başarılı personelin ödüllendirilmesi de daha önce gündeme getirdiğiniz konulardan biriydi. Uygulamalar beklentinizi karşıladı mı?
Başarılı olanla olmayanın, görevini büyük bir gayretle yerine getirenle yalnızca rutinini sürdürenin aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Başarı teşvik edilmelidir.
ESTÜ ve ESOGÜ bu konuda adım attı. ESTÜ’deki ilk uygulamada bazı birimler hiç personel bildirmezken bazı birimler birden fazla isim bildirdi ve uygulamada hakkaniyet konusunda soru işaretleri ortaya çıktı. Yönetimle yaptığımız görüşmelerde bunları aktardık; yönergenin yeniden ele alınacağının ifade edilmesini olumlu buluyoruz.
Sistemin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 122’nci maddesindeki başarı ve üstün başarı hükümleriyle ilişkilendirilerek objektif, ölçülebilir ve resmî karşılığı bulunan bir yapıya kavuşturulmasını istiyoruz.
ESOGÜ’de daha önce beş kişiyle sınırlı olan sayının ona çıkarılmasını da olumlu karşılıyoruz. Ancak esas mesele sayı değildir. Kriterleri 100 kişi karşılıyorsa 100 kişi de ödüllendirilebilmelidir. Önemli olan gerçek başarıyı teşvik eden şeffaf ve hakkaniyetli bir sistem kurmaktır.
Akademisyenlerle yaptığınız çalışmalar hangi temel sorunları ortaya koydu?
Akademisyenden ders vermesini, araştırma ve proje yapmasını, yayın üretmesini ve öğrenci yetiştirmesini bekliyoruz. Bunun için gerekli şartları da oluşturmak zorundayız.
Çalışmalarımızda ekonomik şartlar, bilimsel yayın maliyetleri, kongre ve araştırma destekleri, ders ve idari iş yükü, kadro ve yükselme süreçleri, liyakat ve akademik kriterlerin öngörülebilirliği öne çıkan başlıklar oldu.
Meslek yüksekokullarında çalışan akademisyenlere ayrıca dikkat çekmek gerekiyor. MYO’lar ağırlıklı olarak ön lisans eğitimi verdiği için buradaki akademisyenler, lisansüstü programların bulunduğu birimlerdeki meslektaşlarıyla aynı ölçüde yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle çalışma, tez danışmanlığı yapma ve lisansüstü süreçlere katılma imkânına her zaman sahip olamayabiliyor.
Buna karşılık akademik yükselme süreçlerinde güçlü bilimsel kriterlerle karşılaşıyorlar. Aynı hedefleri gösterdiğimiz akademisyenlere, o hedeflere ulaşabilecekleri imkânları da mümkün olduğunca sağlamamız gerekir.
Mobbing ve adaletsiz tutumlar da öne çıkan başlıklar arasında. Bunun yanında özellikle doçentlik aşamasına kadar kadro güvencesine ilişkin yaşanan belirsizlikler, akademisyenler üzerinde ciddi bir baskı oluşturabiliyor. Akademisyen bir taraftan bilimsel çalışmalarını sürdürmeye, diğer taraftan görevine devam edebilmek için gerekli kadro ve sözleşme süreçlerini takip etmeye çalışıyor.
Akademik yükselme süreçleri objektif, şeffaf ve öngörülebilir olmalıdır. Akademisyen enerjisini ‘Kadrom ne olacak?’ sorusuna değil, ‘Daha nitelikli hangi bilimsel çalışmayı yapabilirim?’ sorusuna harcamalıdır.
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ
Anadolu Üniversitesinde yaşanan kapsamlı fiziki dönüşümü ve yeni dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anadolu Üniversitesi Türkiye’nin en köklü üniversitelerinden biri. Bugün kampüste çok kapsamlı bir dönüşüm yaşanıyor. Bazı binaların yapılan incelemeler sonucunda deprem güvenliği açısından yenilenmesi gerektiği ortaya çıktı ve üniversite yönetimi bu konuda radikal kararlar aldı.
6 Şubat depremleri bize yapı güvenliğinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Ekonomik kayıpları zaman içerisinde telafi edebilir, yıkılan şehirleri ve binaları yeniden inşa edebilirsiniz; ancak kaybettiğiniz insanları geri getiremezsiniz. Bu nedenle Anadolu Üniversitesi yönetiminin deprem güvenliği konusundaki yaklaşımını önemsiyor ve takdir ediyoruz.
Dayanıksız yapıların kaldırılmasıyla birlikte kampüsün yeniden planlandığını; yeni derslikler, binalar, otoparklar ve daha ferah yaşam alanları için çalışmalar yürütüldüğünü biliyoruz. Bu dönüşüm tamamlandığında daha güvenli ve güçlü bir Anadolu Üniversitesi ortaya çıkacağına inanıyoruz.
Üniversite yalnızca dersliklerden de ibaret değildir. Kampüs hayatı, sosyal, kültürel ve sportif imkânlar öğrencilerin tercihlerini ve çalışanların kurumsal aidiyetini doğrudan etkiliyor. Bu alanlardaki çalışmaların artırılmasını ve Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in bir iletişimciye yakışır biçimde meseleleri ilgilileriyle istişare ederek yürütmesini de takdir ediyoruz.
ESKİŞEHİR TEKNİK ÜNİVERSİTESİ
ESTÜ yeni bir rektörlük döneminin eşiğinde. Üniversitenin mevcut durumunu ve çözüm bekleyen başlıca sorunlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eskişehir Teknik Üniversitesi açısından önemli bir dönemin içerisindeyiz. Yeni rektörlük dönemi için bir süreç yürütülüyor. Mevcut Rektörümüz Prof. Dr. Adnan Özcan, kendi döneminde başlatılan çalışmaları tamamlamak amacıyla yeniden aday. Yine üniversitemizden iki, farklı şehirlerden üç adayın daha bulunduğu bize ulaşan bilgiler arasında. Sürecin üniversitemiz ve Eskişehir için hayırlı olmasını diliyoruz.
ESTÜ’nün son yıllarda teknik ve tematik üniversite kimliğiyle ciddi bir gelişim gösterdiğini, programlarının ilgi gördüğünü; sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerde önemli çalışmalar yaptığını teslim etmek gerekir.
Personel eksikliği ise üniversitemizin önemli sorunlarından biri. Bölünme sürecinde personel planlaması konusunda yaşanan eksiklikler nedeniyle üniversitenin uzun süre sınırlı personelle yoğun bir iş yükünü yürütmeye çalıştığına bizzat şahidim. Son dört yılda personel sayısının artırılmasına yönelik önemli adımlar atılmış olsa da özellikle beden gücü gerektiren alanlarda personel ihtiyacı devam ediyor.
Bununla birlikte çalışanların ve öğrencilerin günlük hayatını doğrudan etkileyen iki temel sorun bulunuyor: ulaşım ile kreş ve okul ihtiyacı.
Yaklaşık 15 bin öğrencisi ve 1.500 civarında çalışanı bulunan kampüsün çevresindeki KYK yurtları da düşünüldüğünde çok büyük bir nüfus bu bölgeye günlük ulaşım sağlıyor. Buna rağmen ESTÜ, üç üniversitemiz içerisinde toplu ulaşım bakımından en dezavantajlı kampüslerden biri.
Özellikle ders ve mesai başlangıç-bitiş saatlerinde seferlerin artırılması gerekiyor. Tramvay, trambüs veya başka bir model uygulanacaksa üniversitenin gerçek yolcu yoğunluğuna göre kalıcı bir çözüm üretilmelidir. Ulaşım sorunu zaman zaman çalışanların işe yetişmesini dahi etkileyen bir çalışma hayatı problemine dönüşüyor.
Diğer önemli mesele kreş ve okul ihtiyacıdır. Kreş talebimizi üniversite yönetimine resmî olarak ilettik. Kampüs çevresindeki okul ihtiyacını da yakında bulunan ancak özel bir statüde olan bir okulumuz için kontenjan talebimizi de hem Sayın Valimiz Erdinç Yılmaz'a hemde İl Millî Eğitim Müdürümüz Sinan Aydın'a ilettik. olumlu yaklaşımları konusunda her ikisine de teşekkür ediyorum.
İl Millî Eğitim Müdürümüzün, üniversite içerisinde uygun bir alan tahsis edilmesi hâlinde anaokulu ve ilkokul ihtiyacını karşılayabilecek bir eğitim yapısı oluşturulmasına yönelik teklifini özellikle önemsiyoruz. Üniversite yönetiminin bu öneriyi değerlendirmesinin kalıcı bir çözüm sağlayacağına inanıyoruz.
Çalışanın çocuğunun kreşi, okulu ve ulaşımıyla ilgili kaygısını azaltmak, aynı zamanda onun işine daha sağlıklı odaklanmasını sağlamaktır.
ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ
ESOGÜ’de yeni rektörlük döneminin ilk adımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yeni yönetimin bazı konularda hızlı biçimde harekete geçmesini olumlu karşılıyor ve Rektör Prof. Dr. Emine Gümüşsoy’a teşekkür ediyorum.
Bunların başında ring sistemi geliyor. Bu uygulamayı daha önce birkaç kez kamuoyunun gündemine taşıdık. Öğrenci ve çalışanlar kampüs girişinde otobüsten indikten sonra yeniden ring beklemek zorunda kalıyor; uzun kuyruklar, hava şartları, zaman kaybı ve ekonomik yük ciddi mağduriyet oluşturuyordu.
Sayın Rektörümüz görüşmemizde ring sisteminin kaldırılacağını ve belediye otobüslerinin yeniden kampüs içerisine girmesi için çalışma başlatıldığını ifade etmişti. Bugün durakların temizlendiğini, boyandığını ve gerekli hazırlıkların yapıldığını görüyoruz.
Üniversite hastanesindeki otopark ve trafik yoğunluğunu da daha önce gündeme getirmiştik. Yeni yönetimin hastaneyi öncelikli gündemlerinden biri hâline getirmesini ve tedbirler üzerinde çalışmasını önemsiyoruz. Diş Hastanesinin taşınmasına ilişkin çalışmaların başlamasını da olumlu karşılıyoruz.
Sendikacılık, yanlışa ve eksiğe çözüm aramak kadar doğru yapılan işi de takdir etmektir.
ESOGÜ’de mobbing, haksızlık ve adaletsizlik iddialarını da gündeme getirmiştiniz. Bu konuda yeni yönetimden beklentiniz nedir?
Üniversitelerde çalışma barışının temel şartı adalettir. Çalışan kendisine adil davranıldığına inanmazsa zaman içerisinde aidiyet ve verimlilik de zarar görür.
Sayın Rektörümüz gerek ziyaretimiz sırasında gerekse kamuoyuna yaptığı açıklamalarda adaletsizliklerin giderilmesi konusunda açık bir irade ortaya koydu. Bu yaklaşımı değerli buluyoruz; bu yönde atılacak adımlara desteğimizi de buradan belirtmek istiyorum.
Nitekim bugün ESOGÜ içerisinde takip ettiğimiz somut bir sorun bulunuyor. Konuyu basın üzerinden tartışmak yerine ilgili mercilere ilettik ve inceleme sürecinin başlatıldığını biliyoruz. Hiç kimseyi peşinen suçlamadan, incelemenin objektif biçimde sonuçlandırılmasını ve varsa haksızlıkların giderilmesini bekliyoruz.
Son olarak yeni akademik yılda nasıl bir sendikal yol haritası izleyeceksiniz ve üniversitelerin Eskişehir açısından önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anadolu Üniversitesinin sorunlarını Anadolu Üniversitesinde, ESTÜ’nün sorunlarını ESTÜ’de, ESOGÜ’nün sorunlarını ESOGÜ’de takip edeceğiz. Üç üniversiteyi ilgilendiren ortak meselelerde ise birlikte hareket edeceğiz. Doğru yapılan işi destekleyecek, eksik gördüğümüz yerde önerimizi ortaya koyacak, yanlış uygulamaların düzeltilmesi için de mücadelemizi sürdüreceğiz.
Çünkü üniversiteler yalnızca eğitim verilen kurumlar değildir. Bilimsel üretimin, kültürün, sosyal hayatın ve ekonomik hareketliliğin merkezleridir. Bir yönüyle aynı zamanda eğitim turizminin önemli aktörleridir.
Eskişehir’deki üç üniversitemiz Türkiye’nin dört bir yanından olduğu gibi Türk Cumhuriyetlerinden Balkanlara, Arap ülkelerinden Afrika ve Avrupa’ya kadar farklı coğrafyalardan öğrencileri şehrimize getiriyor. Bu öğrenciler Eskişehir’de yaşıyor, şehir ekonomisine katkıda bulunuyor, kültürümüzü tanıyor ve mezuniyetlerinin ardından Eskişehir’le kurdukları bağı başka şehirlere ve ülkelere taşıyor.
Üniversitelerimizin bilimsel üretimi de şehrin sanayisine, teknolojisine ve entelektüel hayatına değer katıyor. Bu nedenle üniversitelerin güçlenmesi yalnızca rektörlüklerin, çalışanların veya öğrencilerin meselesi değil, bütün Eskişehir’in meselesidir.
Daha güçlü üniversiteler daha nitelikli akademisyen ve öğrenci çeker, daha fazla bilimsel üretim gerçekleştirir ve Eskişehir’in hem Türkiye’deki hem de dünyadaki tanınırlığını artırır.
Güçlü üniversitelerin yolu huzurlu çalışanlardan; huzurlu çalışanların yolu ise adalet, liyakat ve güven duygusundan geçer. Eğitim-Bir-Sen, bu değerleri sendikacılığının merkezinde tutarak, sorunları büyüten değil çözüme katkı sunan, hizmet üreten bir anlayışla yoluna devam edecektir.