Başarılı Şarkıcı Elbi Yankı Haberes Dergisi’nin 71’nci sayısına konuk oldu. Yazarımız Cem Aksu ile keyifli bir söyleşi yapan Yankı; “Trendleri kovalamayın, karakterinizi inşa edin. Algoritma değişir ama kimlik kalır. Sabır en büyük PR’dır. Ve unutmasınlar; görünür olmakla değerli olmak aynı şey değil” dedi.
Elbi Bey, müzikle yolculuğunuz nasıl başladı? İlk ilham aldığınız anı bizimle paylaşır mısınız?
Müzik benim için bir tercih değil, kaderle yapılmış bir sözleşmeydi. Çocukken bir mikrofonum yoktu ama hayalim vardı. İlk alkışı duyduğum an şunu anladım: “Sahne beni seçti.” İlham dediğiniz şey bazen bir bakış, bazen bir ayrılık, bazen de bir şehir olur. Benim ilhamım hayatın ta kendisi oldu.
2001’de katıldığınız ses yarışması sizin kariyerinizde nasıl bir dönüm noktası oldu?
2001 benim için vitrine çıkma yılıydı. Ergenlik öncesi... O yarışma birincilikten çok cesaret kazandırdı. Kamera karşısında, jüri önünde, binlerce insanın gözü üzerindeyken şunu öğrendim. Baskı varsa potansiyel vardır. O gün sahnede durabildiysem, bugün de dururum.
“Öyküm Aşkımda Gizli” albümünüzden söz eder misiniz? Sizi en çok etkileyen şarkınız hangisi?
O doğmamış bir albümdü. “Öyküm Aşkımda Gizli” aslında isminden de belli… Benim çocukluk kalbimin arşivi. Her şarkı bir dönemimi temsil ediyor ama bazı şarkılar vardır, insanı yazarken de yakar, söylerken de. En çok etkileyen şarkımı söylemeyeyim; biraz gizem iyidir. Ama şunu söyleyebilirim;
O şarkıyı her okuduğumda hâlâ ilk günkü gibi içim titrer.
Öyküm Aşkımda Gizli benim için çok kıymetli bir dönemdi ama artık geçmişe saygı duyup ileriye bakan bir yerdeyim. O albüm, duygularımı tanıdığım, kendimi keşfettiğim bir eşikti. Fakat ben nostaljiye takılı kalmayı seven biri değilim; hikâyemi güncelleyen bir sanatçıyım.
Bugün dönüp baktığımda o albüm bana şunu hatırlatıyor. Samimiyet kalıcıdır. Zaten bu çizgi sonrasında da devam etti. Pürtelaş ile daha cesur, daha net bir tavır koydum. Hikâye ile ise duygunun daha rafine, daha derin tarafını anlattım.
En çok etkileyen şarkı sorusuna gelince… Artık beni en çok etkileyen, bir sonraki şarkım. Çünkü ben geçmişteki Elbi’yi değil, bugünkü ve yarınki Elbi’yi konuşmayı seviyorum.
Müzik ve televizyon programcılığı arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? İkisi birbirini besliyor mu?
Kesinlikle besliyor. Sahne bana duyguyu öğretiyor, ekran bana hikâyeyi. Müzik ruhun sesi, televizyon ise o ruhun yüzü gibi. İkisini birlikte yürütmek zor ama ben zor olanı seviyorum. Çünkü konfor alanı sanatçı yetiştirmez.
“Ver Elini Rumeli” programınızda hangi anılar sizi en çok etkiledi?
Ver Elini Rumeli benim için sadece bir program değil, gönül köprüsü. Balkanlar’da yaşlı bir amcanın gözleri dolarak “Sizi burada görmek bize güç veriyor” demesi… İşte o an televizyonun reytingden ibaret olmadığını anlıyorsunuz. Bazen bir sarılma, bütün ödüllerden daha kıymetli.
Balkanlar ve farklı kültürel bölgelerle çalışmak size ne kattı? İzleyicilere aktarmak istediğiniz en önemli mesaj nedir?
Balkanlar bana köklerimi hatırlattı. Aynı türküyü farklı ağızlarla söyleyebilen bir coğrafya burası. Farklılık değil, zenginlik gördüm. Mesajım net.
Kültürünü kaybetmeyen toplum kaybolmaz. Biz geçmişle bağ kurdukça geleceğe daha sağlam yürüyoruz.
Yeni eserleriniz arasında “Pürtelaş” gibi çalışmalarınız var. Bu şarkının hikâyesini anlatır mısınız?
Pürtelaş biraz meydan okuma, biraz iç hesaplaşma. Hayatta bazen bir sokağa girersiniz ve yönünüz değişir ya… İşte o ruh hâli. Samimi ama iddialı. 1 milyonu aşan dinlenme de şunu gösterdi. İnsanlar filtresiz duyguyu seviyor. Ben makyajsız hisleri seviyorum.
Sosyal sorumluluk ve yardım konserleri de yaptınız. Bu deneyimler sizin müziğinize nasıl yansıyor?
Sahne sadece alkış almak için değil, bazen bir yaraya merhem olmak için var. Yardım konserlerinde şunu gördüm. Müziğin şifası var. O yüzden bazı şarkıları yazarken daha sorumlu hissediyorum. Çünkü bir cümle bazen bir insanın omzundaki yükü hafifletebilir.
Genç müzisyenlere ve programcı adaylarına vermek istediğiniz en önemli tavsiye nedir?
Trendleri kovalamayın, karakterinizi inşa edin. Algoritma değişir ama kimlik kalır. Sabır en büyük PR’dır. Ve unutmasınlar; görünür olmakla değerli olmak aynı şey değil.
Sahne öncesi ve sonrası rutinleriniz neler? Bu süreçte kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?
Sahne öncesi sessizlik severim. Kalabalık içinde yalnız kalırım. Bir dua, kısa bir konsantrasyon… Sonrası ise teşekkür. Ekibime, seyirciye, hayata. Motivasyonum basit! Her sahne son sahnemmiş gibi çıkmak.
Gelecek planlarınız ve projeleriniz neler? Hayranlarınız sizi hangi sürprizlerle karşılaşabilir?
Müzikte daha cesur bir dönem geliyor. Sınırları biraz daha zorlayacağım. Ekranda ise Balkanlar’ın ötesine uzanan yeni rotalar var. Sürpriz severim ama şunu söyleyeyim; 2026 Elbi’nin daha net, daha güçlü ve daha global konuştuğu bir yıl olacak.
Eskişehir’e hiç geldiniz mi? Neler söylemek istersiniz şehrimizle ilgili?
Evet, Eskişehir’e defalarca gittim. Hatta sadece “gitmek” değil, orada yaşamak gibi… Çünkü bazı şehirler sizi misafir etmez, sahiplenir. Eskişehir benim için tam olarak öyle bir yer.
Yıllar içinde orada çok güçlü dostluklar kurdum. Sokaklarında yürürken yabancılık hissetmiyorum; bir kahvede oturduğumda selam veren insanlar var. O samimiyet bana hep iyi geldi. Şehir genç, kitapevleri, kitapçı dükkânları, heykelleri, hatta sanat haykıran mazgalları… Dinamik ama bir o kadar da kültürlü. Sanata bakışı rafine, müziğe kulağı açık.
Eskişehir seyahatlerimde yazdığım, bestelediğim şarkılar oldu. İlhamı sadece bir manzaradan değil, bir sohbetten, bir gece yürüyüşünden aldım. Porsuk kenarında düşündüğüm melodiler hâlâ hafızamda.
Kısacası Eskişehir benim için turne takvimindeki bir durak değil; hikâyemin içinde yeri olan bir şehir. Oranın insanı sıcak ama mesafeli değil; bilinçli ama kibirli değil. Belki de bu yüzden her gidişimde yeni bir şey ürettim. Çünkü bazı şehirler sadece fon olmaz, müziğinize ruh verir.