Tepebaşı İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Faideci, Haberes Dergisi’nin 45’nci (Ocak 2024) sayısına konuk oldu.

Haberes Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ayhan Aydıner ile keyifli bir röportaj gerçekleştiren Faideci; “Okullarımızı zorunlu olarak değil severek gidilen yerler haline dönüştürmemiz gerekiyor. Sanata, spora, sosyal sorumluk projelerine, bilimsel projelere daha da önem vermemiz gerekiyor. Temel amacımız ‘yaşayan okullar’ oluşturmak” dedi.

Uzun yıllar İstanbul’da Eğitim yöneticiliği yaptınız. Özellikle Mesleki Eğitim’de fark yaratan işlere imza attınız. Bugüne kadar yaptığınız görevler ve çalışmalardan bahseder misiniz?

Eskişehir’den önce sırasıyla; Tekirdağ, Çankırı, Kütahya ve İstanbul’da görev yaptım. Meslek hayatımın büyük bir kısmında yönetici olarak görev yaptım. Mesleki Eğitim Merkezleri ile çoğunluğu Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde olmak üzere; müdür yardımcısı, müdür başyardımcısı, müdür vekili, kurucu müdür ve okul müdürü gibi değişik görevlerde bulundum. 2022 yılında Eskişehir’e dönerek İl Milli Eğitim Müdürlüğünde şube müdürü olarak göreve başladım. Şu anda da Tepebaşı İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak görevime devam etmekteyim.

Teknik öğretmen olmam ve Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde çalışmış olmam nedeniyle birçok projede yer aldım. ARGE merkezlerinin kurulması ve ARGE çalışmaları, Sektörel Mükemmeliyet Merkezlerinin kurulması, Türkiye geneli patent ofislerine sınai mülkiyet eğitimleri verilmesi, robotik kodlama çalışmaları, ARGE inovasyon eğitimleri; CNC makineleri, bomba imha robotu, solunum cihazı,3D yazıcılar dahil pandemi döneminde birçok ürünün geliştirilmesi ve üretilmesi, Teknofestlerin düzenlenmesi için yapılan çalışmalarda yer almak bunlardan sadece birkaçı. Ayrıca birçok yerel projede ve bakanlık projelerinde yürütücülük ve hizmet içi eğitim faaliyetlerinde eğitim görevlisi ve yönetici olarak da görev aldım. Özellikle okul/sektör işbirliği projelerinde çok severek çalıştığımı belirtmeliyim. İstanbul’da olduğum dönemlerde büyük ölçekli pek çok projede çalıştım ve bunların bakış açımı ve ufkumu genişlettiğini ifade etmeliyim. Şimdi de yılların birikimi ve deneyimini İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak değerlendirmek nasip oldu.

Eskişehir’in ve Tepebaşı bölgesindeki okulların eğitim kalitesini nasıl buldunuz?

Eskişehir ve Tepebaşı eğitim kalitesi yönüyle her zaman iyi bir konumda olmuştur. Eskişehir, nitelikli ve marka okullara sahip bir şehirdir. Eğitimde ortaya koyduğu performans istatistiklere de yansımış durumda. 2021 ve 2022’de üniversite sınavlarında en başarılı ikinci şehir olmuştur örneğin. Daha önceki yıllarda da hep üst sıralarda olmayı başarmış, eğitimde başarı geleneği olan bir şehirdir. Bu, Eskişehir halkının eğitime ne kadar önem verdiğinin de en önemli göstergesidir. Yerel ölçekte yani Tepebaşı bölgesinde de oldukça eski ve köklü eğitim kurumları var. Şehrimizin eğitim anlamında bir marka olmasına, bölgemizdeki okulların hatırı sayılır bir katkısı vardır. Bu okullar aynı zamanda bilimsel, sanatsal, sportif sosyal ve kültürel projelerde de adlarından çokça söz ettirmektedirler. Yaptığım okul ziyaretlerinde idareci ve öğretmen arkadaşlarımdan yapılan çalışma ve projeleri ilk ağızdan dinleme fırsatı buluyorum. Hiçbir başarı tesadüf değildir. İdealizmini hala çok taze tutan birçok idareci ve öğretmenimiz var, bunu yakinen görüyorum; yol arkadaşlarım çok yoğun bir mesaiyle öğrencileri için var güçleriyle çalışıyorlar. Çalışmalarının karşılığını da hep birlikte alıyor ve onlarla gurur duyuyoruz. Okullarımızın sosyal medya hesaplarını takip ediyoruz, bence çok az şehirde öğrencileri için bu kadar çalışma yapan okul vardır. Bu açıdan çok şanslı olduğumu ifade etmeliyim. Bizler de İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü olarak okullarımızın karşılaştıkları sorunları hızla çözerek onların önlerini açmak durumunda olduğumuzun bilincindeyiz. Türkiye’nin maarif davasını bu ekip arkadaşlarımızla en üst noktaya taşımak temel amacımızdır.

Başarı, tek başına elde edilebilen bir şey değildir, ekip işidir. Tepebaşı’na geldiğimde İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde oldukça yetkin bir ekiple karşılaştım. Doğrusu, ekip arkadaşlarım beni yüreklendirdi, sözünü ettiğim birikimi bu ekip arkadaşlarımla en iyi şekilde değerlendirebileceğimizi düşünüyorum. Şimdi okul ziyaretleri yaparak hem okulların sorunlarına yakından vakıf oluyorum hem de idareci ve öğretmen potansiyelini görme fırsatı yakalıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse toplam kaliteyi görmüş olmaktan büyük mutluluk ve gurur duyuyorum. Tepebaşı Kaymakamımız Sayın Saadettin Yücel’de okullarımızla çok ilgili. Okullarımızı ziyaret ediyor ve hemen her etkinliğimize katılıyor. Karşılaştığımız sorunların çözümünde süreci hızlandırıcı bir rol üstlendiği için kendilerine çok teşekkür ediyorum. 

3-Mihalıççıklısınız. Ancak uzun yıllar Eskişehir dışında çalıştınız. Eskişehir’i kent olarak nasıl buluyorsunuz?

Eskişehir dışında çalışmış olsam da irtibatımı hiç kesmedim. Şehrime gönülden bağlı olduğumu belirtmek isterim. Buraya çok sık geldim ve şehrim olması nedeniyle buradaki sosyal, sportif ve kültürel gelişmeleri hep yakından takip ettim. Bunun en önemli nedenlerinden biri de hiç kuşkusuz yakın illerde çalışmış olmamdır.

Eskişehir, gelenekle modernitenin bir arada, uyum içinde yaşadığı bir şehir. Odunpazarı’nın tarih kokan sokaklarıyla şehrin diğer yarısında oluşan modern yapılar tam bir sentez örneğidir. Bu sentezi, insanında da yakalamak ve görmek mümkündür. Sanayi, şehrin dışında kurulduğu için merkez hep aynı saflığı ile yaşamaya devam etmektedir. Yıllar sonra gelen biri, aynı ortamı yine aynı canlılıkta bulabilir. Bunu birçok şehirde görmek pek mümkün değil. Şehrin sokaklarında hayata dair her şeyi bulmak mümkün. Kültür ve sanat şehri… Ayrıca çok da güvenli bir şehir. Aslına bakarsanız demografik yapısının çok renkli olması, insanlarında muhteşem bir empati oluşturmuş. Birbirlerine karşı inanılmaz bir hoşgörüye sahipler. Ne de olsa birçok Anadolu erenlerinin nefesi var sokaklarımızda. Bu, gerçekten Eskişehir için büyük bir kazanım. Yunus Emre, Seyyid Battal Gazi, Nasrettin Hoca, Sücaaddin Veli… Hepsi bu şehirde, insanların kalplerinde yer etmiş yüce ruhlu insanlar. Şehrin her yerinde onlara dair izler bulmak mümkün. Hoşgörü şehri desek yanlış olmaz. O nedenle Eskişehir, başka bir şehirdir. Özellikle hızlı trenle birlikte şehrimiz, tam bir cazibe merkezi haline geldi. Günlük turların bu kadar sık düzenlendiği çok az şehir vardır sanırım. Eskişehir’de insanları kendisine çağıran güçlü bir ses var. Başta söylediğim gibi gerçek bir Eskişehirli bu şehirden asla kopamaz.

 

Eğitimci olmak, Milli Eğitimde yönetici olmak çocukluk hayaliniz miydi?

Aslına bakarsanız; öğretmen olmak, yönetici olmak hayal ettiğim bir şey değildi. Elbette hayallerimiz ve hayattan beklentilerimiz vardı. Herkeste olduğu gibi bende de aldığım eğitim, ailem, çevrem ve ekonomik şartlar meslek seçiminde çok belirleyici oldu. Eskişehir Motor Meslek Lisesinden sonra Teknik Eğitim Fakültesi Motor Öğretmenliği bölümünü kazandım. Bu süreç, mesleği yakından tanımama vesile oldu. Özellikle güzel ve faydalı geçen öğrencilik dönemim, bu camianın bir üyesi olmam konusunda beni motive etti. Üniversiteden mezun olduktan sonra da hemen öğretmenliğe başladım. Yaptığımız çalışmaların ülkeme ve insanlara katkısını gördükçe mesleğimi daha da çok sevdim. Hatta öğretmenlik yaparken özel sektörden pek çok teklif aldım, hem de ciddi tekliflerdi bunlar. Ama mesleğimi o kadar benimsemişim ki öğretmenliği bırakmaya gönlüm elvermedi, şimdi geriye dönüp baktığımda ne kadar isabetli bir karar verdiğimi daha iyi anlıyorum.  Devletim bana eğitim sektörünün her alanında görev verdi. Şimdi de Eskişehir’imize İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak hizmet etmek nasip oldu. Bundan büyük onur ve mutluluk duyuyorum. Samimi olarak söylemem gerekirse iyi ki öğretmen olmuşum.

Tepebaşı İlçe Milli Eğitim Müdürü olduğunuzda ilk olarak ne yaptınız?

Milli eğitimde uzun yıllar, hemen her kademede öğretmenlik ve yöneticilik yapmış olmam, benim için büyük bir avantaj; faydalarını hep gördüm. Bu tecrübe size, sistemin nasıl işlediğini doğal olarak öğretiyor. İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak göreve başladığımda, doğrusunu söylemek gerekirse, ne yapmam gerektiğini biliyordum. Nerede olursa olsun yeni bir yerde yönetici olarak göreve başlayan her yöneticinin, çalıştığı yerdeki işiyle ilgili mevcut durum tespiti yapmasının ve ona göre bir yol haritası çıkarmasının, yapması gereken ilk iş olduğunu düşünüyorum. Bende öyle yaptım. Toplantılar, brifingler, daha önceden başlamış ve yürüyen projeler, bakanlığımızın talimatlarının hangi noktalarda hayata geçirildiği gibi genel değerlendirmeler… Son aşamada ise daha dar toplantılar yaparak ekip arkadaşlarımla birlikte bir yol haritası çıkarmaya çalıştık. Şimdi de bu toplantılar sonunda ortaya çıkan yol haritasını birlikte uygulamak için çaba sarf ediyoruz.  Bu konulan hedeflere sadece sizin inanmanız yetmez. Ekip arkadaşlarınızın da inanması ve taşın altına elini koyması gerekir. Bu anlamda da şanslı olduğumu ifade etmeliyim. Şube müdürlerimizden birim şeflerimize, memurlarımızdan yardımcı personele kadar oldukça kaliteli bir ekibimiz var. Görev bilinci yüksek bir ekiple çalışıyorum. Bu durumun büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Tabii bu nitelikli ekibin oluşmasında büyük katkısı olan, benden önceki İlçe Müdürümüz Mustafa Özcan’a çok teşekkür ediyorum.

 Sizin bölgenizdeki okulların LGS’de ve üniversite sınavlarında başarı hedefleri nedir?

İstatistiklere her yerden ulaşmak mümkün. Burada konuyu rakamlara boğmak istemem. Son yıllarda hem LGS hem de üniversiteye girişte Eskişehir, Türkiye ortalamasının hep üzerinde olmuştur. Bunun nedenleri üzerinde durmuştum ama burada bir kez daha değinmekte fayda var. Birinci sıraya aileyi koymak gerekiyor. Eğitime gerçekten çok önem veriyorlar, bunun için her türlü fedakarlığa hazırlar. İkinci olarak okullarımız ve öğretmenlerimiz. Nitelikli bir yönetici ve öğretmen grubumuz var. Öğrencilerimizin başarısı için ellerinden geleni yapıyorlar. Üçüncü olarak da Bakanlığımızın ortaya koyduğu vizyon.  Bu vizyonu gerçekleştirmek için de ben ve arkadaşlarım büyük bir çaba sarf ediyoruz. Eğitim ortamının daha nitelikli hale getirilmesi, sorunların süratle çözüme kavuşturulması tek mesaimiz.

Teslim aldığımız emaneti olabildiğince üst sıralara taşımak temel hedefimiz olup;  akademik başarıyla birlikte öğrencilerimizin kişisel gelişimini de destekleyecek pek çok projeyi hayata geçireceğiz.

Tepebaşı İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak, bölgenizde yapmayı hedeflediğiniz projeleriniz nelerdir?

Daha önce de dile getirdiğim gibi Eskişehir, her yönüyle çok zengin bir şehir. Bu şehrin hakkını vermek, onu layık olduğu noktaya taşımak, bu şehre hizmet eden herkesin en önemli görevidir. Anadolu’nun tam kalbinde yer alan bir şehrin, her alanda en iyi durumda olması gerekiyor. Biz de bu amaca dönük her türlü projeyi hayata geçireceğiz. Temel projemiz, aslında eğitim çalışanlarının daha fazla inisiyatif aldığı bir ortam oluşturmak. Diğerleri arkadan nasılsa gelecektir, diye düşünüyorum. Ama kişisel olarak söylemek gerekirse akademik başarı için okullarımızın tüm gereksinimleri bugüne kadar karşılandı. Biz de aynı yolda ilerlemeye devam edeceğiz. Okullarımızın fiziksel açıdan ve donanım açısından eksiklileri için de olabildiğince hızlı hareket etmeye çalışıyoruz. Akademik başarı olmazsa olmazımız. Ama unutmamak gerekir ki öğrencilerin karakter inşası da bir o kadar önemlidir. Milli, manevi, kültürel ve tarihsel mirasın aktarımında bizlere çok özel ve önemli sorumluluklar düşmektedir. Okullarımızı zorunlu olarak değil severek gidilen yerler haline dönüştürmemiz gerekiyor. Sanata, spora, sosyal sorumluk projelerine, bilimsel projelere daha da önem vermemiz gerekiyor. Temel amacımız ‘yaşayan okullar’ oluşturmak. Aslına bakarsanız sorunları ortadan kaldırmak için bunların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu sayede aidiyet duygusunu geliştirirsiniz, akran zorbalığının önüne geçebilirsiniz ve hatta devamsızlıkları bile bu sayede en aza indirebilirsiniz. Tüm bunlar doğal olarak akademik başarıyı da beraberinde getirecektir. İlk etapta yapacağımız projelerimizin ortak noktası Eskişehir’in milli, manevi, tarihi ve kültürel mirasının öğrencilerimize aktarılması olacaktır. Bunun için tüm öğretmen ve öğrencilerimizin katılım sağlayacağı şehrimizin tüm değerlerini öğrenmeye ve aidiyet oluşturmaya yönelik etkinlikler planlıyoruz. Son olarak öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimine katkı sağlayacak ekip çalışmasını ve aidiyet duygusunu geliştirecek etkinliklerin ve yarışmaların olduğu oldukça hareketli günler bizi bekliyor, diyebilirim.

Eskişehir’in ve Tepebaşı’nın eğitimde avantaj ve dezavantajları nelerdir?

Eskişehir nüfusunun büyük çoğunluğu merkez ilçelerde yaşıyor. Halk, eğitim olanaklarına resmi ve özel okullar dahil çok kolay bir şekilde ulaşabilmektedir. Ayrıca ailelerin de oldukça bilinçli olduğunu düşünüyorum. Eğitimli nüfus açısından ülkemizin en iyi üç ilinden birisi olması tesadüf değildir. Eğitim her zaman Eskişehir’de aileler için birinci sırada olmuştur. Ayrıca kendi kendine yetebilen bir şehir olması, gelişmiş bir sanayisi, 3 üniversitesi, yaklaşık 2,5 milyon öğrencili Açık Öğretim Fakültesiyle tam bir eğitim şehridir. Bunlar eğitim için uygun ortam anlamına geliyor ancak; devamlı göç alması, merkez nüfusunun kalabalık olması, ulaşım ve benzeri zorlukları da beraberinde getiriyor. Belli bölgelere aşırı yüklenme, sınıf mevcutlarını artıyor, bu da eğitimin niteliğine zarar veriyor. Bakanlığımız şehir merkezlerinde artan bu nüfus yoğunluğunun ihtiyaçları için ciddi çaba sarf etmekte, derslik ve okul sayılarını artırmak için çalışmalara devam etmektedir. Bizler de düzenli olarak Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz aracığıyla bakanlığımıza gönderdiğimiz raporlarla ilçemizin ihtiyaçlarını bildiriyoruz. Her geçen gün daha iyiye gittiğimizi görmekten ayrıca mutluluk duyuyorum. Çünkü dile getirdiğimiz sorunlarla ilgili ivedi çözümlerle bize dönüş yapılıyor.

Tepebaşı İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak okul yöneticileri, öğretmenler ve diğer çalışanlardan beklentiniz neler? Onlara hangi mesajı vermek istiyorsunuz? 

Eğitim camiamızın büyük bir özveriyle çalıştığının bizzat şahidiyim. Ancak o kadar hızlı değişen bir çağda yaşıyoruz ki takip etmek neredeyse imkânsız hale geldi. Çocuklar ve gençlerimiz, bu değişim fırtınasının tam ortasında doğdukları için bizden daha iyi takip ediyorlar. Hem yönetici hem de öğretmenlerimizin sürekli kendilerini güncel tutmalarının bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde onlarla kurulacak iletişimde ciddi sorunlar yaşayabiliriz.

Okullarımızda öğretmenlerimizin birbirleriyle ve okul yönetimiyle uyum içinde çalışması, eğitim ortamımızın kalitesini de artıracaktır. Bu, zincirleme olarak öğrenciye ve ardından aileye kadar ulaşacak bir süreçtir. Bu ortamın bozulması öğrencilerimizin sağlıklı eğitim almalarına engel olacağı için yöneticilerimizin ve öğretmenlerimizin buna çok dikkat etmeleri gerekiyor.  Öğretmenlerimizin, bu teknoloji çağında çocuklarımıza daha çok sahip çıkmaları en büyük arzumuzdur. Teknoloji bağımlılığının insanı yalnızlaştıran bir yanı vardır. Aşırı bireysel, toplumsal duyarlılığı en aza indirilmiş bir neslin, sağlıklı bir gelecek inşası mümkün değildir. O nedenle öğrencilerimizin sağlıklı sosyalleşmelerine çok önem veriyoruz. Onların dünyalarına müzik, edebiyat, resim, spor, sosyal sorumluluk projeleri, bilimsel ve güncel projeler gibi pek çok etkinliği sokabilmemiz gerekiyor. Sağlıklı bireyler olarak yetişmelerinde, bu saydıklarımın, onlara çok büyük katkısı olacaktır. Okul ziyaretlerinde birçok öğretmen ve yöneticimizin bu yöndeki çalışmalarını görmekten büyük mutluluk duydum. Bu ve benzeri sosyal etkinliklerin artarak devam etmesi en büyük dileğimiz. İletişim çağındayız malum. Yönetici ve öğretmenlerimizin doğru iletişimle her şeyin üstesinden kolayca gelebileceğini düşünüyorum. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü olarak her düşünceye değer veriyoruz. Yapıcı her eleştiriye de sonuna kadar açığız. Doğrudan veya dolaylı mutlaka bize ulaşmalarını, eğitim ortamına katkı sağlayacak her fikri bizimle paylaşmalarını istiyoruz. 

Sizce ideal öğrenci nasıl olmalıdır, Öğrencilere önerileriniz nelerdir?

Aslında kendi çocuğumuzun nasıl bir öğrenci olmasını istiyorsak okuldaki öğrenciden de onu istiyoruz. Bunu da kendi değer yargılarımız ve içinde yaşadığımız toplumun milli, manevi ve kültürel değerleri şekillendiriyor. Haliyle her ülkeye, her kişiye göre farklı ideal öğrenci tanımları ortaya çıkabiliyor. Bu yüzden sadece bana özel, benim değer yargılarım doğrultusunda ideal öğrenci tanımı yapabilirim. Bana göre ideal öğrenci kişilik özellikleri yönüyle milli ve manevi tüm değerlere gönülden bağlı ve bunu davranış haline getirmiş, yüksek karakter sahibi, ahlaki değerlere dikkat eden, kendine güvenen ve kendisine güvenilen, dürüst, samimi, saygılı, çalışkan, ders başarısı yüksek, sorumluluk sahibi, öğrenmeye açık, düşünen, anlayan, sorgulayan, bilgiyi kullanan ve sorun çözebilen, zamanı iyi yöneten, yazma becerileri yüksek, teknolojiyi iyi kullanabilen, kendi kendine öğrenebilen ve bilgiyi edinme yollarını bilen, bilgiyi kullanabilen ve bilgiden yeni bilgiler üretebilen kişidir.

Öğrencilerimiz akademik olarak elbette gelişeceklerdir. Onun için tüm imkânları kullanacak ve çaba sarf edeceklerdir. Fakat bununla birlikte okullarında veya çevrelerinde yapılan sosyal faaliyetlerde, etkinliklerde ve projelerde yer almaları önemlidir. Sosyal ve duygusal olarak gelişimleri için bu çok önemlidir. Bu yönüyle güçlü kişilerin sosyal ortamlarda, iş yerinde, aile içinde daha iyi ilişkiler kurduğu, problemleri daha kolay çözdükleri ve daha başarılı oldukları bir gerçektir. 

Velilere ve öğrencilere son bir mesajınız var mı?

Okullar, çok küçük yaşlardan itibaren çocukların teslim edildiği kurumlardır. On sekiz yaşında genç bir birey olarak onları tekrar ailesine ve topluma teslim ederiz. Bu, uzun ve yorucu bir süreçtir. Her şeyden önce eğitim camiamıza çok güvenmelerini istiyoruz. Her çocuk, ailesi için biriciktir. Tüm içtenliğimle ifade etmek isterim ki her öğrenci, bizim de çocuğumuzdur. Çocuklarımızın eğitimi ve gelişimi için aileyle tam bir iş birliği içinde olmamız gerekiyor. Bu işbirliği, tam ve sağlıklı olarak yürümezse olumlu bir sonuç elde etmemiz çok zor olacaktır. Öğrencinin akademik, sosyal, kültürel ve duygusal olarak gelişimini sağlamak temel görevimiz; bu hususlarda hem öğrencilerimizin hem de velilerimizin bize yardımcı olmalarını istiyoruz. Öğretmenlerimize ve okulumuza güvenelim, onların sınıftaki otoritesini sarsacak tutum ve davranışlardan uzak duralım. Sürekli olarak doğru iletişim kanallarını kullanalım. Sonuçta aynı amaç için yani çocuklarımızın iyi bir eğitim almalarını; vatana, millete hayırlı evlatlar olmaları için çalışıyoruz. Çocuklarımızı takip edeceğiz derken eğitim öğretime müdahale ederek işleri olduğundan daha zor hale getirmeyelim. Doktora gidildiğinde tedavinin nasıl olması gerektiğini söylemeyip doktorumuza güvendiğimiz gibi okulumuza ve öğretmenlerimize de güvenelim. Elbette sorunlar olacaktır ancak bunları doğru iletişim diliyle çözmenin yollarını arayalım.

Öğrencilerimiz bizim kıymetlimiz, onları çok seviyoruz. Okullarımız onları hayata hazırlayan ikinci evleri. Evlerine gösterdikleri özeni okula da göstermeleri gerekiyor. Anne baba nasıl ilk rehberse öğretmenleri de çocuklarımızın hayat yolundaki rehberleridir. Onlara saygıyla yaklaşmanın kutsal bir görev olduğunu hiç unutmasınlar. Eğitim camiası olarak varlık nedenimiz güzel bir gelecek inşa etmektir. Cehalet en büyük felakettir. Bilgili, ahlaklı gençler yetiştirmek istiyoruz. Bu kadim toprakların değerleriyle barışık, aydınlık yarınlara gözlerini dikmiş, büyük Türkiye hayali gören ve bu uğurda her türlü fedakârlığa hazır gençler istiyoruz. Öğrencilerimizin, birlikte yürümekten büyük mutluluk duyduğumuz bu kutsal yolculukta bize güvenmelerini ve yardımcı olmalarını istiyoruz.

Bu röportaj vesilesi ile Tepebaşı’nda yürütülen eğitim faaliyetlerimizi, çalışmalarımızı ve projelerimizi anlatma imkânı verdiğiniz için size ve HABERES ailesine çok teşekkür ediyorum. Saygılarımla…