Deccal’in Postalı ve Küresel Tufan Kitaplarının Yazarı, Plandemi Büyük Buluşma Platformu Kurucusu Ali Osman Önder Haberes Dergisi'nin 76'ncı sayısına konuk oldu. Genel Yayın Yönetmenimiz Ayhan Aydıner’e, iklim yasası, yeni dünya düzeni, yapay depremler konusunda çarpıcı açıklamalar yapan Önder; “NATO, NATO olalı böyle ilgi görmemiştir. Trump tuvaletini bile getirtti. Neden? DNA bırakmamak için. Ankaralılara günlerce üst düzey gayri resmi yasaklar, karantinalar uygulandı” dedi.
Yeni Dünya Düzeni kavramı şu an ne aşamada? Türkiye’yi ve Dünya’yı neler bekliyor?
Yeni Dünya Düzeni eski düzeni yıkarak, yok ederek devam ediyor. Yeni Dünya Düzeni 2015 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kararlaştırılarak, Paris’te COP21 konferansında taahhüt altına alınan ve Gündem 2030 temasıyla 17 maddeden oluşuyor. Dünya Ekonomik Forumu Kurucu Başkanı Klaus Schwab ve Galler Prensi 3. Kral Charles birlikte Büyük Sıfırlama’yı Covid süreciyle birlikte resmen ilan etti. Great Reset düğmesine basıldı. Büyük Sıfırlama Projesi’nin amacı, Birleşmiş Milletler’in 17 Sürdürülebilir Kalkınma Eylem Planı olarak 192 ülkeye imzalattığı Ajanda 2030 takvimidir. Yaşantımız şu an cafcaflı maddelere göre şekilleniyor. Her bir maddenin manası sahte cennet vaat ediyor Gerçekte öyle mi? Elbette değil. Her maddeyi ayrı ayrı bilinmeyen manalarını kitaplarımda belgeleriyle somutlaştırdım, yer verdim. Covid süreciyle kitlesel bir yıkım gerçekleşti. Bu yıkım psikolojik, ekonomik, ruhsal, bedensel, düşünce yeteneklerini de yok ederek gerçekleşmiştir. Son yıllarda “yok oluş” hızla arttı ve bu yok oluş hayvanları, ormanları, tarihi, kültürü de yok olmaya sürükledi. Çünkü; Yeni dünya düzeni, ormansız, hayvansız, mülksüz, nakitsiz, cinsiyetsiz, devletsiz, vatansız, topraksız, kitapsız, gıdasız bir süreçle çöküşün eşiğine getirmiştir. Bugün birçok yerde görüyoruz ki, tarlalar, evler, bahçeler, hayvanlar büyük bir tehlike ve tehdit unsuru olarak görülmektedir. Kimi yakılıyor, kimi yıkılıyor, kimi de mülksüzleştirme operasyonu ve “karbon ayak izi bıraktı” masallarıyla etrafımızdan bir bir yok ediliyor. İklim Kanunu geçtiğimiz 2025 yılında Temmuz ayının ilk haftasında yasalaştı. Ağustos 2026’ya giriş yapacağız, o tarihten bugüne dek, hatta meclise getirildiği günden bugüne kadar 1 yılda toplamda yaklaşık 10.000 futbol sahası büyüklüğünde Ormanlık alan kül oldu, onbinlerce hayvan yok edildi, binlerce insan yerinden yurdundan, ata toprağından göçe zorlandı, tahliye edildi. Köyleri, ormanları yanan, binbir emekle ektiği, diktiği, ürettiği ekili arazileri tutuşan, hayvanlarını kurtaramayan yüzlerce kişinin hobi bahçesi, bostanı yıkıldı, binlerce dönüm buğdaylık alanlar, tarlalar, ekili alanlar yandı, yüzlerce sulak mera alanları küresel şirketlerin “Maden izni” adı altında yok edilmesine onay verildi. Arıcılık faaliyetleri yapanların kovanları yakıldı, yanmayanların ise koydukları kovan başına ücret alınması kanuna uyduruldu, kedilerin, köpeklerin yok edildiği, yabani hayvanların ise istila ettiği, ineklerden otlatma parasının istendiği bir dünyanın adı; “Yeni dünya düzeni” değil aksine “Zulmün tavan yaptığı dünya düzenidir.” İkinci Nuh Tufanı desek daha doğru olacaktır.
NATO Zirvesinde neler yaşandı, alınan kararlar ne anlama geliyor?
Biliyorsunuz ki 07- 08 Temmuz 2026 tarihlerinde 36. NATO zirvesi yapıldı Ankara’da. Bu zirve yapılırken Trump İran’a saldırı talimatı verdi. Bu zirveye katılan çoğu lider dünyada yapılan gizli toplantılarda alınan kararları uygulamaktadır. Birçoğunun adı öyle ya da böyle Silikon Vadisi’nin milyarderlerinin içinde yer aldığı Epstein dosyalarında geçmektedir. Bilderberg toplantılarına bakın, Dünya Sağlık (Sapkın) Örgütü toplantılarına bakın, Dialog toplantılarına, Birleşmiş Milletler’in toplantılarına bakın. Pagan tarikatlarının ritüel ve ayinlerine bakın çok net bir şekilde görülecektir ki dünyayı pedofili sapıklar yönetiyor. NATO’nun Ankara zirvesi hiç tartışılmadı. Günlerce Olağanüstü hâl uygulandı. Garip gurabanın, yoksul mahallelerin evleri NATO işgal kuvvetleri görmesin diye kapatıldı. Gelişi ayrı masraf, gidişi ayrı bir masraf oldu. NATO, NATO olalı böyle ilgi görmemiştir. Trump tuvaletini bile getirtti. Neden? DNA bırakmamak için. Ankaralılara günlerce üst düzey gayri resmi yasaklar, karantinalar uygulandı. Bana göre; NATO, işgal kuvvetleridir, Barış Kuvvetleri değildir. Günümüzün Haçlı Ordusudur NATO. “Haçlı seferlerini kaldırdık” diyen Milli Eğitim Bakanımız Bizans adının “Doğu Roma” olarak değiştirileceğini ifade etmesi bir soru işareti değil midir? Doğu Roma İmparatorluğunu İstanbul’da sonlandıran Fatih Sultan Mehmed Han’dır. Bu gelişmeler Fatih’in emanetine saplanmış bir hançer ve ihanettir. Yeni Dünya düzeni tek bir parçadan oluşmuyor. Tek çatı altında, Tek dünya devletine giden yolda yüzlerce planları olan ajenda ve takvimden oluşuyor. Bu amaçlardan biri de Küresel Finans Merkezi’de yapılan İstanbul’u yeni dünya düzeninin ana merkezi karargâhı, başkenti yapmaktır. Great Resetçilerin İstanbul’u “yeni Roma” olarak diriltme çabaları…” Fener Rum Patriği 1. Bartholomeos’un isminin yanındaki unvan neden “Yeni Roma patriği” olarak güncellendi? Ya da Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılacağına ilişkin açıklamalar. Ha haçlı işgalleri, ha da ruhban okulunun açılması. İstanbul’u yeni roma olarak gördükleri için büyük bir operasyon çekiliyor ve yeni dünya düzeni rotasında ilerleyen bir dönemin içindeyiz.
Dünya Sağlık Örgütü ile imzalanan İstanbul Bildirgesi neyi amaçlıyor?
NATO Zirvesi Ankara ‘da henüz gerçekleşmeden birkaç gün önce Sağlık Bakanlığı Dünya Sağlık Örgütü işbirliğinde gerçekleşen İstanbul Zirvesi yapıldı. Bu zirve Depremlerde sağlığın güçlendirilmesi ve erken müdahalenin yapılması adı altında gerçekleşti. Bu zirvede karşılıklı olarak İstanbul Bildirgesi imzalandı. Tüm bu gelişmeler Türkiye’de mevcut iktidar ve muhalefet devrinin kapanacağının bir işaretidir. Yani, seçimsiz bir model. Dijital gözetimin yaygınlaşması için Aselsan’a yüz tanıma sistemleri ile ilgili yeni görevler verildi. Ayrıca NATO ile birlikte hareket eden Palantir yazılım firmasını gözde kaçırmamak gerekiyor. Bu firmanın CEO’su Peter Thiel, kurmuş olduğu gizli tarikatın üyeleriyle birlikte insanların yüz analizleriyle Yapay zeka ile yeni yasaklar ve baskıların yönetimin tamamen kendilerinin elinde olacağı tanrısal iddialarına yönelik ritüel çalışmaları ve insanlığın, doğanın, tüm mahlukatın aleyhine çalışmalar yürütmektedir. Hatta ülke ülke gezerek DECCAL konulu konferanslar vermektedirler. Bu konferansların içeriğine baktığımızda DECCAL’in Tek Dünya Devleti’nin başında olacağını ifade etmektedir. Bu tarikatın adı ise DİALOG… Bağlantılar o kadar derin ki, Türkiye’de bu tarikatın üyesi ultra zengin siyasiler, iş adamları, şirketler ve yöneticiler bulunduğuna ilişkin listeler ortaya dökülüyor. Bu tarikatın Epstein belgelerinden sızan bilgiye göre 222 üyesinin yer aldığı ifade edilmektedir. Bizim açımızdan yaşanacak olumsuzluklardan biri de İstanbul’un aslına yani eski ismine dönüştürülüp 2. Roma ya da yeni Roma adıyla merkez veya başkent yapıp ülkeden ayrı bir statü ile NATO’nun karargahı yapmak istemeleridir. Küresel elitlerin yeni dünya düzeni rahatlık değil aksine şu an yaşadıklarımızın daha beter bir distopyasıdır. Totaliter, otokrat bir rejim ile dijital aygıtlara dönüştürülmek istenmemizdir.
Yeni Dünya Düzeninin salgın hastalıklarla start aldığını söylüyorsunuz. Bu konuyu biraz açar mısınız?
“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” garantisini 2020’de Covid operasyonuyla verdiler. Birleşmiş Milletler’in 2015 yılında Paris İklim Anlaşması kapsamında 2030’a kadar gerçekleşmesini istediği ‘Küresel Amaçlar’ın 17 maddesinin iyi niyetli ve iyimser olmayacağını okuduğumuz belge, bilgi ve toplumsal sloganlardan da anlıyoruz. Bilim Kurulu adı altında covid sürecinde faaliyet sürdüren algı mekanizması insanları hastalıktan korumak maksadıyla değil, sahte salgının korkusunu pompalayarak Yeni Dünya Düzeni’nin sancılı geçişini üstlenerek toplum üzerinde korku ve algı yürütüyorlardı. Bu isimlerin çoğu şu an aşı konusunda zaman zaman çelişkili ifadelerde bulunsa da yersiz. Bazılarının ise aşı ve ilaç lobileri ile bağlantıları olduğu ortaya çıkmıştı. Doktor olmayan isimleri dahi aşı güzellemesi yapıyor diye, salgına riayet ediyorlar diye övüyorlardı. Karşılıklı paslaşarak halkı iflas ettirdiler. İnsanların fiziksel, zihinsel, ruhsal tüm yaşamlarını sıfırladılar. Parklara bile çocuklar girmesin diye yasaklı şeritler çektiren zihniyetin asıl amacı sahte depremlerle, yapay sellerle, yapay et projelerine geçiş sağlayarak yeni model dünyayı kuruyorlar. Covid süreci, iklim yasakları için start aldı.
Dünyanın ve ülkemizin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Dijital tiranlık, kölelik ve sonu olarak egemenliğin yapay zekâ firmalarına, ulus şirketlere devredilmesinin önü açılıyor. Toplum, suni gündemlerle uyutularak yeni bir düzen ve sistem kuruluyor. Bu sistem her şehirde meydanlara, yüz hizasına gelecek şekilde mantar gibi yerleştirilen yapay zekâ’ya bağlı yüz tanıma sistemleriyle totaliter bir dijital gözetimle hareketlerimiz, davranışlarımız küresel politikalara uyumsuz ise karbon kotaları, cezaları, karantinaları, seyahat kısıtlamalarını, gıda ve enerji kısıtlamalarını beraberinde getirecektir. 28 Şubat 2026 tarihinden bugüne kadar İran cephesine saldırılmasının amacı da yeni dünya düzenine giden yol ve yöntemlerden biridir. Zira enerjinin can damlarından biri Hürmüz Boğazı’ndan dünyaya servis edilmektedir. Petrol sevkiyatlarının zarar görmesi, Paris iklim anlaşmasına imza atanların istediği bir ortamdır. Bu anlaşmanın ana kriteri fosil yakıtlardan çıkmak ve sonlandırmaktı. İran’a saldırı sadece petrol değil, petrokimya ürünlerinde de aksamalara hatta ulaşılamama, erişememe zorluklarını beraberinde getirecek. Fiyatları iğneden ipliğe, tepeden tırnağa çok daha yüksek artışlara sebep olacaktır. Gübrenin büyük bölümü Hürmüz’den geliyor. İnşaat, tekstil, tarım hepsi birbirine bağlı.. Bu akışın kesilmesi petrol yasaklarını, enerji kısıtlamalarını ve yapay gıdaların üretilmesinin de önünü açacaktır. Fiziki, doğal ve doğa olan her bir somut varlıklar etrafımızdan kasıtlı ve planlı bir şekilde yok edilmektedir.
Türkiye olan depremlerin yapay olduğunu savunuyorsunuz. Bu konuyla ilgili görüşleriniz neler?
Depremden ziyade deprem propagandalarıyla yatıp kalkıyoruz. Deprem olsa da olmasa da birkaç isim var bunlardan ekranlardan inmiyorlar. Biri diğerini yalanlıyor. Netice de yapay deprem çalışmaları gizlenemeyen gerçeklerden biri. Bu hususta bilimsel çalışmalar ve yaşadığımızın depremlerin öncesinde meydana gelen hadiselerde depremlerin kasıtlı olarak faylar tetiklenerek gerçekleştirildiği açık bir şekilde ortadadır. Devletin resmi kurumlardan TÜBİTAK’ın bu hususta beyanları vardır. Yapay depremlerin petrol kuyularına simsim bomba konulması, petrol kuyularında hidrolik çatlatma yöntemleriyle yapay deprem yapılabildiğine ilişkin Dr. Mahir Ocak ismiyle yayımlanan makalesi mevcuttur. Uzay ajansı Başkanı’nın söylemler mevcuttur. HAARP sisteminin de bu yöntemlerde kullanıldığı bilinmektedir. Olayların öncesini ve sonrasını iyi gözlemek gerekiyor. Hatay ve Maraş Depremi ile Venezuela depremi arasındaki benzerliğe bakmak gerekiyor. Kaçırılan çocuklara uygulanan yönteme bakmak gerekiyor, Petrol kuyularına yakın veya çevresinde olup olmadığına bakmak gerekiyor. Deprem öncesi yansıyan ışıklara, tatbikatlara ve küresel örgütlerin hareketliliğine bakmak gerekiyor. Dünyada bu işlerle ilgilen kurumlardan biri de DARPA’ DIR. Bu kurum dünyada sayılı kurumlardan biridir. Alaska Üniversitesi ile Darpa Haarp sistemini yürütmektedir. Roma Kulübü’nün kayıtlarına göre 4 milyon nüfusun dünyadan yok edilmesini istendiğine dair beyanatlar arşivlerde yer alıyor. Tüm bu parçaları ve yaşadıklarımızı birleştirdiğimizde ortaya iyilik isteyen, iyilik sever yapılar gözükmüyor. Öyle olsa katliamlar, savaşlar devam etmezdi. Çizgi çizgi, tepeden ve ortadan yanmaya başlayan ormanları lazerli sistemlerle kasıtlı yakarak hem ormansızi, dünya hem de içindeki canların da telef olup yanmasıyla hayvansız bir dünya sistemi var ediliyor. Tabii bu şeytanca planların hedefi, olumlu frekans sistemlerini yok etmek ve şeytani düzeni tesis edip deccal yönetimini (Tek gözetim) tansıral kafayla fıtratı bozmak.
Gerçekte amaçlanan nedir o halde?
Özetle; İnsanların evlerine, mülklerine arazilerine el koymak. Bunun yanı sıra; Akıllı binalar, dijital binalar, dijital kimliklere bağlı, karbon pasaportları, gıda karnesi, dijital para, yüz tanıma sistemleriyle yapay zeka’ya bağlı tek gözetim devleti!.. Yani Deccaliyet devri…
Covid propaganda görevini kim verdiyse deprem propaganda görevini de aynı eller verdi. Bu kadar basit. İlerleyen sayfalarda da göreceksiniz. Akıllı Şehirler’e geçmek için ya yapay depremler, ya da deprem korkusu verilerek rezerv yapıların ve kentsel dönüşüm adı altında mülksüzleştirme operasyonları yapılıyor. Onun da amacı akıllı şehirler projesini hayata geçirmek. Mevcut binaların “Karbon emisyonları üretiyor” algısını yerleştirerek Smart City planlarını hızlandırarak insanların evlerine mülklerine arazilerine el koymak. “Demir karbon üretiyor” deyip binaları karbonsuz inşa edecekler adı da dijital binalar. Akıllı binalar dedikleri sensörler. Demir Çelik sanayisini de karbon masallarıyla ortadan kaldıracaklar. Mesele sadece petrol, fosil yakıt, doğalgaz değil. Tahliye planları kapsamında değerlendirebiliriz. BM’nin 17 Maddesinin tümü 2030 kadar dünya sıfırlanmış teslim edilsin isteniyor. O tarihe geldiğimizde “İnsanlık da tarihe karışmalı” diyorlar…
Pandemi döneminde Covid aşılara da tepki göstermiştiniz. Son yıllarda kalp krizi ölümlerinin artmasında bu aşıların etkisinin olduğunu düşünüyor musunuz?
“Düşünmek” ne kelime. Tam olarak aslında bu. Bakın etrafınıza, genç yaşta veya hiçbir sağlık sorunu olmayan birçok insan sessiz, sakin ani kalp krizleri vakalarıyla aramızdan ayrılıyor. Aşıların reklamımda oynayan oyuncu ve sanatçılardan bile ani kalp kalp kriziyle gündem olanlar var. İnsanları oyuna getirdiler. Yalnızca kalp krizi değil, Kanser, inme, pıhtı, felç, egzama, halsizlik, üreme sorunu, kadınsal ve erkeksel rahatsızlıklar… Kimse aşılar öncesi gibi değil.. Aşı adı altında verilen zehirli sıvılara çözümü kitaplarımda, videolarımda, konferanslarımda anlatım, anlatıyorum..
Dünya nüfusunu azaltmak isteyenler kimler?
Dünyayı yönettiğini düşünen, paranın başındaki şeytani örgütlerine sıkı sıkıya bağlı kurum ve kişiler. Epstein çetesi, Roma Kulübü, Bilderbergciler vesaire..
Pandemi, İklim Kanunu, Yapay Depremler. Önümüzdeki süreçte Türkiye’de bunlara benzer yeni tehditler olacak mı?
Yeni pandemi anlaşması için Dünya Sağlık Örgütü ortam kolluyor. Pandemi demiyoruz plandemi. Bu plan devam ediyor. Hantavirüs’ü ortaya attılar, dünya insanları bunu yemedi, kurgu olduğu ortaya çıktı hemen arkasından yıllar yıllar önce piyasaya sürdükleri Ebola Virüs adı altında korku kampanyaları yürürlüğe konuldu. Netice olarak her ikisi de gündemden düştü. Hatta Dünya Sağlık Hantavirüs’ün sona erdiğini ilan etti. Düşünün yani kendileri çalıyor, kendileri oynuyor. Ölümcül bir virüs yok. İspat edilmişi hiç yok. Bunların tamamı topluma yeni düzen şekillendirme itaat sistemidir. Hantavirüs, oldu çantavirüs Türkiye’ye ve dünyayı bekleyen yeni tehlikeler elbette var. Dünya’yı 2030’a hazırlıyorlar. Bu takvime göre de her şeyimizi şeytanca yok ediyorlar. Net sıfır emisyon tanımı budur. Her şeyi yok et.. Karbon bırakma… Karbon ben, sen, sahip olduklarımız. Çocukların bile ailelerden koparılmak istendiği, çip dayatmalarının gündeme geleceği, yüz tanıma sistemleriyle insanca yaşamanın mümkün olmayacağı, yapay zekânın istediği bir format türü. Tehlike bu. İklim Kanunu bu ülkenin başına geçirilmiş ikinci çuval vakasıdır. Bu kez her şeyimize kast eden, ormanlara, canlılara, hayvanlara, gıdamıza, mülklerimize, her bir adımımıza… Bize düşen, mücadele etmek, dik durmak, sorgulamak, farkındalıkları arttırmak, insanları bilinçlendirmeye devam etmek, bireysel ve toplumsal tedbirlerimizi almaya gayret göstermek. Gerisi tevekkül. Biz bu oyunlara düşmeyelim.
Haberes okurlarına son mesajınız var mı?
Okuyucularımıza çok teşekkür ediyorum. Ekranlarda bulamadıkları kıymetli bilgiler Haberes vasıtasıyla kendilerine iletiliyor. Çok şanslılar. İyi ki varsınız. Bu karanlıktan, bu kaostan hep birlikte insanlık adına çıkabilmek ümidiyle..
Saygılarımla…