"Echoes Of Anatolıa” Resitali 12 Mayıs’ta Sanatseverlerle Buluşuyor
"Echoes Of Anatolıa” Resitali 12 Mayıs’ta Sanatseverlerle Buluşuyor
İçeriği Görüntüle

Altay ailesi, geçmişin birikimi ile bugünün estetik anlayışı arasında güçlü bir bağ kurarak unutulmuş bir geleneği modern dünyanın vitrinine yeniden taşıyor.

Sabırla ilmeklenen bir miras: 1600 yıllık formül

Kökleri Frigler dönemine kadar uzanan Sivrihisar Cebesi yaklaşık 1600 yıllık bir zanaat geleneğini bugüne taşıyor. Frig mezarlarından çıkarılan numuneler bu mesleğin tarihsel sürekliliğini ortaya koyarken, zamanla Sivrihisar’da yaşayan Ermeni ustaların elinde gelişerek bölgenin önemli geçim kaynaklarından biri haline geliyor. Bu zanaat yalnızca bir üretim biçimi değil toplumsal hayatın da önemli bir parçasına dönüşüyor. Geçmişte çift olarak satılan Cebeler artan maliyetler nedeniyle bugün çoğunlukla tekli üretiliyor. Üretim koşulları zorlaşsa da bu kadim zanaat Sivrihisar’ın kültürel kimliğinin korunmasında önemli bir yer tutmayı sürdürüyor.

Zırhtan zarif yeniliğe

Eski dilde “zırh” anlamına gelen Sivrihisar Cebesi, kökenini Orta Çağ’da savaşçıların korunmak için kullandığı metal örgü sisteminden alıyor. Bu teknik zamanla inceltilerek takıya uyarlanıyor ve bugün daha zarif bir formda varlığını sürdürüyor. Yapım süreci saç teli inceliğindeki gümüş tellerin tamamen el işçiliğiyle birbirine kenetlenmesine dayanıyor. Sabır ve titizlik gerektiren bu süreç sonunda ortaya çıkan doku, zırh kadar dayanıklı ve bir mücevher kadar zarif bir yapı kazanıyor.

Hırsın zaferi

Zanaatin son ustalarının el işçiliğiyle ördükleri cebeler, günümüzün tercih edilen ziynet eşyası olmaya devam ediyor. Devlet Sanatçısı Cebe Ustası 1959 doğumlu Metin Altay, yarım asra yaklaşan tecrübesini bugün Eskişehir’in Odunpazarı ilçesinde Taşbaşı Çarşısı’nda yer alan atölyesinde sürdürüyor. Kapalıçarşı’nın kuyumculuk disipliniyle yetişen ve İran’da farklı işleme teknikleri üzerine çalışan Altay, bu birikimle memleketine döndüğünde Sivrihisar Cebesini modernize etmeyi hedefliyor. Ancak bu süreçte karşısına çıkan en büyük engel teknik bilgi eksikliğinden çok bu kadim bilginin paylaşılmaması oluyor. Altay kendisine yol gösterecek kimseyi bulamıyor; kapısını çaldığı bir ustanın öğretmesi karşılığında 20 kilo altın istemesi ise onun için bir kırılma noktası haline geliyor.

Bu noktadan sonra eline geçen bir Cebe numunesini inceleyen Altay, parçaları söküp yeniden bir araya getirerek tekniği çözmeye çalışıyor. Adeta bir mühendis gibi ilerlediği bu süreçte kendi formülünü ve üretim yöntemini sıfırdan kuruyor. Bugün ailesiyle birlikte sürdürdüğü üretim, o dönemde gösterdiği hırsın ve yapılamaz denileni başarma iradesinin bir sonucu olarak devam ediyor.

Metin Altay’ın bu yaklaşımı oğlu Hüseyin Altay’da da karşılık buluyor. Daha önce farklı atölyelerde de çalışan Hüseyin Altay’da bu süreç, kimsenin yapmadığı bir işi başarma tutkusuna dönüşüyor ve bunu şu sözlerle anlatıyor: “Biz para kazanmak için değil, kimsenin yapamadığı bir işi yapabildiğimizi kanıtlamak için bu yola girdik. On yıl boyunca sabırla aynı ürünü titizlikle tekrar ederek o kaliteyi yakalamayı hedefledik. Hedefe odaklandığında olumsuz sözler birer basamağa dönüşüyor. Sonuçta mesleği kazandık. Biz para kazanmak için bir şey yapmadık ama ortaya öyle bir değer çıktı ki zamanla karşılığını buldu. Bu başarı, kimsenin cesaret edemediği bir işi yıllarca emek vererek sonuçlandırma hırsının bir sonucudur.”

Bu yaklaşım, Altay ailesinin yalnızca bir zanaatı değil, Sivrihisar’ın unutulmaya yüz tutmuş bir geleneğini de yeniden görünür hale getirmesini sağlıyor.

“Sabrı olmayan insan bu işi başaramaz”

Sivrihisar Cebesinin üretim aşamalarına dair bilgi veren Cebe Ustası Metin Altay, bu zanaatın en temel şartının sabır olduğunu vurguluyor ve üretimdeki titizliği, “Cebenin A’dan Z’ye her aşaması zordur. Bitimine kadar 25-26 farklı işlemden geçer. Her biri ayrı emek, ayrı dikkat ister. Tamamen sabır gerektirir. Sabırlı olmayan birinin bu işi öğrenmesi mümkün değil.” sözleriyle anlatıyor.

Cebenin üretim sürecini ve ortaya çıkan her parçanın taşıdığı değeri anlatırken, yaptığı işi yalnızca bir zanaat olarak görmediğini de dile getiren Metin Altay, “Ürettiğiniz her şeyin bir hikâyesi vardır; hikâyesi olmayan bir şey üretilmez. Bu bir çocuk gibidir, her gün yeni bir çocuğunuz olur gibi.” diyerek bu bağı ifade ediyor.

"Babanı geçemiyorsan meslek yerinde sayıyor demektir"

Sivrihisar Cebesi, Metin Altay’ın yenilikçi yaklaşımıyla geleneksel takı formunun dışına çıkarak daha modern bir kimlik kazanıyor. Başlangıçta yalnızca bileklik olarak örülen bu zanaat, zamanla gerdanlık, küpe ve yüzüğün yanı sıra kravat ve saat kordonu gibi farklı formlara da uyarlanıyor. Metin Altay’ın “kravat yapılmaz” denileni hayata geçirmesi, bu dönüşümün önemli adımlarından biri oluyor. Oğlu Hüseyin Altay ise bu yaklaşımı mesleğin gelişimi açısından bir sorumluluk olarak görüyor: “Kravat babamın kendi hayaliydi, uğraştı ve yaptı. Babam kravat yapabiliyorsa, ben de gömlek yapabilirim. Çünkü önemli olan babanı yakalamak değil onu geçmektir. Eğer babanızdan daha iyisini yapamıyorsanız meslek yerinde sayıyor ya da geriye gidiyor demektir. Yarın benim çocuğum da beni geçmeli ki mesleğin geliştiği görülsün. Bizim amacımız, ‘20 yıl önce böyleydi, şimdi çok daha ileri bir noktada’ dedirtebilmektir.” Bu anlayış, Sivrihisar Cebesinin yalnızca bir müze objesi olarak kalmamasını, yaşayan ve sürekli dönüşen bir zanaat olarak varlığını sürdürmesini sağlıyor.

“Gelecek kuşaklara bir masa hazırladık”

Cebe Ustası Metin Altay, mesleği sürdürecek yeni kuşakları yetiştirmeye başladığını belirtiyor ve bu ince işçilikte özellikle kadın emeğinin önemine dikkat çekiyor. Kendi ailesinden başlayarak oğluna, kızına ve gelinine mesleği öğretmeye başladığını anlatan Altay, “Tabii ki yetiştirmeye başladım. Özellikle kendi oğlum, kızım ve gelinime öğretmeye başladım. Şu anda onlar bu mesleği yürütüyorlar. Bu ince iş olduğu için özellikle kadınların.” sözleriyle süreci aktarıyor.

Atölyede kızı Nurbanu Oruç ile gelini Ceyda Altay’ın “kalem atma” aşamasını üstlenmesiyle aile içinde devam eden bu zanaat, Hüseyin Altay’ın çocuklar için hazırladığı altyapıyla geleceğe taşınıyor. Yeğenler ve yakın çevreden çocuklar için atölyede özel bir alan oluşturduklarını anlatan Hüseyin Altay, “Bizim şu anda yeğenlerimiz var, kuzenlerimiz var, çok güvendiğimiz insanlar var. Onlara bir gelecek hazırladık. Kendi atölyemde onlar için ayrı bir masa yaptım. Dedim ki; ‘Bunlar onun.’ Boncuk dizebilen boncukla başlasın, teli bükebilen teli büksün. Yaz tatillerinde gelsinler; sokakta oynasınlar ama gelip burada da çalışsınlar, o mesleği alsınlar. Çünkü bir gün bu mesleği bırakmamız gerekecek. O zaman onlara hem bir meslek bırakmış olacağız hem de vicdanımız rahat olacak.” diyor.

Altay ailesi, hırsı sabırla birleştirerek Sivrihisar’ın bu kadim zanaatini yeni kuşaklara aktarmaya hazırlanıyor. Gümüş tellerin her halkasında biriken bu miras, yalnızca bir el işçiliği değil, aynı zamanda “yapılamaz” denileni başarma iradesiyle birlikte gelecek nesillere taşınıyor.

Kaynak: AnaHaber