Söyleşiye Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Üzeyir Karakülah, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, şehir protokolünden isimler ve çok sayıda davetli katıldı. Söyleşide Türk tasavvufunun ve Türkçenin simge ismi Yunus Emre’nin hayatı, Anadolu irfanındaki yeri ve evrensel mesajları, sunucu ve gazeteci Pelin Çift moderatörlüğünde, Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Tufan Gündüz ve Anadolu Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Haşim Şahin’in katılımıyla derinlemesine ele alındı.

Rektör Adıgüzel: “İlim için bir gönüle ihtiyaç var”

Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, Anadolu Üniversitesinin bir “Yunus Emre Kampüsü” olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Yunus Emre sadece bizim değil, bu toprakların, hatta dünyanın en büyük değerlerinden, gönül erenlerinden bir tanesi. Ancak Yunus en çok bu topraklara yakışır, en çok bize yakışır. Dolayısıyla biz ‘Yunus’ değil, ‘Bizim Yunus’ deriz.”

Kampüsün girişinde yer alan Yunus Emre sözleri ve “doğru odun” heykelinin taşıdığı anlam üzerinde duran Rektör Adıgüzel “Anadolu Üniversitesinin kapısından girerken sizi Yunus karşılar. Kampüsümüzün girişinde ‘İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmezsen ya nice okumaktır’ sözleriyle karşılaşırız. Cumhuriyet Kapısı’nın girişinde ise Yunus Emre’nin Taptuk kapısına kırk yıl doğru odun taşıdığı heykel yer alır. ‘Bu kapıdan eğri odun bile giremez.’ der. Bizler de Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsünde bütün öğrencilerimize bu mesajı veriyoruz.” dedi.

Megali İdea tartışmaları tarihsel ve siyasal boyutlarıyla incelendi
Megali İdea tartışmaları tarihsel ve siyasal boyutlarıyla incelendi
İçeriği Görüntüle

Rektör Adıgüzel konuşmasının devamında eğitimin yalnızca bilgi aktarımından ibaret olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Biz de eğitim öğretim yuvamızın kapısından eğri odunun girmemesine, girdiyse de buradan doğru şekilde çıkmasına gayret eden bir eğitim sürecinden geçirerek öğrencilerimizi uğurlamak istiyoruz. Çünkü ilim dediğimiz şey sadece fiziki olarak bir şeyi görüp anlamakla ölçülebilir bir şey değil. Bunun için her şeyden önce ilim için bir gönüle ihtiyaç var.”

Çift: “Yunus Emre’yi tanımak, sadece ismini duymaktan derindir”

Söyleşinin moderatörlüğünü üstlenen ünlü sunucu ve gazeteci Pelin Çift, toplumsal bir yanılgıya dikkat çekerek bir ismin çok sık duyulmasının o kişinin hayatına ve felsefesine hâkim olunduğu anlamına gelmediğini belirtti. Çift "Yunus Emre hepimizin çocukluğundan beri kulağına çalınan bir değer. Ancak neden bu kadar kıymetli olduğunu gerçekten öğrenmeliyiz." diyerek sözü uzman tarihçilere bıraktı.

Yunus Emre’nin toplum tarafından çok sık duyulan bir isim olmasının, onun düşünce dünyasının yeterince bilindiği anlamına gelmediğini ifade eden Çift, şu değerlendirmelerde bulundu: “Ben de aynı hataya düşüyorum. Sanki birinin ismini hayatımız boyunca çok fazla duyarsak, onun hayatına hâkim olduğumuzu zannediyoruz. Yunus Emre hepimizin çocukluğundan beri kulağına çalınan, Türkçeye ve Türk edebiyatına katkılarıyla anılan çok büyük bir değer. Ama ben bugün gerçekten ‘Yunus neden kıymetli?’ sorusunun cevabını öğrenmeyi arzu ediyorum.”

Prof. Dr. Şahin: “Yunus, Selçuklu ve Osmanlı’nın doğuşu arasındaki manevi köprüdür”

Söyleşide konuşan Prof. Dr. Haşim Şahin “Bizim Yunus” ifadesinin yalnızca bir aidiyet vurgusu olmadığını, aynı zamanda güçlü bir tasavvufi hikâyeye dayandığını anlattı. Yunus Emre’nin Anadolu’nun manevi iklimini şekillendiren isimlerden biri olduğunu belirten Şahin, “Niye ‘Bizim Yunus’ diyoruz? Çünkü bizim doğduğumuz topraklarda doğdu, bizim yaşadığımız coğrafyada yaşadı, ömrünü buraya adadı.” dedi.

Konuşmasında, Anadolu Üniversitesi kampüs girişinde yer alan “doğru odun taşıyan Yunus Emre” heykeline de değinen Prof. Dr. Şahin, Yunus Emre’nin Taptuk Emre dergâhındaki yolculuğunu şu sözlerle anlattı: “Bizim üniversitenin giriş kapısında sırtında odun taşıyan bir Yunus Emre heykeli var. Bizim Yunus Emre’miz dergâha kırk yıl eğri odun sokmamış. Fakat bazen insan verdiği emeğin karşılığını göremediğini düşünür. Yunus Emre de bir süre sonra ‘Bu iş bana göre değil.’ diyerek dergâhtan ayrılıyor ve kendisine başka bir mürşit aramak üzere yola çıkıyor.”

Yolda karşılaştığı iki dervişle yaşanan menkıbeyi paylaşan Prof. Dr. Şahin, Yunus Emre’nin kendi manevi mertebesini fark ettiği anı dinleyicilere aktardı: “Dervişler dua ediyor, gökten sofralar iniyor. Sonunda Yunus Emre dua ettiğinde iki sofra birden geliyor. Dervişler şaşırıp ‘Sen kimin yüzü suyu hürmetine dua ettin?’ diye soruyorlar. Yunus Emre de ‘Keramet bende değil, sizde. Siz kimi andıysanız ben de onun hürmetine dua ettim.’ diyor. Bunun üzerine dervişler, ‘Biz Taptuk Emre dergâhındaki Yunus Emre isimli veliye ulaşmaya çalışıyoruz.’ cevabını veriyorlar. Yunus Emre de aslında aranan kişinin kendisi olduğunu o anda anlıyor.”

Prof. Dr. Şahin, menkıbenin devamında anlatılan “Bizim Yunus mu?” hikâyesinin, söyleşinin başlığına ilham veren önemli bir anlatı olduğunu ifade etti: “Yunus Emre dergâha geri dönüyor ama kapıyı sert vurup çıkan insanın aynı rahatlıkla geri dönemeyeceğini düşünüyor. Annesi ona, ‘Kapının eşiğine yat. Şeyh seni görünce “Hangi Yunus?” derse git ama “Bizim Yunus mu?” derse boynuna sarıl.’ diyor. Sonunda cevap ‘Bizim Yunus mu?’ oluyor. O yüzden hepimiz bulunduğumuz yerlerde, bulunduğumuz ortamlarda ‘Bizim Yunus’ oluruz inşallah.”

Prof. Dr. Gündüz: “Türkçenin gönül dili olması bir yarış değil, Yunus’un doğasıdır”

Prof. Dr. Tufan Gündüz ise Yunus Emre’nin evrensel bir figür olarak sunulurken dini ve etnik kimliğinden koparılmaması gerektiğini söyledi. Yunus’un İslam ve Türk kültürüyle yoğrulmuş gerçek kimliğine vurgu yapan Gündüz "O dönemde tasavvufun inceliklerini Türkçe ile anlatmanın zorluğuna rağmen Yunus, bir iddia peşinde koşmadan Türkçeyi bir gönül dili yapmıştır." dedi. Prof. Dr. Gündüz konuşmasının devamında “Yunus Emre’yi evrensel bir düşünür olarak anlatırken onu Anadolu’dan, Türk kültüründen ve İslamiyet’ten ayrıştıran bir yaklaşım ortaya çıktı. Dostluk, barış, kardeşlik diyen ama kaynakları olmayan bir Yunus tiplemesi oluşturuldu. Oysa bir gayrimüslim aydın kendi düşünce dünyasını nasıl Eski Yunan’dan, Hristiyanlıktan, Roma’dan besliyorsa Yunus Emre’nin de beslendiği kaynakları görmezden gelemeyiz.” dedi.

Yunus Emre’nin yaşadığı dönemin siyasi ve toplumsal şartlarına değinen Gündüz, 13. yüzyıl Anadolu’sunun büyük bir kargaşa içerisinde olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Bir tarafta Moğol istilasının getirdiği yıkım, diğer tarafta Selçuklu taht mücadeleleri, Bizans baskısı ve iç karışıklıklar var. İnsanlar böylesine zor bir dönemde dinden, ahlaktan, erdemden ve imandan söz ediyorlar. Yunus Emre de bu karmaşa içerisinde insanlara bir erdem dünyası kurmaya çalışan isimlerden biri.”

Yunus Emre’nin düşünce dünyasının temelinde İslam’ın yer aldığını belirten Gündüz, bu anlayışın kökeninde Ahmet Yesevi geleneğinin bulunduğunu ifade etti: “Türkler Müslüman olduğunda en büyük meselelerden biri İslamiyet’i Türkçe nasıl anlatacaklarıydı. Ahmet Yesevi hadisleri ve ayetleri Türkçeye tercüme ederek bunu şiir diliyle anlattı. Anadolu’daki pek çok sufi hareket kendisini Ahmet Yesevi’ye dayandırmaktan gurur duydu. Yunus Emre de bu gelenekten geliyor.”

Konuşmasında Türkçenin tasavvuf dili hâline geliş sürecine de değinen Prof. Dr. Gündüz, Yunus Emre’nin Türkçeyi bilinçli bir ideolojik mücadeleyle değil, doğal bir ifade biçimi olarak kullandığını söyledi: “Yunus Emre’nin bir Türkçe davası yoktu; o Türkçe söyleme gücünü yakaladığı için Türkçe söyledi. Çünkü tasavvufi metinleri Türkçe yazmak o dönemde çok zor bir işti. Türkçe terimler henüz oluşmamıştı. Buna rağmen Yunus Emre, tasavvufun derinliklerini Türkçeyle anlatmayı başardı.” Anadolu’da gelişen Türkçecilik hareketine de değinen Prof. Dr. Gündüz, Aşık Paşa ve Kaygusuz Abdal gibi isimlerin Türkçenin tasavvuf dili olarak güçlenmesinde önemli rol oynadığını ifade etti.

Dinleyicilerin yoğun katılım gösterdiği ve merak edilen soruların yanıtlandığı soru-cevap bölümünün ardından etkinlik sona erdi. Programın kapanışında, günün anısına Pelin Çift, Prof. Dr. Tufan Gündüz ve Prof. Dr. Haşim Şahin adına doğaya kazandırılan fidanların bağış sertifikaları Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz tarafından takdim edildi.

Kaynak: AnaHaber